19.11.2007

Apocalypto


*****


Apokalipto ya da İnsanın Yıkım İştahı

Amerika'da bin yılı aşkın bir süre hüküm süren Maya uygarlığının, son/zor zamanlarından bahseden filmiyle Mel Gibson tekrar karşımızda. Daha önce "The Passion of The Christ"'ta, Hz. İsa'nın kan revan içindeki son saatlerini -kan görmekten kafamız bulanmış vaziyette- izlettiren Gibson, şimdi de, topraklarına Avrupalıların ayak basmasına günler kalmış, adeta kan deryası içinde debelenen koca bir uygarlığın kanlı-karanlık günlerini anlatmakta.

Ne kadar çok "kan" dediğimin farkındayım; ancak savaşın ritüellerine ve vahşetine aşık bir yönetmenden ve filmlerinden bahsediyorum. Kendisi, diğerlerinde olduğu gibi bu filminde de seyirciye adeta: "Kan çıkmazsa para yok." der gibidir…

***

Film aslında, "Jaguar Pençesi" adlı genç bir yerlinin ekseninden, olağanüstü sürükleyici bir macerayı anlatıyor. Orman içinde, küçük ve sakin bir köyde, mutlu mesut yaşayıp giden "Pençe" ve hemşerilerini bekleyen gelecek, acaba tüm Maya uygarlığının istikbalinden farklı bir seyir mi izleyecek?.

"Büyük bir uygarlık, kendi içerisinden parçalanmadıkça, fethedilemez" özlü sözüyle başlayan filmde; cahil bir halkı yalanlar ve dinsel göz boyamalarla yöneten imparatorlarıyla, yine o zavallıları vahşi bir inancın kurbanı haline getiren iğrenç yöneticileriyle, bir uygarlığın içinden parçalanışını görüyoruz görmesine ama; eğer bu içten parçalanma olmasa sonuç başka türlü mü olacak sanki? Önde, elinde kocaman haçıyla papaz, etrafında ateşli silahlarıyla karaya çıkmakta olan beyaz adamlara karşı onlar, ellerindeki oklarla ve sopalarla ne kadar süre daha dayanacaklar ki…

***

Önceki filmi "İsa'nın Çilesi", bize her şeyden önce Mel Gibson' ın ne kadar bağnaz bir dinci olduğunu göstermiş, bu nedenle çoğu kişi gibi beni de kendisinden epey soğutmuştu. Apocalypto'da ise, sanırım konu, beyaz adamların hıristiyanlığı olmadığı, kızılderililerin "ilkel" dini olduğu için, "din" bu durumda pek bir yalnız, korunmasız bırakılmış.

Bununla birlikte, benim için şaşırtıcı olan asıl husus: "İşte sizin uygarlık dediğiniz vahşiler böyle bir şeydi; aslında beyaz adam, onlara gerçek uygarlığı getirdi." gibisinden kimi eleştirmenlerin öne sürdüğü "misyoner" bir havayı, -ne yalan söyleyeyim- kesinlikle hissetmedim. Üstelik, filmin sonundaki, Jaguar Pençesi'nin yeni bir hayata dair, belki de içgüdüsel tercihi, -beklenenin aksine- bu yöndeki eleştirileri silip atacak netlikteydi. Ki anlaşılan, Gibson bizi şaşırtmaya devam edecek gibi görünüyor.

***

Maya uygarlığının, bugün ormanlar içinde kalakalmış bir kaç piramitten ibaret kalıntısında, fazla uzak olmayan bir gelecekte insanlığın yeniden içine düşebileceği kaosun izlerine rastlamak, hiç de imkansız değil.

Tüm bu yaşanmış ve yaşanacak felaketlerin sorumlusunun insanoğlu ve onun bir türlü doyurulamayacak "yıkıcı iştah"ı olduğu gerçeğini, filmimizde köyün bilge kişisinin anlattığı, insanın yaradılışına dair hikaye nasıl da ortaya koyuyor:"Ve insan yalnız kalmış, hüznün derinliklerinde yüzüyordu. Etrafındaki tüm hayvanlar ona yaklaştı ve şöyle dediler: Seni bu kadar üzgün görmek istemiyoruz. Sen dile, biz gerçekleştirelim. İnsan dedi ki; daha iyi görmek istiyorum. Akbaba dedi; görüşüm senin olsun, al. İnsan dedi ki; daha güçlü olmak istiyorum. Jaguar cevapladı; benim kadar güçlü olacaksın. Sonra insan dedi ki; yeryüzünün sırlarını öğrenmek istiyorum. Yılan dedi ki; hepsini sana ben göstereceğim..

Bir süre sonra baykuş diğer hayvanlara dönerek şöyle dedi: Artık insan daha çok şey biliyor ve daha çok şey yapabilir. Artık korkmaya başladım. Geyik şöyle cevapladı onu; insan, ne istediyse aldı; artık üzüntüsü bitecek. Ancak baykuş böyle düşünmüyordu: İnsanda hiçbir zaman dolduramayacağı bir boşluk gördüm. Onu üzen ve devamlı istemesine sebep olan şey işte bu boşluk. O almaya devam edecek. Ta ki yeryüzü ona şöyle diyene dek; artık bende sana verecek hiçbir şey kalmadı…"

***

Benim gibi siz de, Mel Gibson'ı önceki filminden dolayı küçümseyenlerdenseniz; biraz zorlamayla da olsa gittiğim bu filme gidiniz ve kendine has bir yönetmenin ustalaşmakta olduğuna tanıklık ediniz.

Mel Gibson bu yapıtıyla, tarihi bir hamura boca ettiği kanla, dehşeti bir güzel yoğurmuş, aksiyon ve gerilimle süsleyerek önümüze koymuş.. Tabii ki tavsiyemiz, midesi kaldırabilenlere..

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...