2.03.2009

Changeling :: Bana oğlumu bulun!.



Yıl 1928, yer Los Angeles..
Christine Collins (Angelina Jolie), dokuz yaşındaki oğlu Walter ile yaşayan -Angelina'yı gözünüzün önüne getirirseniz eğer daha iyi vâkıf olabileceğiniz gibi- şahane güzellikte dul bir kadındır..

Şehrin, o zamanların bol operatör memureli telefon santralinde, ayağında patenleriyle oradan oraya seyirterek şeflik görevini ifa eden Christine'in mesai zamanları, kâh santralde meydana gelen problemleri çözerek, kâh çekingen tabiatlı müdür beyin çapkınca göz süzmelerini bertaraf ederek geçmektedir..

Her zamanki rotasında, yani evden-işe, işten de eve, onu bekleyen sevgili oğluna gidip-gelen kadın, yine böyle geçen bir günün akşamı iş yerinden ayrılırken, hafiften cesarete gelmiş müdür bey tarafından önü kesilir..
Adamın inceden yavşaması sırasında Christine tramvayı kaçırır ve bir sonraki vasıtayla eve döndüğünde ise pek kötü bir sürprizle karşılaşır; kendisini her zaman evde bekleyen akıllı-uslu oğlu, ortada yoktur..

Panik halindeki annenin, evde, sokakta ve mahallede aramadığı yer kalmamış, ancak oğlu Walter'ın izine bile rastlamamıştır..
Son ve en önemli çare olarak tabii ki polise başvurur, oğlunun bir an önce bulunmasını ister..
Kanuni prosedürleri uygulamakta pek titiz olan emniyet teşkilatı, biricik yavrusunu yitirmiş zavallı kadına yardımcı olmaya hiç de hevesli görünmez..
Günler günleri kovalar, çocuktan ve de polisten hiç bir haber yoktur; hayattaki tek varlığını da kaybetmiş kadın, ne yapacağını, kime başvuracağını şaşırmış da olsa, elbet bir gün oğluna kavuşacağına dair umudunu da muhafaza etmektedir..

Nihayet beş ay sonra, Christine, hep beklediği mutlu haberi polisten alır; oğlu bir başka şehirde bulunmuş, trenle de yola çıkmış gelmektedir..
O yıllarda mühim bir itibar problemi içindeki Los Angeles Polis Teşkilatı, basının olaya olan büyük ilgisini de göz önüne alır ve kendileri açısından bunu kullanmak amacıyla, ana-oğul buluşmasını büyük bir tören organizasyonu haline getirirler..
Fakat işler hiç de umulduğu gibi gitmez, anne, kendine oğlu diye takdim edilen çocuğun kesinlikle oğlu Walter olmadığını söyler..




Polis teşkilatı ve onların yönlendirdiği kimi uzmanlar ise, kadına kesinlikle inanmayarak, onun şok geçirdiğini hatta aradan geçen zamanın ve şartların çocuğun fiziksel görünümünü değiştirmiş olabileceğini falan dahi iddia ederler..
Christine, ister istemez eve getirdiği, bizzat Walter olduğundan da gayet emin bu yabancı çocukla ne yapacağını bilememektedir..
Kendisinin, annesi olduğundan da şüphesi olmayan bu oğlanın, aylar önce kaybolan oğlundan çok daha kısa boylu olduğunu evdeki boy ölçüm işaretinden ispatlayan çaresiz kadın, buna da kimseleri inandıramaz.. Christine, derdini anlatamamaktan, neredeyse çıldırmak üzere olsa bile başvurmadık kapı bırakmamaya kararlı bir şekilde yine de çalışmalarını sürdürür..

Christine'e inanan sadece bir kişi vardır; o da yozlaşmış Los Angeles Polis Departmanı dahil, şehrin her türlü pisliğiyle savaşmaya yeminli rahip Gustav Briegleb (John Malkovich)'dir..

Başında bulunan aynı zihniyetteki müdüründen aldığı güçle acılı annenin her türlü girişimlerine ket vuran polis şefi Yüzbaşı J.J. Jones (Jeffrey Donovan), bu kadından bir an önce kurtulmanın planlarını yapacak; kadınları ikinci sınıf vatandaş konumunda görerek ezen, zamanın kanunlarından da yardım alarak onu akıl hastanesine kapatacaktır..

Kendiliğinden deliren ya da devlet eliyle ve doktorlar vasıtasıyla zorla delirtilen kadınların arasında çıldırmaya az kala, Christine, olayı kamuoyunun önüne taşıyan papaz efendinin de yardımıyla tımarhaneden kurtulmayı başarabilecek midir?.

Bu sırada, vazifesini layıkıyla yapmaya çalışan polis memurları sayesinde ve biraz da tesadüflerin yardımıyla, -çocuklara yönelik- bir dizi seri cinayet vakası ortaya çıkmış; bu gelişmeyle, hâlâ bulunamayan Walter’ın, ölü ya da diri olarak izine rastlama ihtimali belirmiştir..

Ey sahtekar o sensin, Clint Ağbi hepinizi öpsün

Hemen hemen- aynen yaşanmış gerçek bir olayı anlatan; bir zamanların yakışıklı kovboyu olan, şimdilerin -pek yakışıklılığı kalmasa da- karizması halen yerinde duran, oyuncu ve yönetmen Clint Eastwood'un çektiği Changeling, kötülerin salt kötü olduğu, fazlasıyla abartılı 'melodramatik' haline olan itirazımı saklı tutarak söyleyecek olursam: Filmin başından sonuna kadar, kıpkırmızı rujdan mahrum bırakmadığı o şahane dudaklarla gözümüzü kamaştırmasına rağmen, Angelina Jolie'nin, benzeri bir abartıya fazla kapılmayan 'dengeli' oyunculuğuyla süslenmiş; birden fazla eksende ilerleyen yapısıyla da oldukça kapsamlı, 'usta işi' bir film..





Pek acıklı bir anne-oğul hikayesi ana ekseninde başlayıp, yozlaşmış polis teşkilatı üzerinden sistem eleştirisine ve oradan da kilise ile devlet arasındaki güç savaşına dalan Changeling; araya giren, adeta Guguk Kuşu filminin etkisini gösteren 'tımarhane' sekansıyla birlikte de kendini finale kadar taşıyacak bir 'seri katil' hikayesine evriliyor..

İngilizce’de 'bebekken bir başkasıyla değişmiş çocuk' anlamına gelen ve böylelikle -bi şekilde- filmin konusunu hatırlatan Changeling'i, Türkçe'ye -hiç bir anlam veremediğim şekilde- Sahtekar olarak çeviren 'malum' zihniyeti kınar; filmin asıl hedefinin -o devirle kısıtlı dahi olsa- şaibeli polis teşkilatı ve dolayısıyla devlet ve de dolayısıyla, iktidarının -hele bir kadın tarafından- sorgulanmasına tahammül bile gösteremeyen erkek egemen düzen olması hasebiyle de Clint Ağbi’ye ayrıca saygılarımı sunmak isterim..




2 yorum:

Bahadır Karasu dedi ki...

abi bu holywood filmleri sürekli saçmasapan ve alakasız türkçeye çeviriliyor ne alaka anlamadım bende kim bu yetkide bu isimleri hangi şirket veriyor

numan dedi ki...

valla bahadır kardeş.. bunların kim olduğunu bi bulsam, önce ben ifadesini alıcam sonra da sana göndericem, söz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...