25.06.2009

San Suk Si Gin :: 'Çelikkelle' Ceki Çen Yakuzaya Karşı


Hong Kong filmi olduğu ve Türkiye'de de gösterime girdiği için şimdilik, San Suk Si Gin, Shinjuku Incident ve Kanlı Hesaplaşma olarak üç ismi olan; adı 'resmen' Tung-Shing Yee olarak anılsa da, Derek Yee başta olmak üzre bir düzineden fazla alternatif isim sahibi bir yönetmenin çektiği; en önemlisi, muhteviyatında bir adet 'ciddi' Jackie Chan barındıran bir filmle karşınızdayım, bu hafta da sayın okuyucular..

Bir varmış bir yokmuş, Avrupa'ya kaçak girmek ve sığınmak üzre sığıştıkları kamyonlarda balık istifi halinde yakalanan ya da denizlerde boğulan binlerce Asyalı ve de Afrikalılar'ın ülkemizde yaşadıkları trajedinin tıpkısını, doksanlı yıllarda, Japonya'ya kaçak yolla girmeye çalışan Çinliler de yaşar imiş..

Telef olanları saymazsak, ilk aşamayı geçerek, deniz yolundan bu gelişmiş ülkeye kapağı atan kaçak Çinliler, Tokyo'nun, tutunabildikleri gecekondu mahallelerindeki izbelerde, koloniler halinde toplaşarak yaşarlar; en masum iş olarak çöp toplamaktan, bilumum sahtekarlık ve korsanlık muhteviyatlı işlere kadar, geniş bir yelpazede faaliyet gösterirlermiş..

Doğal olarak- Japon polisi ve yakuzaları tarafından misafirperverlikle karşılanmayan; yaşantılarını, saklanarak ve de her an yakalanmaktan korkarak sürdürmeye çalışan bu Çinli 'taze' göçmenler, ayrıca, daha önceden gelip teşkilatlarını oturtmuş Çinli ve diğer milletten çetelerin de tehdidi altında bulunurlarmış..




İşte kahramanımız Steelhead (Ne isim ama!), Çin'deki mütevazı hayatından memnun vaziyette yaşayıp giderken, yıllar önce Japonya'ya gidip de izini kaybettirmiş yavuklusu Xiu Xiu (Jinglei Xu)'yu bulabilme ve bu arada da mümkünse, Japonya'nın nimetlerinden bi şekilde yararlanabilme umuduyla, kaçaklar ordusuna katılır..

Orada, diğerleriyle birlikte karşılaştığı kuşatılmışlığı ve eşitsizliği bir türlü kendine yediremese de çeşitli işlere girip çıkan Steelhead (Jackie Chan), 'kıvamında' sahtekarlıklara dahi karışarak, ortama uyum sağlamakta pek zorluk çekmez..
Üstelik, "kendi teşkilatını kendin kur, mümkünse voliyi vur" düsturuyla hareket ederek, ufak ufak çetesini oluşturmakta da bir beis görmez.. Hem unutmayalım ki onun, gayet de ulvi amaçları vardır canım!.

Oysa, Japonya'ya geldiğinden itibaren Steelhead'in en büyük yardımcısı olan, yumuşak huylu hemşerisi Jie (Daniel Wu)'ın ise, bu alengirli ve kirli işlerle hiç alakası yoktur..
Onun en büyük hayali, Tokyo Büyükşehir Belediyesi'nin koyduğu normlara uygun bir el arabası edinerek, kış aylarında ortalığı dumana vermek suretiyle 'sıcak kestanem kebap' deyu bağırmak; yazları da mümkün olursa eğer Alibeyköy'ün meşhur süt mısırını haşlayıp satmaktır..

Hassas ruhlu Jie, sonunda bu hayaline kavuşacak, Tokyo sokaklarında, süslü püslü arabasının yanında, mutluluktan uçarcasına kestane satarken görülecektir..

Daha önce Steelhead, henüz kestaneci olmamış olan Jie ile bir lokantada çalıştıkları sırada, eski sevgilisi Xiu Xiu’ya rastlamış; okumak için Japonya'ya gittiğini bildiğimiz güzel kızın, diplomasını alıp Çin'e, yani sevgilisi Steelhead'e geri dönmeyi planladığını; ancak, yakışıklı Yakuza şefi Eguchi (Masaya Kato)’yle tanışınca, Çin'i de, Çelikkelle’yi de unutup, yıldırım nikahıyla bi güzel evlendiğini, bir kız çocuğu doğurduktan, Çince adını da Yuko Eguchi olarak değiştirdikten sonra da tam anlamıyla Japonlaştığını falan öğrenmiştir..
(Valla ne yalan söyleyeyim! Ben dahi, kızın yerinde olsam, önce, Çin'de mukim, babam yaşındaki, ibiş suratlı Jackie Chan'i gözümün önüne getirir, sonra da karşıma geçip gözlerini süzen, hem daha genç, hem de pek yakışıklı Masaya Kato'ya bakar, hiç düşünmeden: "he" deyiverirdim.)




Japonya Acı Vatan

Jie kestane kebap yaparken, Steelhead, birlikte Japonya'ya geldiği güruhun güvenini kazanarak, onları tek bir bayrak altında toplamayı, yani çetebaşı olmayı başarmış; hatta, yavuklusuna el koyan can düşmanı yakuza beyi Eguchi ile ortak işlere bile girişmiştir..

Dışardan da içerden de baksan, bir çete reisi imajı çizen Steelhead'in bizzat kendisine sorarsanız eğer; onun öyle çete-mete işleriyle hiç alakası yoktur, asla da olamaz zaten..
Bu yolda ilerlerken belki öyle bir görüntü vermiş olabilir ama şunu unutmayalım ki o, kötüye karşı, iyiden yana tavır almış, sadece ve sadece huzur arayan biridir; ha bir de mümkünse eğer, helal süt emmiş bir güzel.. (Kızın Xiu'dan genç ve güzel olması ise ayrıca tercih sebebidir.)

Kocasıyla ortak da olunca artık 'yenge' statüsüne geçmiş Xiu'dan umudunu kesmiş görünen kahramanımız, elli beş yaşında olmasına karşın neredeyse elli dört yaşında gösteren fiziğinin avantajını da kullanarak emeline ulaşır: Çok daha genç ve güzel olan Lily (Fan Bingbing) ile sevgili olur, bunu görünce kıskançlıktan çatır çatır çatlayan Xiu'dan intikamını da bi güzel almış olur..




"Ne alakası var kardeşim?" diye şimdi bana diklenmeyin; amma Türkiye’mizin en büyük pop starı Tarkan'ın Karma Felsefesi, bu filmde, şu ana kadar kendini tüm yoğunluğuyla hissettirdiği gibi, bundan sonra da hissettirmeye devam edecektir sayın seyirciler:
Filmin başlarında kaçakları kovalayan, Tokyo Polis Departmanı'nın güzide ve sempatik komiserlerinden Kitano (Naoto Takenaka)'yu, kanalizasyon suyunda boğulmaktan son anda kurtaran Steelhead, zamanı gelince ya da işi düştüğünde de onun tarafından aynen kollanacaktır..
Hatta bi ara, adamın karşı iyiliğini yeterli bulmayan Steelhead: "Canını kurtarmanın bedeli bu kadar mı lan?" şeklinde hesap bile sorar; Kitano da ona: "İyi ki bi hayatımı kurtardın, yetti ulan başıma kaktığın! Bana bak.. Son olarak bir iyilik daha yaparım ve ödeşmiş oluruz, tamam mı? Nalet olsun ya!" serzenişini fırlatır..

Bu arada bizim utangaç kestaneci Jie de bir yanlış anlaşılma sonucunda, hasım mafyadan feci bir dayak yer, yüzü sağdan sola bıçakla yarılırken, kişiliği de yüzü gibi aynı şiddette ve sürede değişikliğe uğrar..
Dünya iyisi, 'kız gibi' çocuk gitmiş, maalesef  'Tokyo canavarı bir psikopat' şeklinde geri dönmüştür..

Neyse efendim, belli ki işler sarpa sarmaya başlamış; para ve aşk, huzurun, mutluluğun anahtarı olamamış, Çinli gurbetçiler için de Japonya, 'Acı Vatan' halini almıştır..
Ne yapalım ki kaderleri böyleymiş..




Film kötü ama dublaj tam bir rezalet

Komedi soslu karate filmlerinin, döverken güldüren, gülerken de dövebilen bir numerolu aktörü Jackie Chan'in: "Yıllar boyu yeterince hopladık zıpladık, dövdük ettik, güldük yarıldık.. Aynı numaraları tekrarlamaktan ben bıktım, zavallı seyirci ne etsin?. Hem yaş da erdi kemale, haliyle zorluyor artık.. Şöyle bol rol kesme üzerine az aksiyonlu, metropol suçları bağlamında toplumsal mesajı yoğun bir film çekelim de, alem 'yeni ceki çen' nasıl olurmuş görsün; beğenirse de bi zahmet, 'hey maşallah' desin.." mealinde düşünerek yaptığını sandığım bir film olmuş Kanlı Hesaplaşma..

Büyük ihtimal, üslubumdaki coşmadan da anladığınız üzre- hiç beğenemediğim bir filmle daha karşı karşıyayız a dostlar..

Shinjuku Incident, Chan 'in o eski filmlerini dahi mumla aratan; bir zamanların, arkadaşlığı, dayanışmayı, birlik olmayı öne çıkaran amma aksiyonu da asla ihmal etmeyen 'sosyal içerikli' Cüneyt Arkın filmlerine özenmiş gibi duran; abartılı ve kötü oyunculukların ayrıca tüy diktiği bir melodram.. Tabii ki 'bir Hong Kong yapımı' olduğunu hatırlatacak ölçüde, kol kesmeli, vücut yarmalı ve kafi miktar da kanlı tarafından..

Sinopsisine ilk bakışta, 'söyleyecek sağlam sözleri olan, hatta ehlinin elinde bir toplumsal destana dönüşebilir' imajı dahi veren; oysa, mümkün ya da namümkün tüm tesadüflerin üst üste geldiği; idrak edilen tüm tezlerin antitezlerinin kısa bir zaman diliminde gözümüze sokulduğu, her iyiliğin ve kötülüğün -bi şekilde- karşılığını bulduğu; ayrıca -kötü de kullanılan- bol klişe ve mantık hatalarıyla malul, 'acul ve de komprime' bir senaryodan iyi bir film çıkarmak pek mümkün olamasa gerek..

Her çekik gözlüyü aynı ırk gibi gören batılılara inat- filmde, Japonca ve değişik Çin lehçeleriyle konuşan insanların doğal olarak birbirlerini anlamadıklarının, gönüllü tercümanlar vasıtasıyla zorlukla anlaşabildiklerinin, gayet gerçekçi bi şekilde ortaya konması, bu filmin (Orijinal halini hayal ederek konuşuyorum elbette.) en önemli artısı olmuşsa da; tamamen İngilizce dublaja sokulmuş haliyle (Yani herkesin, şakır şakır İngilizce konuştuğu halde, birbirlerini anlamadıklarını iddia etmeleri gibi garipliklerle.) gösterilmesi ise, özümde zaten 'bitmiş' filmi, iyice yerin dibine soktuğunu da belirtmeden geçmeyeyim..

2.5  /5


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)



1 yorum:

Travis dedi ki...

"Film kötü ama dublaj tam bir rezalet"
kesinlikle katılıyorum.. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...