12.11.2007

Kader



Şimdiye kadar çekilmiş en iyi Türk filmlerinden Masumiyet'in de yönetmeni olan Zeki Demirkubuz'un son filmi Kader, Antalya Altın Portakal'da "En İyi Film" seçilmişti..

Masumiyet'te tanık olduklarımızın öncesine bakan bu merakla beklediğim yeni Demirkubuz filmi, kahramanımız Bekir'in o filmdeki meşhur monoloğunda söylediklerini -bazı farklılıklar olsa da- bize bir bir anlatmakta..

Kader'in -Masumiyet'in de- her yerde rastlayabileceğiniz en kısa özeti şudur: Bekir Uğur'a aşıktır; Uğur Zagor'u sevmektedir, Zagor ise suç işlemeyi..

İki filmin bu kısa özeti, aslında çekilmiş ve çekilecek daha binlerce filmin de özetidir..

Bekir, İstanbul'un bir varoşunda yaşayan, nispeten zengin bir babanın himayesi altında büyüyen, dört gözle beklediği askerliğini yaptıktan sonra da yine babasının bulduğu iyi bir aile kızıyla evlendirilmeyi uman; kendi halinde, sessiz ve utangaç bir gençtir..


Müşteri girdiği pek görülmeyen, Bekir'in bütün gün çalıştığı/uyukladığı mobilyacı dükkanına bir gün esas kızımız Uğur, bir güneş gibi doğar..

Bekir'in bu uyuşuk dünyası Uğur güneşiyle önce şöyle bir sarsılacak; sonra da bu ışık, içinde uyuduğu anlaşılan "canavar"ı uyandıracak ve Uğur'un "uğursuz" etkisiyle adeta manyaklaşan çocuğun hayatı, asla bir daha eskisi gibi olmayacaktır..

Ufuk Bayraktar, film boyunca Bekir'in girdiği-çıktığı tüm halleriyle gözümüzün önünde adeta bir metamorfoz sergiliyor ve finale doğru artık Masumiyet'in Bekir'i Haluk Bilginer'e iyice yaklaşıyor..

Elbette ki Zeki Demirkubuz'un üstün oyuncu yönetimini göz ardı etmeden, bu parlak yeteneği ve "kaşif"ini kutluyorum..



Uğur ise, davranışlarında babasızlığın ve annesinin -bir yerde mecburiyetten- "hafif"liğinin izlerini taşıyan; kenar mahallenin güzelliğinden emin ve bütün bu nedenlerle de alaycı, hırçın kızıdır..

O da en az Bekir kadar aşıktır ama başkasına.. Farklı olarak, onun aşkına -hiç değilse- yanıt verecek bir sevgilisi vardır; ancak hapishanelerden neredeyse hiç çıkmamaktadır ki..

Zagor denen bu herif, dışarı çıktığı zamanlarda -hatta içerdeyken bile- durmadan adam kesme makinesi gibi çalışan bir psikopattır..

Vildan Atasever Uğur'u oynarken gayet başarılı ama Masumiyet'in Uğur'u Derya Alabora akla geldiğinde ise oldukça soluk kalmakta; rol arkadaşının, Bekir rolündeki başarısını ne yazık ki onda bulamıyoruz..


"Aşk köpekliktir" aforizmasını ana fikir edinmiş görünen filmde, Masumiyet'in kırda söylenmiş olan o ünlü tiradının "hafif versiyon"unu, bu filmin sonlarına doğru izbe bir odada, kafa aynen -eskisi gibi- dumanlı bi vaziyette, tekrar Bekir'den dinlemek; Demirkubuz filmlerinin alameti farikalarından biri olan, "kendiliğinden açılan kapılar"la finalde karşılaşmak ve oldukça yoğun bir şekilde filmin atmosferini oluşturan -gerçekteki yaşantımızda da olduğu gibi- televizyon görüntü ve seslerinin varlığı yine pek etkileyiciydi..

Filmimizin sonunda, kahramanlarımızın tükendiği bir durumda vardıkları konsensus: "kaderimse çekerim" olduğu görülmektedir..
Ama tüm bu yaşananların kader olduğu ne kadar doğrudur?.


Yönetmenin ve kahramanların "kader" dediği şey,  apaçık ki onların/bizlerin yaşantıları süresince yaptıkları seçimlerden ibarettir ve yalnızca budur..
Bu seçimlerinde ne kadar özgür oldukları hususu ise ayrı bir konudur ve bu da yine, kader değildir..



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...