31.07.2009

Secret Défense / Devlet Sırrı : Şeytanlar ve Masum Ruhlar

*****


Devlet Sırrı adıyla Türkiye'de yeni vizyona giren 2008 yılı yapımı Secret Défense, Fransa'nın CIA'sı denebilecek dış istihbarat teşkilatının, İslami teröristlerce Fransa'da gerçekleştirebilecek saldırıları önlemeye yönelik çalışmalarını baz alarak gelişiyor..

Bu arada, hem terör örgütü saflarına, hem de anti-terör örgütü, yani 'devlet' saflarına yeni eleman kazandırma ve onlardan faydalanma faaliyetleri, filmin ana yapısı üzerinde, paralel bir kurguyla gelişerek anlatılıyor..

"Ruhunuzu Şeytan'a satana kadar, o, ruhunuzu ele geçirme denemelerine devam edecektir" özlü sözünü kendisine ana fikir ya da kılavuz kılan film; bir takım şeytanları ve onlar tarafından ele geçirilmiş olduğunu ancak iş işten geçtikten sonra anlayabilecek bazı ruhları, birer birer tanıtarak işe başlıyor..

Lisa takma adı ve takma saçıyla fahişelik yaparak öğrenimini ve de geçimini sağlayan, esas kızımız Diane (Vahina Giocante), yine bir zorlu mesai sonrası yatakta sigarasını tüttürürken; kodaman görünümlü müşterisi de giyinmektedir..
Muameleden gayet memnun müşteri, birkaç gün sonraya yeni bir randevu almak isterse de; kız, aslında az önce, kendisiyle jübilesini gerçekleştirdiğini, bundan böyle de Lisa olmayı bıraktığını söyleyip, adamı reddeder..

O sıralarda yine Fransa'da, çok sevdiği yaşlı annesiyle beraber yaşayan Pierre (Nicolas Duvauchelle) ile tanışırız..
Bir baltaya sap olamadığından ve üstelik başını beladan bir türlü kurtaramadığından olsa gerek, sürekli kendisine 'ateş püsküren' anneciğiyle olduğu kadar, bizzat kendisiyle de ağır problemleri olduğu anlaşılan Pierre, 'dolu' zamanlarında 'torbacılık' işiyle iştigal etmektedir..

Filmin baş rolündeki hasta ama 'masum' ruhlarla kısaca tanışmamız şimdilik bitmiş, sıra 'şeytanlara' gelmiştir..
Bunlardan birincisi olan, Fransa dış istihbarat teşkilatından Ajan Alex (Gérard Lanvin)'i tanırken; onun ağzından, vatanını seven 'profesyonel' bir ajanın son tahlilde ne olup, ne olmadığını da öğrenmiş oluruz: Ajan bir insan değil, sadece bir silahtır..

Etkili bir müzik eşliğinde, güncel ya da yakın geçmişin 'hakiki' siyasi kişi ve olaylarının görüntüleri üzerine bindirilen jenerikle de, filmimiz asıl başlangıcını yapar..
Şu sıralar Lübnan'da faaliyet gösteren ve El Kaide ile irtibatlı bir örgütün lideri konumundaki Al Barad (Simon Abkarian), filmin, tanışmamız gereken sonuncu ama önemli şeytanlarındandır..

"Diplomasi başarısız olduğu zaman bir kadın yollayın"

Fransız istihbaratı, Şam'dan kaynaklanan bir ihbarla, İslami teröristlerin Paris'te büyük bir saldırıya geçeceklerini öğrenip alarma geçmişse de -politik konjonktür sebebiyle- dış işlerine durumun ciddiyetini anlatmak o kadar da kolay değildir.. Yine de 'vatansever' istihbarat teşkilatı, gayet iyi bildiği işini bi şekilde yapmakta kararlıdır..


Bu arada Doğu Dilleri Enstitüsü'nde Arapça okuyan eskortluktan jübileli Diane, sene sonu gelip de karneler dağıtıldığında 9,5 aldığını ve yarım puanla sınıfta kaldığını öğrenince; hocasına gereken ricalarda, itirazlarda bulunursa da bir sonuç alamaz..

Genç kızın güzelliğinden etkilendiği ve mesleki konjonktürden de cesaret aldığı anlaşılan uyanık öğretmen, bir Arap atasözüyle kızımıza hemen mesajı verir: "Diplomasi başarısız olduğu zaman bir kadın yollayın"
Bakmayın siz- normal hayatında altta kalmaktan hiç hoşlanmayan Diane, fırsatçı hocasına hak ettiği karşılığı, bir Fransız atasözüyle verecektir: "Sen ancak rüyanda görürsün"

Bu sırada torbacı Pierre kardeş, torbasından çıkardığı esrarı polise satmak isterken yakayı ele verir ve mapushaneye düşer..
Düşer düşmez de yakışıklı delikanlı, filmlerde çok gördüğümüz (Yüce rabbim kimseye başka türlüsünü de göstermesin: Amin!) bir 'törenle' karşılanır: Çocukcağız tam hamamda yıkanırken, her hapishanede mutlaka bir kaç tane bulunan psikopat ırz düşmanları, kendisine maalesef livata fiilinde bulunurlar..
Bu aslında, hazırlığı ve denemeleri önceden yapılmış bir düzendir; içerdeki İslami teröristler, bu ırz düşmanı sapıkların elinden 'sözde' kurtardıkları taze suçluları, bu şekilde ağlarına düşürmektedir..

Dini ya da dünyevi olarak, inanç, yön ya da saf değiştirmiş kişilerde görülen, o görüşün eski müminlerine rahmet okutacak kadar ateşli bir militan haline gelme durumu -bildiğiniz üzre- oldukça çok rastlanan bir durumdur..
Gerekli değişimleri kısa sürede becerebilen Pierre'de de aynı 'patolojik' durum görülür; netice olarak, hapishanedeki 'kökten dinci' kardeşi tarafından -bir nevi vaftize benzetilebilecek- törenle abdest aldırtılır, sonra da 'Kelime-i şahadet' getirmesi sağlanarak, cillop gibi bir Müslüman elde edilmiş olur..


Yeni adı Aziz olan genç, hapisten tahliye olduğunda, şalvarını, takkesini giyinip annesinin evine gider.. Cemaate ait süpermarkette kendisine iş bulmuş, iki günlük mesaisi için de 500 Euroluk 'avans' kendisine takdim edilmiştir..
Bir kere daha, -Fransa için- 'normal' olabilecek bir hayatı ve işi tutturamayan oğlancağız, bu yüzden bir türlü yaranamadığı annesi tarafından sonunda kapı dışarı edilir..

En nihayet Allah'ın dediği olmuş ya da örgütün beklediği olgunlaşma sağlanmıştır; eski Pierre, yeni Aziz, doğruca Afganistan'a gider, İslamın aslanı Usame Bin Ladin'in ordusuna asker yazılır..

Pierre efendi 'şeriat yolunda' hızla bilinçlenirken, 'ajanlık yolunda' iyice pişmekte olan Diane'ın değişimi de son hızla sürmektedir..
O da adeta Pierre'den farksız olarak, başka bir güç sahibinin, yani, devletin ağına yuvarlanmak üzeredir..

Okulundaki olumsuz durumla tetiklenen ve aşkı dahi kullanan bir dizi tuzaklar sonucunda genç kız, kendisini, Ajan Alex'in kadrosuna kayıtlı, 'çaylak' bir eleman olarak istihbarat teşkilatının içinde bulur..


Tam bu sırada, bir kadın ajanını suikast neticesinde kaybetmiş olan teşkilat; bu olayla bağlantısı olan ve aynı zamanda büyük bir bombalama eylemini planlayan Lübnan'daki terörist başı Al Barad'ın kucağına, görevli olarak Diane'ı yollar..

Fransız Ajan Ahmet'in seccadesi

Fransız sinemacılar, yeni yaptıkları filmlerle, Fransız filmleri deyince nedense tüyleri diken diken olan (Landlord misali) -oldukça tuhaf- sinema seyircilerinin ezberini bozmaya, bir süredir devam ediyor sayın seyirciler..
İşte bu örneklerden biri olarak, Philippe Haïm'in yönettiği Secret Défense, sadece 'gösterilebilecek' gerçekleri, o da ancak şartların el verdiği ölçüde ortaya koyan; teröristli, ajanlı, siyasili ve bol aksiyonlu haliyle, bu türdeki Hollywood yapımlarına taş çıkartan bir film..


Toplumu korurken ya da koruduğunu iddia ederken, o toplumu oluşturan bireylerinin en azından bir kısmının insani değer ve özgürlüklerini, yok seviyesine indirebilen bir disiplin içinde hareket eden devlet ve de örgütlerin hakimiyeti altındaki bir dünyada hala hayatta kalabildiğimizi bize hatırlatan bu filmi vasata mahkum eden şeyin; hamasi ve beylik diyaloglarla dolu senaryosunun, insani ilişkilerdeki inandırıcılığı hissettirememesi olduğu söylenebilir..

Ayrıca, ele alınan -her iki taraftan- figürlerin, karakter tanıtım ve değişimlerine (Hiç olmazsa aksiyona verildiği kadar) yeterince ağırlık verilmemesi de bir diğer olumsuz etkendi..

Her iki tarafın yöneticilerinin/şeytanlarının, kurulu tuzaklarla ağlarına düşürdükleri elemanlarını, çok tehlikeli ya da kesin ölüm garantili görevlere, gözlerini kırpmadan göndermelerine vurgu yapan film; devletin de, terör örgütünün de böylesine birbirlerinden farksız uygulamalar yaparak benzeştiğini ortaya koyuyor..
Olaya uzaktan ve tarafsız baktığını, bu şekilde göstermeye çalışan film, yine de: "Du bakalım, o kadar da uzun boylu değil" şeklinde uyarmayı; "Ey seyirci (Özellikle Fransız olanlar)! Eğer kahraman istihbarat teşkilatımız olmasaydı, çoğunuz şu anda bombalarla berhava olmuştunuz, n'aber?!" demeyi de ihmal etmiyor..


Türkiye açısından baktığımızda, özellikle 12 Eylül öncesinden başlayarak, günümüze kadar süregelen terör-antiterör yapılanmalar bağlamında, birebir değilse de bazı ipucları verdiği söylenebilecek Devlet Sırrı'nın bizim asıl ilgimizi çekebilecek bölümleri, Fransız ajan Ahmet (Mehdi Nebbou)'i, teşkilattaki odasında yere serdiği seccadesi üzerinde namaz kılarken 'yakalayan' Baş Ajan Alex'in, namazı 'problem' olarak görmesi ve Ahmet'in aksatmadığı beş vakit namaz yüzünden toplantılara dahi geç kalması, olsa gerek..

Öte yandan, bir şüphe nedeniyle gözaltına alınan Ahmet'in sorgulaması yapılırken, kendi teşkilat arkadaşları tarafından ölesiye dövülerek işkence yapılmasında gösterilen aşırı heves ve şevke gelişte, onun Müslümanlığının payı da vardı sanırım..


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...