23.04.2010

İ.F.F - 10 : Mr. Nobody :: Hayatın Sonsuz Olasılıkları Üzerine Fikir Jimnastiği



Herkesin ölümsüz olduğu, yani resmen dünyaya kazık kaktığı 2092 yılındayız..
Bu dünyada kalmış son ölümlü olan 117 yaşındaki Nemo Nobody, uzatmaları oynadığı şu günlerde bir hastanede (Araf mı yoksa?), bütün suratı zebra gibi çizgili dövmelerle kaplı kel bir doktor (Azrail ya da Tanrı mı yoksa?) tarafından -sorguyla karışık- muayene edilmektedir..

Bir müddet sonra, Bay Hiçkimse'nin odasına sızmış bir gazeteci gencin, teknoloji müzesinden arakladığı makaralı teybi çalıştırmış olarak, yaşlı adamla söyleşi yaptığını görürüz..

Mr. Nobody (Jared Leto)'nin geçmişiyle ilgili anlattıkları birbiriyle çelişmekte, hayatının önemli kesişme ve karar verme noktalarında vaziyet iyice karışmaktadır..
Öyle ki adamımız adeta imkansızı gerçekleştirerek, herhangi bir durumun her ihtimalini yaşamışlığından falan bahsetmektedir..
Gazetecinin de, bizim de aklımız karışmakta, asırlık kahramanımızın bunaması ve dalga geçmesi de dahil çeşitli ihtimaller kafamızda soru işaretleri doğurmaktadır..




Sonuçta anlaşılır ki olay, Nemo'nun dokuz yaşında yaşadığı, hayatının en önemli olayında düğümlenmektedir..
Anne ve babasının boşanmasıyla, minik Nemo -bir tren istasyonunda- tercihini yapmakla karşı karşıya kalmıştır: Babasıyla orada mı kalacak, yoksa trene binmiş gitmekte olan annesine mi koşacaktır?.
Birincisini yaparsa nelerle karşılaşacak, diğerini tercih ederse hayatında ne gibi değişiklikler olacak, neleri daha farklı yaşayacaktır?.




Tabii ki bu 'tek boyutlu' ve 'özetin özeti' anlatım -kelimenin tam anlamıyla- hayretler içersinde seyrettiğim bu büyüleyici filmin konusunu ve de boyutlarını açıklamakta çok yetersiz kalıyor..

Muhteviyatında, kelebek etkisi, sicim teorisi (Biraz inceledim ama anladıysam arap olayım.), büyük patlamayla başlayan evrenin yaratılış ve genişleme süreci ve de bu süreçin bir süre sonra durup da geriye sarma ihtimali teorisi gibi muhtelif kuramlar yüklü filmde; Mars gezegenine yolculuk gibi çeşitli fantastik sahnelerin bulunduğunu da ekleyeyim..

Jaco van Dormael'in yazıp yönettiği 138 dakikalık Mr. Nobody, 'haddinden fazla' deneyselliğiyle, hayatın sonsuz olasılıkları hakkında, çok etkileyici bir fikir jimnastiği gibi..

Bu defalarca izlenesi 'çetrefilli' film bittiğinde, olasılıklar ve tesadüfler üzerine yapılmış bu en kapsamlı, en bilimsel, en karmaşık, en inandırıcı, en inanılmaz deneyimden çıkmış bir birey olarak öylesine bir dimağ yorgunluğu içindeydim ki, o günlük kullanmam gereken entelektüel faaliyet pilimin tükendiğini hissettim desem yalan olmaz valla..




Galiba en iyisi, bu işlere kafayı fazla takmamak (Dikkat! 'Yormamak' demiyorum.), filmde bahsi geçen, Tennessee Williams'ın -aklımda kaldığı kadarıyla- "Ne, nasıl olmuşsa eğer, başka türlü de olabilirdi.. Ve bu olacak olan da en az önceki kadar değerli olurdu." mealindeki sözüne sığınıp, hayat ağacının verdiği meyvalardan (Biraz da kendimizden kaynaklanan nedenlerle tabii.) payımıza düşeniyle yetinmektir..
Tabii ki.. Aşkı ve sevgiyi de hiç ihmal etmeden..


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...