31.01.2009

Vicky Cristina Barcelona :: José, Maria ve Woody..



Özel hayatında belirleyici olacak en mühim kararını vererek nişanlanmış ve böylelikle uzun vadede mutluluğun temelini atmış olduğunun bilincinde ve rahatlığında olan Vicky (Rebecca Hall) ile karakter ve hayata bakış açısından, en yakın arkadaşı Vicky’nin tam zıddı olduğu açıkça belli olan, her türlü riski göze almış olarak hayatın tehlikeli sularında mutluluğu arama yolunda ilerlerken de oldukça ‘rahat’ olduğuna kendini ve çevresini inandırmaya çalışan Cristina (Scarlett Johansson).

Bu iki genç ve güzel Amerikalı kız arkadaşlar, yaz tatillerini geçirmek üzere Barselona'ya gelirler..

Barselona değil, adeta Cennet-i âlâ

Evlenmeden önce son bir tatil yapma arzusundaki Vicky, ilişkilerinde kontrollü hatta fazlasıyla muhafazakâr olup, aklındaki ideal bir yaşam uğruna ket vurduğu duygularını, tercih ettiği bu yola yönlendirmede başarılı olmuş gibi görünüyor..
Elbette, sadece görünüyor.. yoksa hangi aklın disiplini, içgüdülerin ve hormonların yön ve de gaz verdiği tutku dolu hislerin önünde yıkılmaz barajlar kurabilir ki?.

İşte bu iki zıt kutuptan arkadaşı sıkı bir sınamadan geçirmek üzre, Barselona'nın en yakışıklı değilse de en çekici ‘hayvani’ karizmaya sahip olan ressamı José (Javier Bardem), cool görünümünün arkasında zulaladığı erkeksi hislerini gizlemek için öyle pek de çaba göstermeden fakat sabırsızlıkla beklemektedir..




Yatağında bir güzel kadın olmadan geçireceği tek bir geceyi dahi kendisine zul addeden bir tür ıssız adam (Evet.. bu benzetmeden öyle kolay kolay kurtulamayacaksınız.) olan José Efendi, hâzâ bir Katalan aygırı olarak, bir çırpıda tanıştığı bu güzel Amerikalı misafirlere, kendinin ve memleketinin özellik ve de güzelliklerini göstermek üzre elinden geleni yapacaktır..

José'nin, yeni tanıştığı bu kızlarla sohbetinde bile söz etmekten kendini alamadığı, onun -ressamlığı dahil- her şeyinden aşırı etkilenmişliği gayet bariz olan, eski karısı Maria (Penelope Cruz)'nın bu alengirli olaya katılmaması pek mümkün görünmemektedir..

Gerçekten de, José'nin eski olsa da irtibatı hiç kesmediği ve kesmeyi aklından bile geçiremediği bu her yönüyle etkileyici, ancak sahip olduğu dengesiz bir ruhun etkisi altında ne yapacağı hep meçhul görünen Maria, artık Amerikalı Cristina'yla bir süredir birlikte yaşayan eski kocasının başına ekşiyecek, güzel güzel giden bu ikili ilişkiyi üçlüye çevirmekte hiçbir mahzur görmeyecektir..

Maria mutlu, arayış yolunda yepyeni bir heyecanın tadını ve dokusunu yakalayan Cristina da mutludur..
José’nin mutluluğuna ise elbette diyecek yoktur, hatta araya bir de Vicky’yi sıkıştırabilse; Barselona bundan böyle olacaktır kendisine, bir Cennet-i âlâ..




Hayat bir sudur iç iç kudur

"Aşk yanıttır.. ama yanıtı beklerken seks de gayet güzel sorular hazırlayabilir" ya da "Soruyu bilmiyorum ama cevabı seks" özdeyişlerinin sahibi güzel insan Woody Allen, başarıyla işlenmiş karakterlerle oluşturduğu ‘idare eder’ bir senaryoya haiz bu son filminde de yine kadın-erkek ilişkilerini irdeliyor..

Bu saatten sonra, yok Woody Allen sahneleri şu açıdan çekmiş, yok geçişleri şöyle güzel yapmış, böyle ederek ayıp etmiş falan demeyi en azından şahsım adına saçma buluyorum..
Ustanın artık bundan sonra yapacağı filmlerin iyiliğini ya da kötülüğünü belirleyecek olan şey sadece ve sadece ele alacağı senaryodur..

Vicky Cristina Barcelona’nın başından itibaren olayın içine dahil olan tüm kahramanların, film boyunca yaşadıkları tecrübelerin kendilerine eklediği ya da etkilediği 'marjinal' katkılar dışında, en sonunda, başladıkları hizaya geri dönmeleri ilginç olduğu kadar da düşündürücü geldi bana..

Kendilerini kısıtlayan yaşam frenlerini bir süreliğine gevşeterek şöyle bir kayıverenlerin -ya da tam tersi- tamamen serbest düşüşe kendini bırakmak suretiyle hayatın içinde alabildiğine sürüklenenlerin, son tahlilde katettikleri olumlu/olumsuz mesafe bakımından aralarında anlamlı bir fark yaratamayacaklarını görmek de tuhaf, öyle değil mi?.

İnsanın (Cristina), her şey ne kadar yolunda giderse gitsin, aşkın, kariyerin, tatminin ve mutluluğun zirvesinden -hiç beklenmedik bir anda- monotonluğun ve de bıkmışlığın U dönüşünü yapabileceği gerçeği de aynı şekilde tuhaftı; ama insan denen şu muammanın hallerini şöyle bi düşününce pek de şaşırtıcı gelmedi bendenize..





Woody Allen dünyasına hoş geldiniz: Olanlar olacak, olmayanlar olmayacak.. İlişkiler yaşanacak, ayrılıklar hemen peşinden gelecek.. Hâlâ hayattaysan eğer, senin için aslolan sadece hayat olacak.. hayat ise hep bir problem, kolay tarafından kesip atılmadan, çözülmeyi bekleyen bir düğüm..
Peki.. var mı bir çözüm?. saçmalamayın allasen!.




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...