4.04.2008

Ara :: Mazi Kalbimde Yara


Bir babanın küçük oğluna cümbüş eşliğinde söylediği bir türküyle başlar Ara: Ufuklara yaslanmış yorgun dağlar sırayla..

Bu solgun ve dingin görüntüler, filmin dört ana kahramanından biri olan Veli'nin çocukluğundan belleğinde kalmış bir sahnedir..

Tuhaf bi şekilde- hem neşe hem de hüzün barındıran bu eski türkü, uzak ya da yakın maziden kaynaklanan “ilişkilerden” yorulmuş, henüz genç sayılabilecek yaştaki şu kent insanlarını da anlatır gibidir:

Gül (Selen Uçer): Daha küçükken boşanmış bir Fransız anneyle, Türk babanın tek çocuğudur ki kendisinden –zamanla- ne Türk ne de Fransız olabilmiş 'dengesiz' bir kadın oluşmuştur..

Babaannesinden kalma -filmin tamamının da içinde kotarıldığı-tarihi bir apartman dairesinin sahibesi de olan Gül, çok zengin olmasa da hiçbir zaman yoksulluk çekmemiş bir hayattan gelmektedir.. 
Oturduğu başka bir evi vardır ve bu eski daireyi reklam ve dizi film çekimlerine mekan olarak kiralamaktadır..
Anne ve baba yoksunluğu yanısıra, 'cadı' bir babaanne tarafından büyütülmek, -açık sözlü ancak az konuşan- Gül'ün hayata pek hazır olmadan katılmasında önemli bir neden olmuştur.. 

Zaten kaç kişimiz 'hazır' daldık ki şu hayat denen ırmağa?.




Ender (Erdem Akakçe): Gül'ün ihtiyaçtan değil de 'hayata karışmak' için çalıştığı şirketin kısa boylu ve şişman olan ve de bu 'özelliklerini' kendine dert etmiş görünen patronudur.. 

Buna rağmen, aralarında denklik problemi mevcut bulunan Gül'le -kendinin de pek bir anlam veremediği şekilde- 'büyük bir aşk' yaşamaktadır..
Ender, yazar olmak çok istemiş -ama ola ola öğretmen olmuş- bir babanın, zenginliğe kavuşmuş tüccar oğlu olduğu halde 'hayatta hiç bi bok olamamak' kompleksi içindedir.. 

Gösterdiği doyumsuzluklara son örnek olarak, -yemelere doyamadığı- sevgilisi Gül'ü de dahil etmiştir.. 
'Ayakkabıya çifte düğüm atmayı' bile ondan öğrendiğini şaşkınlık içinde anımsayan Ender, bu kıza adeta tapmaktadır..
Ancak, Gül'le ayrıldıklarını gördüğü rüyasından bile gözyaşlarına boğulacak şekilde etkilenen Ender efendi, bu sevgilisini ortak arkadaşıyla aldatmakta ise hiç bir beis görmez..
Bitmez.. Gül de aynı şekilde davranır.. Aşağıda bahsedeceğim o ortak arkadaşlar da..
Bütün bunları -dedikoducu kadınlar misali- daha fazla dayanamadığım için hemen eklemek zorunda kaldım.. 

Anlayacağınız, çok enteresan bir filmle karşı karşıyayız..





Veli (Serhat Tutumluer): Ender'in okuldan arkadaşı ve iş ortağıdır.. 
Arkadaşının tam tersi özelliklere sahip, yani, yakışıklı, bakımlı, romantik ve sakin bir kişiliktir..
Lakin bu sakin kişiliğin altında 'gizli' bir volkan içten içe kaynamaktadır.. Hem de ta çocukluğundan beri..
'Özel' durumuyla savaşmaktan yorgun, pes etmiş gibi görünse de bu 'acayip' dörtlünün girift ilişkilerinde elinden geleni yapmaya kararlıdır..

Selda (Betül Çobanoğlu): İlk iki kahramanımıza göre, -Veli'yle birlikte- dörtlünün dışarıdan daha 'dengeli' gibi görünen bir şahsiyetidir..
Ender'in çocukluk arkadaşı olan Selda, Veli'nin de hali hazırda karısıdır ki birbirlerine pek yakışmaktadırlar..
Bütün bu dışardan görünen parlak yaldızın altından -biraz da zamanın etkisiyle- ortaya çıkanlar hiç de iç açıcı değildir..

Bu cümleden olarak, Selda’nın, Veli'nin 'çok yönlü' aldatmalarının altında kalmayacak biri olduğunu anlamakta çok da gecikmeyiz..






Tuzu Kuru Kesimin Sıra Dışı Hikayesi

İlk filmi "9" la gönlümüzde yer etmiş Ümit Ünal'ın, 'çok yönetmenli' Anlat İstanbul'dan sonraki son filmi Ara, 1996-2005 yılları arasındaki on yıllık bir zamana yayılan sıra dışı bir hikayeyi geleceği dahi önceden gösteren 'kronolojik gidip-gelmeli' bir kurguyla anlatıyor..

Sınırlı sayıdaki ana hikaye kahramanlarına ek olarak, filmin geçtiği mekanda o arada çekilmiş reklam ve dizilerden görüntülerle tip ve olayların zenginleştirilmesi filmin olası sıkıcılığını azaltmakta önemli bir rol oynamış.. 

Ayrıca hemen söyleyeyim ki bu 'parça' görüntülerin ana filme 'ataşlanması', sahnelerin geçişinde asla kopukluk hissettirmediği gibi gayet güzel bir akışkanlığı da -çok ustaca- sağlamakta..

Tam benim sevdiğim gibi, yani, hikayenin o anki duygu iniş ve çıkışlarından bağımsız, sadece geçişlerin altını çizen 'minimal' bir müzik kullanımı çok şıktı..
Arada bir sokaktan geçen, "sikkerim lan" replikli tinercinin bağırışı, köpek havlamaları ya da ezan gibi sokak seslerinin filme 'inandırıcılık' sağlayan katkılarını da zikredeyim..

İnandırıcılık, bence bu filmin olumsuz eleştiriye pek açık kalan yumuşak karnını oluşturuyor.. Türkiye'nin malum yokluğundan, yoksulluğundan çıkarak sınıf atlamış, ancak yaptıklarından ya da ürettiklerinden tatminsiz, ne alaturka, ne alafranga olabilmiş ne de bir senteze varabilmiş yani 'arada kalmış' bu insanların kendi içlerindeki debelenmeleri, sanki filmin sahiciliğine engel gibi durmakta.. Oysa birilerinin, 'tuzu kuru' kesimin, -geniş kitleleri pek ilgilendirmediği düşünülen, ancak kendilerince pek mühim olan- bu sorunlarına yönelmesi, bence gayet doğal ve de sahici..

'9'un kimi ayak izlerini takip eden, tek bir mekanda geçmesi ve rahatlıkla bir tiyatro oyunu olabilecek yapısıyla bana, bir otel odasında geçen Richard Linklater’in Tape (Kaset) filmini anımsatan Ara; tiyatro kökenli oyuncuların başarılı oyunları ve asıl başarıyı sağlayan geveze ama doğal diyaloglarıyla 'sıradan olmamaya yeminli' bir yönetmene yakışan, sıra dışı bir film..






Nereden Sevdim O Zalim Kadını


Ara, aşk'ın -hiç de öyle sanıldığı gibi- manevi bir takım hezeyanlarla dokunulmazlık kazandırılan yüce bir duygu olmadığını, tamamen insani (Aslında hayvani demek daha doğru.) güdülerle gerçekleştirilen, temelinde, 'şehevi' yakınlaşmaların bariz bi şekilde önemli yer tuttuğu davranışlar bütünü olduğu tezini savunuyor..
Zaten filmin, birbirlerini -gerçekten- çok seven adeta tapan kahramanlarının, aldatmalar, yalanlar, suçlamalar ve inkârlar üzerine kurulu dünyalarında gayet rahat halleri, bu tezi doğrulamakta..

Aşk üzerine bu 'gerçekçi' yorumun, -koca sinemada tek başıma filmi izlemiş olmamla da açıklanacağı üzre- ülkemizde pek rağbet görmeyeceği aşikârdır.. 

Ancak, irtibat sağlandığı takdirde, Ara'nın yurt dışında, özellikle Avrupa'da önemli yankılar bulması da bence kuvvetle muhtemel..

Kurgudaki gidip gelmeler en son, işlerin henüz yolunda gittiği 2000 yılının Yılbaşı partisinde karar kılmıştır..
Partinin sona ermesiyle birlikte, tüm film boyunca sıkışıp kaldığımız o meşum evden kamerayla birlikte biz de kendimizi sokağa atar, 'iki arada bi derede' doyumsuz kalmış bir dünyayı arkamızda bırakarak gecenin karanlığına karışırız..


4.5  /5




1 yorum:

Işıl Yılmaz dedi ki...

Ara'yı ben de beğenmiştim.
Fakat sizin film üzerine yaptığınız bu analiz çok daha iyi :)

Bence bu işi profesyonelce yapmalısınız.
Sitenizin takipçisi olacağım :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...