27.08.2009

Bilinç Akışı Mağduru Serginin Sergisi a.k.a. Malkara Keşan Hoppala Paşam


(Çıkan kısmın özeti: Landlord'un dünyaca meşhur detonesi)


Süresiz yaz tatilimin her anı şahane bir bölümünü daha kullandıktan kelli (Hedefe kilitli bu laflarla, bir nevi 'ömür boyu tatil canlısı' olan Landlord'u hiç bi şekilde kıskandıramıyorum ya işte ben ona yanarım), atalarımızdan yadigar, "Hoppala Paşam Malkara Keşan / Gelibolu Çardak Lapseki Bardak" dizeleriyle hoplaya zıplaya geçtiğimiz yolları bu kez tersinden katederek İstanbulumuza duhul ettik..

Patikaya çıkarak, ormanları yara yara gelmekte olan üçüncü kardeşinin yolunu, iki numara Fatih'i beklediği kadar olmasa da yine de merakla gözleyen 'akıcı' birinci köprünün üstünden boğaza baktığımda, hiç beklemediğim bi şey oldu sevgili okur..

Boğazın lacivert sularında parıldayan güneşten bir yol, görünmeyen güçlü elleriyle beni oturduğum 'copilot' koltuğundan havaya kaldırdığı gibi adeta bir 'flashback' hızıyla iki hafta önceye ve Dolmabahçe Sarayı'nın yakınlarına bırakıverdi..



Direksiyondaki zavallı zevcemin dolgun -pardon- solgun dudakları arasından yükselen:
“Nereye götürüyorsunuz ayol benim dünya yakışıklısı kocamı!?" mealinde çınlayan sesi bir anda arkamda kalmış, ortalık tam bir sessizliğe gömülmüştü..

(Kim ne derse desin.. bence mevzu böylece gayet iyi bağlanmış oldu)

'Non-Stable Artistic Chaos'


Sanat tarihçisi, arkeolog, müzeci, ressam ve mimar olan; Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunun ressamı denince de (Elbette, milyon dolarlık fiyatı sebebiyle) hemen herkesin aklına gelen Osman Hamdi Bey'in, 1882'de Sanayi-i Nefise Mektebi adıyla kurduğu yıllara -az bir farkla- yetişemedim belki ama, İstanbul Fındıklı'daki Mimar Sinan Üniversitesi'nin, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi olduğu zamanları gayet iyi bilirim..

(Landlord, bu bölüm senin içindi canım.. Yaşlı olmam, seni neden bu kadar mutlu ediyor bilemiyorum ama)



Hatta, bu Akademi'ye girmek için seçme sınavlarına katılmışlığım, ortaya konmuş ya da hayali objeleri falan değişik açılardan -şahane bi şekilde- çizmişliğim de vardır.. Tabii ki, okulun açtığı kurslara (günahı boyunlarına) para sökülmediğim için kapısından döndüğüm de..

Peki o zaman n'oldu?

N'olacak!. Türk sanatının olağanüstü kaybı kesin de, asıl büyük darbeyi, Dünya sanatı yemiş oldu..

'Evrensel İlahi Döngü' hasebiyle tam da o gün, dört gözle aralarına katılmamı bekleyen global sanatsal ortam, özümü sanata küstürdükleri bu talihsiz olay neticesinde bir daha iflah olamayarak, günümüze kadar süren ve uzmanlarca 'Non-Stable Artistic Chaos' adı verilen bir kaotik patolojiyi yaşamaya mahkum oldu..

Ne diyeyim, Allah kurtarsın!


S.S'yi Takdimimdir


Hah!. asıl ne diyecektim ben?

Seksenli yıllarda Mimar Sinan Üniversitesi olan bu okulun, beş-altı yıl önce Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olarak bir kez daha isim değiştirdiğini biliyor muydunuz?

Belki de sizi hiç ilgilendirmeyen bu gelişme -sebepsiz yere- bendenizin oldukça dikkatini çekmiştir.. Siz de biraz idare edin beni işte canım.. Allah allaah!.

Bu mühim değişikliği bugün öğrendim; hatta bir şey daha öğrendim: Bir Güzel Sanatlar Üniversitesi bünyesinde, Fen ve Edebiyat fakültelerinin olabileceğini..

"Peki ağbicim, bütün bu üniversite muhabbeti nereden çıktı?" derseniz eğer; "Hah.. ben de şimdi tam onu söyleyecektim" derim..

Bir süredir kulağını çınlattığımız bu üniversiteye bağlı, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde açılmış olan 'Serginin Sergisi' adlı sergiyi ziyaret ettim de oradan geliyorum..


Öncelikle, S.S'nin hepinize çok selamı var, sizleri de ziyaretine gelmenizi bekliyor..

Sürekli de Landlord'u sorup durdu; umutsuzca da olsa:"Keşke o hayırsızı da elinden tutup getireydin be Numanım" dedi..

"Ağbicim, sen benden daha iyi tanıyorsun o herifi" dedim.. "Yanılıp da gelecek olsa, ne sana, ne de bana rahat verecek; oflayıp puflayıp, bütün günümüzü zehir edecektir" diye de ekledim..

S.S, acı acı gülümsedi: "Haklısın benim 'sanat aşığı Numanım' haklısın, ne diyebilirim ki" şeklinde söylenirken, iri ve kemikli elleriyle de elimi sıkıca kavradı..



“Biliyorsun ki o zavallı bir hasta"


S.S'nin yaşlı gözlerinin derinliğinden yansıyan solgun ama umut dolu bi parlaklığın ışıldadığını görür gibi oldum.. Hemen akabinde, gizlemeye çalıştığı heyecanının ister istemez titrettiği sesiyle mırıldanıverdi: "Bir süredir birlikte takılıyordunuz; keşke senden ona, bir nebze olsun 'estetik zevk' bulaşabilseydi.."

Zavallı Landlord'un, bünyesinde bir çeşit 'estheticproof' kalkanı oluşturan, devası olmayan bir virüsle, ta altı buçuk yaşından beri enfekte olduğu aklına geldiğinde, S.S'nin, ağır ağır iki yanına doğru sallanan başı takatsiz kalmışcasına adeta önüne düşmüştü..

Bir daha hiç konuşmayacakmışcasına iddialı bi kararlılıkla sustu..

Gözlerindeki ilahi parlaklığın o anda tamamen söndüğünü görmüştüm.. O gözlerin, adeta dipsiz ve karanlık bir kuyuya benzeştiğini hissettiğim anda da, aniden soğumaya başlayan kocaman ellerinin arasındaki elimi hızla çekip kurtardım..

"Ben.. be.. ben artık gitmeliyim S.S ağbi.." diye kekeleyip, arkamı döndüm ve müzenin, karşılıklı iki yöne doğru inen eski ama görkemli merdivenlerinden sol taraftakine doğru hamle yaptım..

Yalnız, son kez de olsa onun gözlerine bakma ihtiyacı, tuhaf bi şekilde içimi kemiriyordu..

Fakat tam da bu sırada S.S'nin hançeresinden adeta patlayarak çıkan bir sesle irkildim: "Evet Numan.. bence de artık gitmelisin, hem de hemen!. Lütfen git!. git!"

Biraz önceki samimiyetten tamamen arınmış, buz soğukluğundaki bu keskin ve net haykırışa rağmen, ona doğru dönüp baktığımda, başını iki eli arasına almış; az evvel beni oturttuğu, son halife Abdülmecid'in altın yaldızlı veliaht koltuğuna, adeta çökmüş kalmıştı..

Kocaman ellerinin gizlediği gözü de, yüzü de görünmüyordu artık.. Onu bırakın, koskoca S.S, şaşalı koltuğun içinde neredeyse kaybolacak kadar küçülüvermişti..

Üzücü olduğu kadar, moral bozucu da olan bu tuhaf manzaraya daha fazla bakamazdım..

Bütün bunların başlıca müsebbibinin Landlord olduğu aşikardı; ancak yine de ona kızmak hiç içimden gelmiyordu.. Sık sık olduğu gibi, tüm affedici duygularım yine benliğimi sarmıştı..

İndiğim merdivenlerin son basamağına geldiğimde, hala yukarıdaki koltukta büzüşmüş vaziyette oturan S.S'ye aşağıdan sesimi duyurabilmek için bağırdım: "Ben Landlord'u affettim ağbi.. lütfen sen de affet.. Biliyorsun ki o zavallı bir hasta"



Ş.H. Fatih ya da Kız Kule'li Gözlük


Müzenin avlusundan çıkıp, Beşiktaş vapur iskelesine doğru sağdan sağdan yürürken, içimden geçen dua, hep Landlord'un affedilmesi üzerineydi..

Meydandaki Barbaros heykelinin yanına geldiğimde ise duamın tamamen değiştiğinin farkına varmıştım..

Tüm bu yaşadığım olağanüstü süreç istemsizce gelişmiş, bütün benliğimi sarmakta olan değişim gerçeğine karşı koyacak güçten, özümü yoksun bırakmıştı..

'İskeleye yanaşacak vapurun, şu son üretim Ş.H'lerden olması duası' adeta bir çığ gibi içimde büyüyordu.. Maalesef yapacak fazla bi şey yoktu..

Ş.H. Fatih vapuru bir ak güvercin gibi süzülerek iskeleye yanaştığında, yüce rabbin, dualarımı kabul buyurduğunu hemen anladım.. Çok mutluydum..

Ayrıca, vapurun yanaşmış haline bakarak, gidiş yönünü de büyük bi maharetle kafamda canlandırmış, gölge olacak tarafı da başarılı bi şekilde bulmuştum..

Biz denizcilerin iskele adını verdiği, sol yan taraftaki açık bölüme oturdum..

Eski vapurlara göre bu bölüm daha geniş tutulduğundan, buradaki parmaklıklara / ayaklıklara ayağımı dayayabilmek için iyice kaykılmak zorunda kalmak beni biraz hüzünlendirmişti..



Vapur irisi, biraz sonra büyük bi gürültüyle harekete geçti..

Tam bu sırada, sağ tarafımda, kolunu tahta sıranın arkalığına fütursuzca uzatmış olarak oturan, kısa kollu, beyaz naylon gömlekli ve badem bıyıklı genç adamdan üzerime doğru esen yel, çok yoğun ve ağır bi ter kokusunu -durmaksızın- burnuma taşımaya başlamıştı..

İster istemez sol tarafıma dönmek zorunda kaldım..

Hemen diğer yanımda oturduğunu o an fark ettiğim; kısa boyuna rağmen gayet muntazam vücuduyla dikkatimi çeken esmer güzeli bir kızın, kocaman çerçeveli güneş gözlüklerinin simsiyah camında Kız Kulesi'ni gördüm..


(Gelecek Program: Gelecek program da elbet bir gün gelecek)

2 yorum:

Tuğba dedi ki...

Aman bırak ağbi ya! Mevzu bahis üniversiteye bi giren pişman bi giremeyen zaten :D

Bu arada önümüzdeki 5 yıl içinde bir isim değişikliği daha beklemekteyiz. Bakalım, nasip kısmet...

numan dedi ki...

yoksa hayat, giren pişmanlarla girmeyen pişmanların umarsız bir mücadelesinden mi ibarettir ey tuğba?!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...