1.10.2008

WALL•E

*****

Evvel zaman içinde, sinemalarda, film öncesinde gösterildiğinde kendisiyle karşılaşmış, ‘Pre-Tv’ nesli için, miki filmine (Bunu görünce, aklına başka bir tür gelen, art niyetlilere sesleniyorum: Ben burada, o ‘saf’ zamanlardan bahsediyorum evladım!.), ‘TRT’ nesli için, çizgi filmlere, lisedeki geometri hocamıza göre, ‘cızıh’ filmlere ya da ‘modern’ bir yaklaşımla, animasyonlara, sinemadaki bakış şekliniz nedir?.
Bugüne kadar, kendisine ciddiyetle yaklaşılmasını gerektirecek kadar iddialı ve başarılı örnekleriyle karşılaştığınız halde, hala bu türe karşı çekinceleriniz varsa; siz de artık imana geleceksiniz..

Bu türün, çoğu -hadi aptalca demeyelim ama- 'çocukça' örneklerine de sinemada bolca rastlandığından, çekincelerinize bir yerde ben de hak veriyorum; ama, bu husustaki son şahane nokta, bu filmle konmuş durumda: WALL•E sinemalarda..

Voli İva’yı Seviyo


Yeryüzünün çöple kaplandığı, dünya çevresinin de çöp uydularla dolduğu; düşününce, hiç de mantıksız gelmeyen bir istikbalde, insanoğlu, artık yaşanmaz hale gelmiş bu gezegenden kaçmanın yollarını arar ve çareyi, yaşamlarını, neredeyse gezegen boyutunda inşa ettikleri uzay gemilerinde sürdürmekte bulur..

Önceleri, dünya yeniden temiz bir hale getirilene kadar, geçici bir süre için planlanan bu dünya dışı yaşam alanları; yeryüzünün daha da beter duruma gelmesi ve üzerinde tek bir bitkinin bile yaşama şansı kalmamasıyla, kalıcı hale gelmiştir..

Aradan yüz yıllar geçmiş; insanlar artık, bu 'dünya dışı' yeni ortamlarına 'uyum' sağlamışlardır..
Atalarının kirletilmiş gezegeninden artık pek umutları kalmamışsa da, -daha önceden planladıkları şekilde- dünyaya belli aralıklarla robotlar gönderip, orada bir yaşam belirtisi aramaktan da geri durmazlar..

İşte böyle bir dünyada, çöpler ve çürümüş hemcinsleri arasında dolaşan, uzun adı, 'Waste Allocation Load Lifter Earth-class' olan Wall-e ile tanışırız.. Kendisi, 700 yıl önce, çöpe boğulmuş yeryüzünü temizlemekle görevlendirilmiş robotlardan biridir ve herkesler 'evi' terk ettiği sırada da, güç düğmesi kapatılmadığından olsa gerek, hala çalışmakta/yaşamaktadır..

Güneş enerjisiyle çalışan, insani özellikler gösteren, basbayağı akıllı, neşeli ve sevimli bir robot olan Wall-e, bütün çalışanlar gibi, her gün, güneşin doğuşuyla birlikte iş başı yapmakta, akşamları da evine çekilip, videoda müzikal falan izledikten sonra da uyumaktadır..

Görevi olan, etraftaki çöpleri gövde nahiyesinde biriktirip presleme ve küp kalıplar haline getirip, bunlardan çöp gökdelenleri inşa etme işinde, pek maharetli olan robotumuz; hobi olarak da, kendine ilginç gelen ya da işine yarayabilecek eşyaları toplayıp, biriktirmektedir..

http://fragman.vizyondaki-filmler.com/3/wall-e/wall-e-4.jpg


Wall-e, bu koca dünyada, tek canlı arkadaşı olan bir hamam böceğiyle yaşayıp giderken, -seyrettiği romantik müzikallerin de etkisiyle- eksikliğini hissettiği tek şey olan 'hayatının aşkıyla' buluşunca, hem duygu, hem de gerçek dünyasında büyük değişiklikler yaşamaya başlar..


Kahramanımızın görür görmez çarpıldığı, 'dünyalar güzeli' EVE (Extraterrestrial Vegetation Evaluator), uzun adından da anlaşılacağı üzere, kendisi, uzay gemilerinde yaşayan insanların, bitkisel hayat belirtisi dahi göstermeyen, çöple kaplı dünyaya, düzenli olarak gönderdikleri, ‘yumurtamsı’ bir araştırma robotudur..
Bir dizi yanlış anlamalar, anlaşmazlıklar yaşasalar da, özellikle Wall-e‘nin ‘zengin’ koleksiyonu, epey bir işe yarar ve 'gençler' sonunda birbirlerine iyice ısınırlar..

http://jtaplin.files.wordpress.com/2008/06/wall-e_3.jpg

Her yeni aşık erkek gibi, Wall-e de ne yapacağını şaşırmış, Eve'in etrafında pervane olmuş, dönüp durmaktadır..
Aşık dahi olsa, çoğu kadın gibi, önce mantığının sesini dinleyen Eve; romantik elemanımızın, kendisine çiçek niyetine uzattığı yeni çimlenmiş bir bitkiyi görür görmez, misyonunu hatırlar.. Yüklenmiş programı gereği, çevreyle olan ilişkisini sağlayan devrelerini kapatır ve insanlık için çok önemli bu bilgiyi ulaştırmak üzere, Axiom Uzay Gemisi’ne doğru yola çıkar..
Bu durum karşısında adeta gözü dönen Wall-e, yeni bulduğu biricik sevgilisini çabucak kaybedecek olmanın hırsıyla, boyuna posuna bakmadan, Eve'in peşine takılacak ve böylelikle, olağanüstü, ‘bir uzay yolu macerası’ yaşamaya başlayacaktır..

Teneke Adem ile Havva

'Kayıp Balık Nemo' ile Oscar ödülü kazanmış Andrew Stanton'ın, senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini yaptığı film; -başlangıcından, insanların göründüğü sekansa kadar- sadece, aşıkların birbirlerinin isimlerini tekrarlamalarıyla ve çıkardıkları bir takım seslerle, uzun bir süre, 'sessiz film' kıvamında akar.. Biraz bu özellik sebebiyle, daha çok da, kahramanın kayıtsız kalınması mümkün olamayan sempatikliğinden olsa gerek, filmden, bir 'Şarlo' tadı alınıyor..
Bu cümleden olarak, bir çok önemli fantastik filmin ses tasarımcısı olan, bu filmde de çok yaratıcı bir çalışma yapıp, ayrıca, Wall-e'yi de seslendiren, Oscar ödüllü Ben Burtt'ın adını da zikretmeli diye düşünüyorum..

Hemen her güzel animasyonun altındaki biricik imza olarak göz kamaştıran Pixar, son olarak, bu basbayağı ‘sanatsal’ filmle, bütün eski Pixar filmleri de dahil, türdeşlerinden bariz bir şekilde ayrılarak, bugüne kadar yapılmış bütün animasyonlara, açık ara fark atıyor; haberiniz ola..

2001: A Space Odyssey'e yapılan 'tadından yenmez' göndermelerle, özellikle dikkat çeken filmin, şahane son jeneriğinin tamamını, 'yaşayan efsane' Peter Gabriel'in Down To Earth adlı mükemmel parçasını dinleyerek izlemek ise, doğrusu, kadayıf üzerine kaymak gibi geldi, bendenize..

Animasyon oldukları pek belli olan insan figürleriyle karşılaşana kadar, şahsıma, çizgi olmayan, normal bir film izlediğim hissi verecek kadar gerçekçi ve başarılı bir çalışma olan WALL•E (Müthiş bir yaratıcılıkla, adı VOL•İ olarak Türkçeleştirilmiştir..), sadece, romantik ve bilim kurgusal bir komedi olmakla yetinmeyerek; dünyayı bekleyen büyük tehlikeyi ve insanlığın hızla gitmekte olduğu karanlık geleceği de işaret etmektedir.. Yalnız, tenekeden mamul Adem ile Havva’nın çelimsiz ellerinde, pek sönük de olsa titreyen, bir umut ışığı bırakarak..

Değerlerini unutmuş/unutturulmuş insanlığın, -700 yıl sonra bile- yeniden kendine gelebileceğine; hiç olmazsa, pisleyip, yaşanmaz kılarak terk ettiği dünyasının kıymetini anlayacağına dair zayıf inancını, umarsızca göstererek..

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...