24.03.2008

No Country for Old Men : İhtiyarlara Yer Yok



Görmediğim bir filmi sırf Oscar almıştır deyu -asla- izlemeye kalkışmam..
Daha doğrusu, dünyanın bu meşhur yarışmasından umudumu keseli çok yıllar oldu..
Gerçi benim sevdiğim filmleri de ödüllendirdiği görülmemiş bir şey değilse de Oscar amcayla yaşadığım hayal kırıklıkları, hep daha fazla olmuştur..
Tıpkı bu yıl, The Assassination of Jesse James by The Coward Robert Ford veya Eastern Promises gibi mükemmel yapıtları es geçmesinde olduğu gibi..

Son Oscar'dan bol ödülle çıkan, ancak, “çakma” sinema eleştirmenlerinden Haşmet ile Hıncal ekürisinden geçerli not alamadığı gibi yerin dibine de batırılan; alemin duayenlerinden Atilla Dorsay tarafından ise yere göğe sığdırılamayan İhtiyarlara Yer Yok'u bu durumda gel de izleme bakalım..

Bir zamanlar Fargo'larına hayran kaldığım Ethan ve Joel Coen Kardeşler´in yönettiği bu filmin aldığı diğer ödüllere belki benim de itirazım olabilir ama, en iyi yönetmen ödülüne dokunulmasın derim ben..



Filmin, perdeden bize yansıyan, bütününü kapladığı halde asla göze sokulmayan "alaycı şemsiyeli" gerilimini ve başından sonuna kadar hakimiyeti azalmayan tuhaf, tekinsiz atmosferini inkâr etmek mümkün değil..
Ve öncelikle kutlanması gerekenler bu özgün üslubu bir damga gibi filmlerine basan Coen kardeşler elbette.


Hadi Hıncal'ı anlarım da o deruni bakışlı Haşmet Babaoğlu, filmin derinlerine mükemmel incelikte döşenmiş sarkastik ve de özgün katmanı (Yeterince entel görünebildim sanırım.) nasıl olmuş da fark edememiş.. 







Ki filmi, "şiddet uygulayan sıradan bir katilin maceraları" olarak seyreylemiş.
Filmi izlemek için sinemada bulunduğu zaman dilimi, onda nadiren vuku bulduğunu sandığım, derinlerden yüzeye çıkış anına rastlamış olmalı.. 
Yoksa onun, bir "sarkastik şemsiye"nin ucuyla dürtülmeye muhtaç olduğunu hiç sanmıyorum..



Ona buna sataşmaya burada bir son vererek, filmimize geri dönersek:
Son yıllarda gördüğüm ve beğendiğim birçok filmin de mekanı olan ABD'nin Meksika sınırına yakın bir yerdeyiz.
Kendisine kaynakçı süsü veren oysa avcılık ya da "beleşçilikle” geçindiğini sandığımız Llewelyn (
Josh Brolin) adında bir adem, uçsuz bucaksız bir arazide kanlı bir mafya kapışmasından arta kalan cesetlerin arasında, içinde milyonlarca doların bulunduğu bir çantaya "sahibi yoksa benimdir" evrensel hükmü gereğince el koyar.




Böyle bir başlangıç yapan hangi filmde, hangi "şanslı" kahraman o paralardan bir hayır görmüş ki bizim Vietnam gazisi Llewelyn Moss efendi görsün..
Filmin belki de tek klişe denebilecek yeri aha burası. 

Gerisi, tahminlerinizi hep alt üst edecek bir çizgide devam edip gidiyor.





Filmin başat karakteri, Javier Bardem'e ödülü getiren Chigurh'a gelince: Duruşu, tipi ve her yere elinde taşıdığı hastane tüpünden mamul "delici" silahıyla tuhaf bir "karikatür kahraman" misali ortalıkta dolaşan, tam anlamıyla soğukkanlı, robotumsu bir katil kendisi.
"Mecburiyetten" öldürdükleri dışında, müstakbel kurbanlarını yazı-tura oyunuyla belirleyen; geçmişi, nereden gelip nereye gittiği ve ne yapacağı belirsiz bir psikopat.





Filmin üç ana karakterinden -nispeten boyut kazandırıldığından olsa gerek- en normal gibi görüneni, Tommy Lee Jones'un canlandırdığı, kasabanın yorgun şerifiydi. 
Kendisi aynı zamanda, filme adını veren ihtiyarlardan birini simgelemekte gibidir..
Her ne kadar normal dediysek de normalliği bu film için geçerli.. 

Yoksa, bütün film boyunca son zamanlarda artan aşırı şiddetten şikayet ederek "hey gidi eski günler" geyiği çeviren, olay mahalline iş işten geçtikten sonra -o da lütfen- vasıl olan, katilin yaptığına ve yapacaklarına kocakarılar gibi yazıklanan bir şerif, başka bir filmin ancak en anormal tipi olabilirdi..




Bu üç kahramanın oldukça enteresan bi şekilde hiçbir sahnesinde bir araya gelmedikleri (Bu tespitim umarım doğrudur) No Country For Old Men, ne anlattığı değil de nasıl anlattığı mühim olan filmlerden.
Evet, sinemada -tersi de geçerli olarak- böyle bir ayrım var. 

Şaheser olanı, ikisinin de mevcut olması elbette. Yani anlatılan şeyin de, nasıl anlatıldığının da "mükemmel" olması. Onlara "baş yapıt" deniyor zaten ve haliyle de nadir bulunuyor.
Ancak unutmayalım, bu ödüller de her yıl verilmek zorunda..

4 /5




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...