13.06.2008

Frontier(s) / Sınır(da)



Oysa film ne kadar da etkileyici bir başlangıç yapmıştı..
Karnındaki ceninin ultrason görüntülerine sesiyle eşlik eden genç ama yoksul bir kadının sitem dolu sözlerini işitiriz ilk önce..
Daha sonra da televizyon haber filmlerinin büyütülmüş kadrajlarından mamul, çizgili ve grenli görüntüler üzerine bindirilmiş, belirip, kaybolan isimlerle oluşturulmuş başarılı bir jenerik perdede akmaktadır..

Haber görüntüleri, Fransa'da örneklerine oldukça sık rastladığımız 'varoşlarda isyan' havasındaki sokak gösterilerinden, yani, en son 1 Mayıs'ı idrak etmiş biz İstanbullulara hiç de yabancı gelmeyen, gösterici-polis çatışmalarının genel enstantanelerinden ibarettir..

Hakkında fazlaca bilgim olmasa da bir korku filmi izleyeceğimi biliyordum elbette.. Lakin, bu etkili görüntüler, filmle ilgili beklentilerimi ikiye katlamıştı..

Jeneriğin sonunda bu genel ve flu görüntüler aniden kesilip, filme özel, net görüntüler perdeye yansıdığında, şöyle, sosyal ve politik meselelerin de içinden geçtiği, korku ve de gerilimin doruğa ulaştığı bir film izlemeye kendimi hazırlamak üzere, koltuğuma iyice bir yayıldım..





Koltuktaki Hesap Perdeye Uymaz

Fransa başkanlık seçimleri sırasında, sağcı hükümete karşı Paris'te ayaklanma çıkmış, ortalık karışmıştır..
Göstericiler polisle çatışmakta, kentte yangınlar, yağmalar meydana gelmektedir..


Filmin, baştaki, özümü heyecanlandıran bütün sosyo-politik numarası, işte bu bir kaç dakikalık açılış bölümüdür..
Biraz ilerde, Hitler ve Neo-Nazizm ile de karşılaştık ama, bu bölümde, 'sado-mazo’ soslu bir porno filmindeki Nazi subayının maceralarında bulunabilecek, politik içerik düzeyine bile ulaşılamadığını da görecektik..
Tamam.. Siyasete şöyle bir dokunup direkt korku deryasına dalabilirsin, ki bunda bir yanlışlık da görmüyorum.. Ancak, bir filmin de -ele gelecek- bir senaryosu olur be kardeşim!.





Kaçılın Devrim Yapıyorum


Hikayeye geri dönecek olursak: Kamera, jenerikten sonra, kentteki malum kargaşadan yararlanarak soygun gerçekleştirmiş, çoğu Müslüman olan bir grup varoş gencine yönelir..
Ve aynı kamera, polisle silahlı çatışmaya da giren, bir arkadaşlarını bu çatışmada kaybeden gençleri, filmin sonuna kadar da takip ederek, başlarına gelecekleri tüm 'abartı ötesi' çıplaklığıyla gösterir..

En başta bahsettiğimiz- hamile olan genç kadın ve arkadaşlarından ibaret dört kişilik bu grup, polisten kaçarak Fransa sınırını aşmak ve de Hollanda' ya kapağı atmak niyetindedir..
Filmin daha başında öyle kaçıp da kurtulmak nerede görülmüştür..

Onları, sınıra yakın bir yerde, adeta korku filmi çekimi platosu olarak tasarlanmış bir pansiyon, terkedilmiş bir maden ocağı ve bu meşum mekanlara yaraşır beterlikte insan -ya da benzeri- görünümlü mahluklar beklemektedir..





Bundan sonrası, -koltuktan seyirci zıplatma garantili- gürültü desteğini arkasına almış korku filmi numaralarının 'sınırsız' resmi geçididir: Vücutta toplu iğne başı kadar boşluk bırakmayan kan banyoları, işkencenin, vahşetin, kanın ve pisliğin -fütursuzca- boca edilmesi..


Frontier(s) ile Fransız sinemasında devrim yaptığını zanneden yönetmen Xavier Gens: "Bu film, sıkıcı ve uzlaşmacı Fransız sinemasının suratına inen bir tokattır. 
Kendinizi frenlediğiniz takdirde böyle bir filmi yapamazsınız." buyurmuş.. Ki filmini izledikten sonra, ben de, kendisinden önceki tüm Fransız yönetmenlere, kendilerini frenledikleri için derin şükranlarımı sundum..

Ayrıca devrimci yönetmenimiz şunu da demiş: "Bence bir filmin amacı, izleyiciyi daha ilk anda hayalarından yakalamak, sonra tamamen ezinceye kadar daha kuvvetli, daha kuvvetli ezmek olmalıdır.”
Allaha şükrediyorum ki, sayın yönetmenin filmi, tepeden tırnağa -ağızları da dahil- domuz pisliğine bulanmış iki oyuncunun öpüşmeleriyle birlikte beni oramdan değil, biraz daha yukarıdaki midemden yakaladı da sadece akut mide bulantısıyla olayı ucuz atlatmış oldum..


2  /5



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...