20.09.2009

Surinam Usulü Üç Yapraklı Yonca Soslu Pao Kebabı


En hafif deyimiyle 'Tutumlu' olmamın bunda payı var elbet; siz söylemeseniz de ben zaten bunu kabul ediyorum.. Amma -bazen ruhumu ele geçirir gibi olsalar da- inadım inat!

Bunca zamandır ne Dijitürk ne de mijitürk gibi şifreli kanallara para kaptırmadım, kaptırmayacağım da evelallah!

Ey dost! Zaten aldıkları reklamlarla malı hamuduyla götüren, 'köprübaşı' tutmuş bu vibratörden mülhem medyatör deli dumrullara ayrıca para uçlanmanın manası nedir ki?

İnternet'ten sunulan fakat habire 'donan' görüntülerle tezahür eden korsan canlı yayınlar dahil her türlü alternatifi denedim, deniyorum, deneyeceğim..

Yalnız, henüz özüme nasip olmayan, Ege Görgün'ün, Hıncal Uluç'unki kadar meşhur dev ekran elsidi'sinin karşısına kurulmak hariç..

Tekliflere ise açığım..



Dediğim gibi, bu durumla şimdiye kadar başarıyla baş ettim ve bu hususta da iddialıyım..

O değil de dostlar, sırf bu sebepten dolayı, şu vahşi kapitalizmin çanına ot tıkamak üzere zuhur edecek, istikbaldeki (Mobilyacı olanı değil evladım!) sosyalist devrimin en yılmaz neferi olmak ve rengi daha bi kızıllaşmış şanlı bayrağı -anten niyetine- müsait bir yerlere dikmek arzusundayım..


Bilekten oynar başlıklı el hareketi


Yine bu akşam da maç yayını telaşına girmiş, gelen mutat kahvehane tekliflerini (Sağolsun arkadaşlar) lisanı münasiple reddetmiştim ki müjdeli haber geldi: Cimbom'un maçını TNT veriyor!



Kablo Tv'nin doğru dürüst işe yaradığı nadir zamanlardan birini yaşamaktaydık..

Holding ağbinin: "Bu arada şu kanalı da bi güzel tanıtmış oluruz" cin fikirliliğini anlamadık değil elbette..

Lakin beni ilgilendirmez.. Ben çıkarıma bakarım.. (Tüh.. Gitti ulan bizim sosyalistlik!)

Maçımı evimde, ayağımı uzatarak, keyfime bakarak izledim; ben kazandım..

TNT, kumandam üstündeki mevcut yerinden önlere doğru bir anda mesafe kaydetti; şirket kazandı..

Galatasarayım ise zaten hep kazanmakta (Tüh tüh tüh.. Maşallah!)


Yağmurlu bir havada sürecek olan maç, geleneksel olduğu üzre, tribünde yerlerini alan Atinalı güzel kızların tek tek seçilerek ekrandan uzun uzun gösterilmesiyle başladı.. Yanlışlıkla kadraja giren çirkinler ise, resim seçici marifetiyle hemen ekrandan uzaklaştırıldı..

O değil de adamların yayını ben pek beğendim.. Hele, maçtaki boşlukları doldururken gösterilen kısacık 'enstantaneler' harikaydı..

Üçüncü golden sonra Rijkaard’ın, sanıyorum hemşerisi olan rakip teknik adama yönelik yaptığı, 'bilekten oynar başlıklı el hareketini' ise tek geçtim..


Ooooooo cim boom booom!


Bu maçla birlikte kale arkalarını kendilerine mesken edinmiş iki adet 'asistan hakem' diye bir naneyle karşılaştık ki -valla parası da iyiyse- şu alemdeki sorumluluğu neredeyse yok denecek düzeyde olan, yapılması en kolay iş..

Son milli maçtaki adamı sinirden bayıltabilme kapasiteli (Ben onun kapasitesine, ben onun..!!) sipikerden sonra bu maçın sesi Sabri Ugan'ın (Meraklısına malzeme çıkarmasa da) anlatımı, -yabancı isimlerdeki tüm telaffuz hatalarına rağmen- şiir gibi geldi valla..

Yeri veya değil ama buradan şunu da söylemek zorundayım: Çok rica edeceğim, takım hücuma kalktığında uzun pası beceremeyerek hedefi şaşıran 'salak' takım arkadaşını dönerek alkışlayan 'ondan daha da salak' kanat oyuncusu görüntüsü, artık bitsin!. Zira bu manzara içime fenalıklar getiriyor, bilmem ki neden..



Statta Cimbomlu taraftar olmayacak denmişti.. Bu yüzden, dakika daha beş olmadan, Merinos'un şahane katkılarıyla gelen Elano golünden sonra başlayan: "La la la la la la la la laaa.. Ooooooo cim boom booom!" gibi gayet anlamlı sözlere haiz marşımızın, adeta arş-ı alayı inletmesine doğrusu pek şaşırdım..

Ancak daha da şaşırtıcı olanı, hemen akabinde tezahüratın bıçak gibi kesilmesi, bir daha da maç boyunca hiç duyulmamasıydı..

Aslan taraftarlarımızın akıbetinden kuşkuluyum; yetkililer bunu incelesin! Gelmeyeyim oraya!


Fatih Terim motivasyonu mağduru Arda


Hafta içinde sigara içerken yakalandığından olsa gerek, Hakan Balta'yı maçın başlarında pek eli ayağı tutmaz halde gördüm.. Mecburen mevki değiştirdiğinde ise düzeldi kerata..

Servet ve Gökhan'ın yokluğu yetmezmiş gibi bir de Linderoth'un Türk sureti olma yolunda hızla ilerleyen Emre Güngör'ün maçın başlarında sakatlanarak çıkması Cimbom'un savunmasına tüy dikiyordu ki 'bilhassa' Emre Aşık ve Uğur Uçar duruma layıkıyla el koydular..



Galatasaray ilk golden sonra (Yani maçın daha başında!) hız kesti.. Bu arada Baros, bayağı bi saçmalamaya başladı..

İkinci yarının başında kendini affettirecek golü atan Baros, hemen akabinde yine saçmaladı.. Bu sıraya uygun olarak kendisinden bir gol daha beklerken, sahanın en iyilerinden Elano: " Çekil canım kenara! Golü ben atıcam zira ilkinden pek bi şey anlamadım" dedi..



"Benim futbolcum topu kaleye doğru gönderir, bu durumdaki gol ihtimalinin ne olduğunu, ele-güne gösterir" naçizane 'Numansözünü' bir kez daha doğrulayan Elano, bu golden sonra da: "Lan! Ben bundan da bi şey anlamadım ki" deyince, duruma biraz bozulan, 'Reykardım lüle saçlım' onu dışarı almak zorunda kaldı..

Yüzünde, görenleri endişeye sevk edecek bir sırıtmayla oyuna giren, milli maç ve dünyaca ünlü 'Fatih Terim motivasyonu' mağduru Arda Turan, '3-4 rakip oyuncuyu özellikle bir araya getirerek aralarına girme, sonra da kısmetse eğer oradan sağ salim çıkabilme' gösterisini sahaya koydu..



Rabbin, tez zamanda kendisini ıslah eylemesini diler; ona ve tüm Terim mağduru topçulara acil şifalar niyaz ederim..


Aslanıma afiyet olsun! Yarasın!


Galatasaray zaman zaman aksayan bir görüntü verse de, bariz hücum gücüyle, istediği her an gol atabilecek bir takım havasında.. Oyunun temposunu ve kontrolünü elinde tutmasıyla da müthiş güven vermeye devam ediyor..

Tıpkı bir zamanlar (O kadar da eski değil canım!) ülkemize gelerek, hiç zorlanmadan golleri sıraladıktan sonra, dansöz seyredip, şiş kebapları yeyip, çekip giden güçlü Avrupa takımları gibi..

Bu cümleden olarak, başta kalecilerini, elinden geleni yapmaya çalışan zavallı futbolcularını protesto eden Panathinaikos seyircileri de tıpkı bizimkileri andırıyordu..

Doğrusu sırf bunları gerçekleştirdiği ve bencileyin bir ayağı çukurdaları şu son günlerinde göğüslerini gere gere dolaştırdığı için, bu takım ayakta alkışı hak ediyor..



Biri lüleli olan- iki Surinamlı ve Hollandalı teknik adamlardan bizimkinin elcağızıyla hazırladığı ve başlıkta özetle tarifini verdiğim kebabı Aslan, öyle olağan bi tavırla, lakin öyle iştah açıcı bi zevkle mideye indirdi ki Tv karşısında onu izlerken -lüks lokanta vitrininin camına yapışmış garibanın hayali misali- leziz kebabın bibuçuk porsiyonu da payıma düşmüş gibi hissettim..

Bana da, Türkiye'ye de, Aslanıma da afiyet olsun! Yarasın!

Fenerlilere ise Allah sabır versin!


(İş bu yazı Berezilya.com'da yayınlanmıştır)

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...