4.01.2009

Ecnebi film seyreylemeyen nesle aşina değilim


"Sen bugüne bugün, naçizane de olsa artık bir sinema yazarısın.. Her zamankinden daha çok birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz şu günlerde bu konuyu hiç açmamalısın.. Türk sinema endüstrisinin hızla filizlendiği köklere kibrit suyu dökmemelisin.." deyu kendi kendime söyleniyor, bu konuyu yazmamak için kendimi tutmaya çalışıyorum ama, yok artık dayanamayacağım..

Biliyorsunuz.. Bir süredir, şu yalnız ve güzel ve de garip ülkemde sadece yerli üretim filmler rağbet görüyor; büyük emekler ve paralar harcanarak üretilmiş filmlerden, en az emek ve parayla kotarılmış uyduruk filmlere kadar..
Ha, bir de üçüncü türden, sanatsal denebilecek çalışmalar var ki, onların 'gişe' kaderi ise pek değişmiş gibi görünmüyor: eskiden de seyredilmezdi, şimdi de rağbet görmüyor.. İşte bir tek, Cannes gazıyla ve medya dürtüklemesiyle falan Üç Maymun biraz kıpırdayabilmiş gibi..

2008’in, Türkiye'de en çok izlenen 10 filmini içeren liste önümde; bu listede tek bir yabancı film yok, hatta ilk 12’de bile yok..
İyi de, 'sinema izler' kardeşim, geçen yıl bir sürü şahane film geldi dışardan; neden seyretmezsin şuncağızları, sana ne yaptılar, ananı, babanı mı öldürdüler?. Yani, senin sinemaya gitme, film seyretme kriterini soruyorum birader, nedir.. söyle?!


Tamam.. Türk yapımlarına büyük ilgi gösteriyorsun, seyrediyorsun, pek şahane de bunun bir de orta yolu yok mu yahu?.
Senden illaki bir Margot at The Wedding ya da Funny Games U.S. izlemeni isteyen yok; anlı şanlı Kara Şövalye'nin bile toplam seyirci sayısı, beş yüz bini bulmamış be ağbicim.. Amma, Recep İvedik'i dört milyonla dağlardan aşırmayı bilmişsin.. aferin!.

Bu iş nasıl oldu, nasıl dönüştü tam anlamıyla anlayabilmiş değilim; fakat bildiğim bir şey varsa o da olayın artık sadece bir 'milli rekabet' haline geldiğidir..

Sinemaları film izlemek için değil de adeta milli maç seyretmek üzre dolduruyoruz gibi geliyor bana..

Türk filmlerine olan bu ilgiyi, yurt dışındaki gurbetçilerin, orada oynanan Türk Milli Takımı'nın ya da Üç Büyükler'in maçlarına gitmelerine benzetiyorum; futbol sevgisiyle falan değil de -sadece- milli hislerin gaza getirilmesiyle oluşan kalabalıklar..

Ecnebi filmlere olan ilgisizliği ise, -diyelim ki- Berezilya (Ege Görgün Oley!) Milli Takımı'nın, Hıncal Uluç'un Çatladıkapıspor'uyla -diyelim ki- Ali Sami Yen Stadı'nda maç yapmasına benzetebiliriz.. Benzemedi mi?. olsun..
Böyle bir maçta tribünlerin dolması mümkün müdür?. bence değildir.. Bu maça gelse gelse sadece Ege Görgün, Murat Erşahin ve Çatladıkapı'dan bir avuç seyirci gelecek, bir de, saha içindeki top toplayıcı çocuklarla bu iş geçiştirilecektir..


Neyse, şu maç olayına biraz fazla daldım, ben yine sinemaya döneyim diyorum ama.. derdimi kime, nasıl anlatayım ki?. Şu yeni nesil mi beni anlayacak?. pehh!.
Anca benim yaştakiler beni anlar diyeceğim de, onların, internete girerken gösterdikleri olağanüstü -ama beyhude- çaba, İzafiyet Teorisi'ni geliştiren Einstein'da bile görülmemiştir ki, bir ağa bağlansınlar da şu yazdıklarımı okusunlar..

Şimdi bunları okurken size tuhaf gelebilecektir bütün bunlar; y
azıyorum ama -ara ara- kendime de bir acayip geliyor bu serzenişlerim.. Çünkü, daha dün kadar yakın bir zamanda, Türk Sineması'nın Amerikan Sineması karşısındaki ezilmişliğinden dert yanıyor, bitsin bu yerli filmler üzerindeki emperyalist baskı deyu söylenip duruyorduk..
Çok şükür geçti o kötü günler; ama çok belli ki sadece o günleri değil, salt, sinemayı seven koca bir nesli de tüketerek geride bırakmışız..


Yine eskilerden bir dönemi -ilgiliye- hatırlatayım da kaçayım diyorum: Doğduğum küçücük semt Kasımpaşa'da bile kışlık ve yazlık olmak üzere 7-8 sinema salonu olduğunu, bunların yarısının yerli, yarısının da yabancı film gösterdiklerini; her ikisini de, kadın-erkek, çoluk-çocuk, aynı ilgi ve zevkle seyrettiğimizi; doğal olarak, gelişememiş o sinema düzeyimizle de asla bir ayrıma gitmediğimizi; bir filmin, geldiği ülkesinin değil, sadece büyüsünün bizi ilgilendirdiğini söylesem şimdi bana inanır mısınız?. Peki, aynı semtte, şu anda tek bir sinema salonu dahi olmadığını söylesem?.

4 yorum:

vildan dedi ki...

ben bu yazıda maça takıldım...
ege görgün- murat erşahin ve numan serteli'de gidiyor öyle mi? nerede bu maç? ben tüm kocaeli'yi toplayıp geleyim:)

Tuğba dedi ki...

Numan Ağbi,
Senin bu yazıyı vakti zamanında okumuş, beynimde hafiften bir kıpırtı oluşmuş, lakin birşeyler yazmaktan çekinmiştim. Hoş şimdi yazacaklarım da yazıyla doğrudan ilişkili midir değil midir bilemiyorum. Çünkü bir süredir kafam tamamen durdu. Diyeceğim şu ki, geçen gün Beyoğlanı'nda dolanıp, sinemalarda hangi filmler oynuyor diye bakarken ve bugün seyretmek istediğim filmin oynadığı salonun Beyoğlanı dışında abuk bir yerde oynadığını görünce gerçekten ortada tuhaf bir durum olduğuna inandım. Geçen seneden beri dikkat ediyorum Beyoğlu'nun sinema çehresi değişti gibi geldi bana. Tamam, ben İstanbullu değilim ama yaklaşık bir 10 senedir civardayım. Benim için sinemaya gitmek demek Beyoğlu'ndaki sinemalara gitmek demek. Gel gör ki son bir yıl için de başta Emek olmak üzere (Alkazar'ı dışarda tutuyorum)diğer Beyoğlu sinemalarında gösterime giren film türlerinde değişiklik olduğuna inanıyorum. Elbette ekonomik nedenler bunda 'süper' rol oynuyor, farkındayım ama, dünya nereye gidiyor be ağbi? Eskiden Emek'te o hafta hangi filmin vizyona gireceğini tahmin edip %90 tuttururdum. Şimdi de tutturmak kolay oluyor amma bu filmler eskiler gibi aynı 'değer'de(!) değil. Dediğin gibi Türk filmi istilasının bunda payı büyük. Ve belirttiğin gibi gözümüz yok(belirtmiş miydin? Yanlış olmasın:). Elbette ki Türk Sineması gelişsin, artsın amma... Sesimi duyan var mı?...
İşbu yazı Tersninja'daki Teldeki Adam filmiyle ilgili, filmin tek bir salonda oynadığına dair yapılan vurgu nedeniyle kaleme alınmıştır. Lakin yeri burası mıdır, işte o, her zamanki gibi tartışılmaksızın blog sahibinin insiyatifine bırakılmıştır.

numan dedi ki...

sevgili tuğba

öncelikle ceneviz'den gelip, pera'ya dahi intikal etmiş olmandan kelli hoşgelmişen diyorum.

ah beyoğlu vah beyoğlanı.. elbette ki istanbul'da sinemaya gitmek demek, yüzde seksendokuz itibariyle beyoğlu'na gitmek demekti..ti..ti.. -tüm okul hayatımda matematik benim için bir kabus idi ama görüldüğü gibi bu yüzde işlerini her zaman bir çırpıda yapabilmişimdir-

evet.. artık böyle değil maalesef.. hem de, eskiden olduğundan daha fazla sayıda salon olmasına rağmen -tabii bu eski tabiri bana göre, bu durum senin açından kalubela zamanı anlamına gelebilir-

benim hususi açımdan olaya bakmak gerekirse: bir süredir, avm salonlarının rahatlığına binaen, böylesi, sinema gibi sinemaları ihmal etmiştim, doğruya doğru..
ayrıca şöyle böyle bir yıldır basın gösterimlerine takıldığımdan ve bu şekilde vizyon filmleri açısından doyduğumdan kelli de bu ortamlardan iyice uzaklaştım..
şükür ki festval geldi de hiç olmazsa kadıköy reks'le özlem giderecek ve en azından bir kaç günlüğne kendisiyle o eski güzel günlere dair sohbet edebileceğim..

iş bu yazımda yabancı filmlerin sayısından ya da gösterildikleri salon sayısının azlığından falan değil de seyirci sayılarının dramatik bi şekilde dibe vuruşundan dem vurmuştum farkındaysan.. yoksa ecnebi film sayısında herhangibir azalma söz konusu değil.. yerli film istilası gibi bi durum da yok elbette.. hağla sayıca çok azlar, hele bir de o eski zamanları düşünürsek neredeyse sıfıra yakın bir hali var :)

amma.. üstelik oscar almış ve izlenmesi rahat ve de bizim halka gayet yakın bir film olan millionaire'in bile neden ikiyüzbinlerde sürünen bir seyirci sayısı var da şu bizim ivedik efendi beş milyon yolunda doludizgin.. benim anlamadığım ve çok tuhafıma giden işte bu.. tamam, yine türk filmleri önde olsun, buna kim itiraz edecek ki.. ama biraz dengeli olsun be kardeşim.. bu acayip farkın sebebi hikmetidir işte bir türlü anlamadığım..

not: yanlış hatırlamıyorsam tuğba hanım, bir zamanlar size bu blogun altın anahtarını takdim etmiş idim.. öyle değil mi.. hoşçakalınız..

vildan dedi ki...

Bu yazıyı tekrar okuyunca,sinemalı çocukluk günlerim geldi aklımda. Bu konuda bloguma yazdığım bir yazıyı kopyaladım ve buraya yorum diye yapıştırdım.Madem mümkünmertebe'de son günlerde uzun yorum yazmak moda... Sinema çocuklarıydık biz eskiden...İşte buyrunuz, üşenmezseniz okuyunuz:)

Ortaokula o yıl başlayacaktım. İzmit'e taşınmıştık.İlk evimiz, bir açık sinemanın bahçesindeydi.
“Yok canım daha neler!” demeyin sakın. Hakikaten… İzmitli olup, yaşı bana yakın olanlar bilecektir. Hoşgör Pastahanesi’nin hemen arka sokağında Oğuz Bahçe Sineması vardı. Bizim taşındığımız apartman, sinemaya bitişik bir binaydı. Birinci katta oturuyorduk. Üst katların değil de sadece bizim katın sinema salonuna doğru koca bir balkon uzantısı vardı. Sanki bir loca… Film seyretmeye bayılırdım… Bu balkon bana bir armağandı..

Gözlerim okadar bozuktu ki tam beş numara. Haftada bir film değişirdi. Her akşam aynı filmi seyretmekten bıkmazdım. Annem gözlerimin bozukluğunu her akşam film seyretmeme bağlardı. Çok kızardı. Ben de hemen seyrettiğim filmlerden ezberlediğim birkaç repliği taklit ederdim. Şöyle… Türkan Şoray olurdum mesela… Tek elimin tersini gözlerimin üzerine kapardım ve…

- Aman Tanrım! Nayıır! Artık göremiyorum… Göremiyorum… Artık kör oldum… Ohh! Tanrım, nedennn…nedennn bennn! Okadar bedbahtım kii!

Yada Aysecik olurdum. Annemin önünde diz çöker:
- Teyzeciğim… Sizi çok sevdim… Size anne diyebilir miyim? Derdim.

Annem dayanamaz,kızmaktan vazgeçer… Hatta kimi zaman kahkaha ile gülerdi;
- Şımarık kız! Derdi. Haydi yatağa!

Yatar gibi yapardım. Sonra gizlice balkona kaçardım. Görünmez bir köşeye tüner, gizli gizli,sanki ilk kez seyreder gibi büyük bir hayranlıkla, o geceki filmi izlerdim. Annemden saklı yapıyorum ya Yarabbim o ne güzel bir histi. Neden anneden gizli çevrilen işler bu denli haz verirdi ki insana? Ah ne günlerdi!

Film haftada bir değişirdi. Bıkmazdım. Asla usanmazdım . Sürekli aynı filmi seyredince replikleri ezberlemem tabi ki çok doğaldı. Ezberlediğim bu cümleler gerçek hayatta çok işime yarardı zira:)

"Seni gördüğüm zaman içimde böyle bişeyler oldu...Konuşmayı beceremem ama, anladın dimi ? Canımsın be... Güneşimsin...Havamsın...Yani bu ağzımdaki izmarit yok mu be kız işte onun gibi benimsin be... Yani buramdasın be...Sen hayatımın tek golüsün yani..."

( Bu da Sadri Alışık'ın meşhur repliklerinden bir hatırlatma... Vallahi gerçek bu sözler!
Hani Filiz Akın'la çevirdiği Şakayla Karışık filminden )

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...