25.01.2010

Bir Yitik Eldiven Ağıtı




(Meraklısına not: Numan Serteli'nin yıllar önce, yine yoğun bir kar yağışı altındaki İstanbul'unda yazılmış iş bu gayet acıklı yazısı bir zamanlar başka bir sitede yayınlanmış idi..
O zamanlar kamuoyunda gayet büyük bir etki hatta infial yaratan yazının yayını, yetkili merciler tarafından yasaklanmaya çalışılmışsa da şairin hayranları tarafından kurulan, 'Yitik Eldivenleri Sevenler Derneği' gibi birçok kuruluşun yoğun itirazları sonucunda, geri adım atmak zorunda kalınmıştır.. Yaa.. İşte böyle dostlar.. Daldık yine geçmişe..
Bu gayet mühim yazıyı, mümtaz sitemize de dahil etmek için yıllarca sıkı bir kar yağışı beklenmiştir.. Anlayacağınız, o gün işte bugündür.. Sevinçliyiz, gururluyuz..)



Uzunluğundan dolayı kısaltılmış bu başlığın asıl halinin şöyle olduğu rivayet edilir: "Yürüyüş Yaparken Kaldırımda Rastlanan Kaybolmuş Eldiven Tekleri” a.k.a “Karlar Eridiğinde Ortaya Çıkan Çamura Bulanmış Eldivencikler"

Tanık olunduğunda bazı hassas bünyeleri fazla derinden olmasa da sarsabilen, bu hüzünlü ama gerçek hayat hikayelerinin başlangıcı -genelde- hep aynıdır: Havalar soğumuş, çelimsiz parmaklar üşümeye başlamıştır..
Onları ısıtmanın en kolay ve estetik yolu, kendilerini sarıp sarmalayan eldivenleri güzelce elimize geçirmektir..
Eldivenler elimize takılı, sokağa çıkar, yürümeye başlarız..
Yürü yürü bi yere kadar.. Bir zaman sonra alışveriş yapmamız gerekir.. Bir bakkal veya benzeri (Ya da hiç benzemeyeni.) dükkanın birine gireriz..
Malı almak ya da para vermek için eldiveni çıkarmak zorunda kalırız.. En çok kullandığımız elimizin eldivenini çıkarıp, paltomuzun cebine falan, öylesine tıkıştırırız..
İşimizi görüp, dükkandan çıkıp da bir süre yürüdükten sonra, eldivenin eksikliğini hissederiz.. Takmak için elimizi cebimize attığımızda, onun orada olmadığını görünce, ister istemez önce bi durur, tüm cepleri yeniden bi yoklarız..
Ancak kendileri maalesef ortalıkta yoktur.. Üşenmezsek eğer, geri döner, geçtiğimiz yollara bakar, girdiğimiz dükkanlara sorarız.. Ama heyhat!. O artık kesinlikle yoktur..
Bir süre de, eldiveni nasıl olup da düşürdüğümüzü, hemen geriye dönüp bakındığımız halde nasıl da bulamadığımızı düşünür, ancak hiç bir sonuca varamayız..
İçimiz sıkılır.. Açıkta kalıp da pembeleşmeye başlamış o garip elimize bakar, hüzünleniriz..
Çoğunlukla, bu ‘acıklı’ durum pek fazla sürmez.. "Zaten üç kuruşluk bi şeydi, yenisini alırım" mealindeki bir düşünceyle, üşüyen elimizi cebimizin kuytuluklarına doğru iyice gömer, yolumuza devam ederiz..

Nadiren rastlanan bazı şahıslarda ise, iç sıkıntısıyla tezahür eden bu kötü etkilenme, bir müddet daha sürebilir..
Üstelik, orada-burada, başkalarınca düşürülmüş eldiven tekleriyle karşılaştıklarında buncağızların hali daha da bi kötüleyebilir..
Bu iç acıtıcı manzara karşısında, kaybettiği eldiven tekiyle yolda karşılaşan diğer insanları düşünüp hislenirler.. Muhtemelen, bir takım ‘duyarsız’ şahısların üzerine basıp geçtiği hatta acımasızca tekmelediği o zavallı eldivenciğin o andaki yalnızlığını ta içlerinde hissederler.. Ya da -sadece- bana öyle geliyor..

Eldivenler de Ağlar

Bir de, yolları günlerce örtmüş karların erimesiyle ortaya çıkan eldiven tekleri vardır.. Ve onların hikayesi, sanki daha da bir acı sağanağıdır..
Çok yoğun kar yağışı sırasında düşürülen bu eldivenler, sahibi tarafından fark edilip de arandığında, bi kar tabakasıyla çoktan üstleri örtülmüştür bile..
Gerçi, kar tabakası onların görüşünü uzun bi süre engelleyemez ve yattıkları yerden sahiplerini rahatlıkla görebilirler.. Lakin, insan gözünün onları o şartlarda seçebilmesi imkansızdır.. Panik içinde bağırmaya başlarlar.. En azından seslerini duyurmak için, can havliyle çırpınırlar.. Oysa onlar da iyi bilir ki, bir eldivenin sesini ancak diğer teki duyabilir; o da, hemen dokunabileceği yakınlıkta bi yerde olmak şartıyla..
Evet.. Eldivenlerin de sesi vardır.. Hem de dünyanın en sessiz sesi..
Evet.. Eldivenler de ağlar.. Hem de dünyanın en sessiz hıçkırıklarıyla..

Günler sonra karlar eriyip de çamur-buz karışımına bulanmış ‘zavallı’ halleriyle ortaya çıktıklarında, tekrar sahipleriyle karşılaşsalar dahi artık tanınmayacak haldedirler.. Eşleri hemen yanlarına düşse bile seslerini duyurabilecek mecalleri kalmamıştır hiç.. Sahipleri de zaten onları çoktan unutmuştur.. Kimsesiz ve perişan eldivenciğin, bir anlığına içini ısıtan bu karşılaşma, onun için, alabildiği bir son nefesten başka bi şey olmayacaktır.. Ne yazık ki..




2 yorum:

Tuğba dedi ki...

Bu hikâye beni öyle üzdü ki, anca kendimi toparlayabildim birşeyler yazabilmek için...
Geçen sene bu zamanlar, kaybolmayan eldiven üretimi için, Tahtakale esnafıyla bir görüşme ayarlamaya çalışmış, girişimlerim başarısızlığa uğrayınca doğrudan Made in China'ya yönelmiştim. Ama her motivasyonu eksik türk genci gibi, hevesim kaçtığından bir sonuca ulaşamadım...
Eldiven teklerinin bu çaresizliğine karşı birlik olalım diyerek sonlandırıyorum...

vildan dedi ki...

Bu yazısını okuduğumda, gülmüştüm. Demek ki Numan'da benim gibi eşyanın ruhu olduğuna inananlardan demiştim. Bir şeye gülünce neden hep cezalandırılıyorum Tanrım ben?
İş dönüşü alışveriş yapmıştım. Kışları kullandığım bere ve atkı takımım var. Bunlar da aynı eldivenler gibi ikili. Ben onları ayrı düşünemem ki! Nasıl severim. Yıllardır kullanırım vazgeçemem. Neyse. Paketleri elime alınca, arabada çıkarmış olduğum beremi koltuğumun altına sokuşturmuştum. Eve geldim. Paketleri tezgahın üzerine bıraktım. Montumu ve atkımı çıkardım. Atkımı katlayıp komidinin üzerine koydum. Aaa! Bere.. Berem.. Hani atkımın en yakın arkadaşı... Yok.. Yoktu.. Kapıya baktım.. Yok.. Asansöre baktım... Yok... Of! Hemen fırladım, sokağa baktım.. Yok.. Yüzümü gökyüzüne çevirdim. Nasıl soğuk. Nasıl ayaz.. Zaten üzerime bir şey almadan da çıkmışım ya, dondum valla.. Dedim ki "Tanrım, vallahi Numan'a yazdıkları için gülmedim. Yanlış anlaşıldıysam özür dilerim. Ben beremi isterim." İsterim. " Tam o sırada arabamın yanına gelmiştim. Bir de ne göreyim? Beremi arabadan çıkarken yere düşürmemiş miyim? Nasıl sevindim anlatamam. Dedim ki en iyisi ben bu durumu mümkünmertebeye yorum olarak haber edeyim. Son olarak şunu ekleyeyim: "Numan'ın yazısına sakın gülmeyin arkadaşlar, sakın gülmeyin:)) Hem ağıt bu. Zaten ben gülmemiştim ki, tebessüm etmiştim.
Böyleyken böyle işte. Yazınız pek güzel olmuş gerçekten, elinize sağlık Numan, daha ne diyeyim:)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...