11.04.2010

Numan'ın İstanbul Film Festivali Günlüğü: Chloe



Aslında yılın bu günlerinde, yani yeditepelimin film festivaliyle donandığı zamanlarda, çeşitli yayın organlarında benim, geleneksel hale gelmiş olan, 'festival sinemaları önündeki bilet kuyruğu' makalelerim yayınlanır -söylemesi bana düşmez ama- bu yazılar Türk sinema entelijansiyasını şöyle bi derinden sarsarak ırgalardı..
Ayrıca, çoluk çocuk tüm sinemaseverler bu acayip kuyruk hikayelerini okur okur hem feyz alırlar, hem de güle oynaya hoşca vakit geçirirlerdi..
Bu yıl böyle bir geleneğin eksikliğini hemen farkeden birçok sevgili okuyucum (Bir kişi!), çeşitli yollardan bana ulaşarak, yazımın nerde kaldığını soruyorlar.. Onlara da verdiğim yanıtı size de söyleyecek olursam, böyle bir yazı -çeşitli nedenlerle- bu kez maalesef mümkün olamadı; ancak, festival boyunca görmeyi umduğum bazı filmlerden sonra alacağım kısa notları sizinle paylaşmaya niyetliyim..
Bunların çoğunu 'normal' gösterimler öncesi seyredip yazacağımdan, belki de sizlere o filmler hakkında ön bir fikir verebilir deyu da düşünüyorum.. Bakalım kısmet..


Bu arada, bazı filmler festivale sığınarak ya da vizyon dışı kalarak, Pis Moruğun Notları'ndan kendilerini kurtaracaklarını sanıyorlarsa -hemen söyleyeyim ki- yanılıyorlar..




Chloe (Büyük Hata) : Ava Giden Avlanır


Kendisini tam anlamıyla 1994 yılı yapımı Exotica adlı mükemmel yapıtıyla tanıdığım, daha sonra, kaliteyi hiç düşürmediği The Sweet Hereafter (1997) ve Felicia's Journey (1999) filmleriyle de 'yönetmenlerim' arasına aldığım, Kanadalı Ermeni yönetmen Atom Egoyan'ın bu son filmini ise (Valla ben açık konuşurum.) kendisine hiç yakıştıramadım..

Chloe'de, Anne Fontaine'in yönettiği 2005 yapımı bir film olan Nathalie'nin hikayesini baz alan Egoyan, bizim bazı filmlerimizde hatta yerli dizilerimizin çoğunda denenmiş sıradan bir kadın numarasını -hem de bir matahmış gibi- bütün filme yaymış..
Numara şu: Orta yaşın sonlarına vasıl olmuş bir doktor kadın (Julianne Moore), üniversitede hoca olan yakışıklı kocasının (Liam Neeson) öğrenci kızlarla ilişkisi olduğundan şüphelenince, güzeller güzeli bir fahişe olan Chloe (Amanda Seyfried)'yi, herşeyden habersiz herifinin üzerine gönderir.. Maksat -tabii ki- zavallı adamın 'dayanma noktasını' ölçmektir..

Lakin, 'ava giden avlanır' lafını atalarımız tam da bu durumlar için söylemiştir.. Kocasını avlamaya çalışan kadının hesaba katmadığı 'ufak' bir ayrıntı vardır: İşinin profesyonelliğini pek takmayan 'takıntılı' fahişe kızımızın gözü adamın değil de bir başkasının üzerindedir maalesef..


İlk defa bir filminde karısı Arsinée Khanjian'ı oynatmadığına şahit olduğum (Yoksa ayrıldılar mı?) Atom Egoyan'ın mevcut hikayeyi rahatça anlattığını inkar edecek değilim.. Kaliteli oyuncularından 'standart' bir verim aldığını da elbet.. Ancak, bu filmde kendisinin, neyi, kimi ve niçin anlattığının kararını vermiş göremediğim gibi; gayet sıradan ve mutat bir karı-koca probleminden bahsederken bile, adeta dünyanın en karmaşık, en karanlık trajedisini ortaya koyuyormuşcasına atmosfer yaratma çabaları ise bana -kelimenin tam anlamıyla- 'entelce' ve de çok sıkıcı geldi..
Üstelik, mühim bir sarsıntı geçiren 'kutsal' aile düzeninin yeniden kurulması sırasında, 'bir fahişe parçasını' kolayca harcamasını da gayet ahlaksızca bulduğum Atom Egoyan, bu filmini bir de utanmadan: "Zeki ve seksi bir Hitchcock gerilimi" olarak tanımlıyormuş.. Hadi oradan! Hadi oradan!

(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...