9.09.2010

Machete :: Meksikalı Pala Remzi'nin İntikamı


Sinemada, ele aldığı konunun tek örneği değil elbette ama, en son, Tommy Lee Jones'un hem oynayıp hem de yönettiği bir film olan The Three Burials of Melquiades Estrada (3 Defin)'nın seyri sonrası tesbitimi yaparak; nice insani trajedilere mekan olması vaka-ı adiyeden sayılması gereken, üç bin kilometreyi aşan uzunluktaki şu Meksika-Amerika sınırının potansiyelinin büyüklüğünü resmi görüşüm olarak ilgililere bildirmiştim..
Bilmem hatırladınız mı?

Kimse kusura bakmasın- sizin hatırlayıp hatırlamadığınız pek de umrumda değil aslında.. 
Sağolsun Robert Rodriguez, taa Amerika'lardan, Meksika'lardan sesime kulak vermek suretiyle gerekeni yaparak, haklılığımı -bir kez de kendisi- onaylamış ki bu da bana yeter doğrusu.. (Bkz.. Ünlü Bir Yönetmen Kendisine Selam Verdiğinde Dahi Rahatlıkla Okuyucusunu Satan Sinema Yazarı)




Sınırı gizlice aşarak kapağı Amerika'ya attığında hayatının kurtulacağını uman (Fukaralığın gözü kör olsun!) zavallı Meksikalıların, sınır muhafızlarınca keklik gibi avlandığını; katliamdan kurtulanların kaderlerinin ise bir nevi 'Amerikan magandası' niteliği gösteren 'Redneck' denilen ırkçı heriflerin insafına bırakıldığını biliyoruz..

Öte yandan bütün bunlarla tamamen çelişiyor hissi veren başka bir gerçek de var ki; Amerika'nın güneyinde yer alan eyaletlerin, her türlü pis ve zor işlerini yaptırmak üzere bu Meksikalı göçmenlere olan ihtiyacı da oldukça fazladır..

Oysa burada bi çelişki yoktur..
Çünkü o kadar çok Meksikalı her gün sınıra dayanarak içeri dalmaktadır ki ölmekten kurtulanların sayıları bu işleri görmeye yetmekte; adeta 'doğal olmayan' bir seleksiyondan geçen Meksikalıların 'resmi olmayan' istihdamı da daha kolay yapılabilmektedir..

Ancak, sınırın -böylesine göz korkutmalara karşın- delik deşik vaziyeti, bölgenin özellikle uyuşturucu kaçakçılığıyla meşgul ileri gelenlerini rahatsız etmektedir..
Zira, her deliği kaçakçılık için kullanabilme yeteneği gösteren küçük 'girişimciler' yüzünden bu kodamanların gelirlerinde azalma husule gelmektedir..

Eee.. Kendiliğinden ünlü düşünür Numan Serteli: "Paranın Tanrı olduğu kapitalist bir düzende kodamanların başına düşecek küçücük bir kuş tüyü, politikacının kıçına batan koskoca bir diken olur." özlü sözünü boşuna söylememiş.. Gadasını aldığım!.


Bu paragrafın geldiği son noktadan da anlaşılacağı üzre, malum sınır boyundaki bu gayet kapsamlı, gayet acıklı, gayet kanlı olduğu kadar gayet de 'renkli' olaya duhul eden siyasilerin varlığıyla da ortalık, şu anda kutlamaları bütün hızıyla sürmekte olan bizim -sözde- 'anayasa değişikliği referandumu' şenliğimize döner..

Sınırda bizzat Meksikalı kaçak göçmen avlayarak ve bu gurur kaynağı eylemini videoya çekerek propagandasına hız veren 'maganda-senatör' McLaughlin (Robert De Niro)'in, önümüzdeki seçimler sonucunda senatoyu bırakmaya hiç de niyeti yoktur..



Pala Ağbi Suikast Yapıyor

Farkettiğiniz gibi yukarıdaki son cümleyle bu haftaki filmimiz Machete'ye -hayırlısıyla- giriş yapmış bulunuyoruz..
Machete adlı kişi, Meksika eşrafından bir değerli kişi olmakla birlikte, aynı zamanda, bölgede yasa dışı faaliyetlere göz açtırmamaya yeminli bir 'federal ajan' olarak canla başla çalışan bir yiğit ihtiyar delikanlıdır..

Allah´ın hikmetinden sual olunmaz bilirim amma -sanılanın aksine- içinin iyiliği ve güzelliği yüzüne -maalesef- pek de yansıyamamış 'içi yakışıklı' bir kahraman olan Machete (Danny Trejo), arkadan dümen çevirenlerin oyunları neticesinde, işini ve sevgili ailesini tümden yitirirken, kendisi de son anda ölüme teğet geçer..


Aradan yıllar geçtikten sonra kendisiyle bir daha karşılaşırız ki, pala bıyıklı adamımız, Cenab-ı Hak'kın inayetiyle yıkılmayarak -işsiz güçsüz de olsa- dimdik ayakta kalmayı bilmiştir ve düşmanlarına korku salmaya da -her an- hazır ve nazırdır..

Irgat pazarında ekmek parası kollayarak günlerini harcayan Machete'ye bir gün yapılan gayet cazip teklif: Yukarıda kendisinden kısaca bahsettiğimiz senatör McLaughlin'in -bir seçim konuşması sırasında- dürbünlü tüfek marifetiyle uzaktan vurularak öldürülmesidir..


Aldığı aile terbiyesi sebebiyle olsa gerek, bu göz kamaştırıcı lakin ahlaksız teklife başlangıçta sıcak bakmayan Pala Ağbi -sonuçta- bir yerde mecbur kalmış vaziyette "He" demek zorunda kalır..

Mevcut şartlar neticesinde, ağbimiz, miting meydanını gören yüksekçe bir binaya konuşlanır..
Ve faşistliğin, ırkçılığın zirvelerinde gezinen bir nutkun daha belini kırmakta olan senatöre tüfeğini doğrultarak dikkatlice nişanını alan Machete, üzerine parmağını yavaşça yerleştirdiği tetiği kendine doğru çekmeye başlamıştır bile..



Ustura Kemal Pala Remzi'yi Tokat Manyağı Yapar

Nam-ı diğer Aylak Adam olan Deniz Akhan'ın haftalık yazısında: "Filmin isminin neden Ustura olarak çevrildiğini bana sormayın." derken topu bana attığının farkındaydı sanırım..
Farkında değilse bile, yaptığı ortanın gelişine gecikmeden voleyi çakarak, kendisini bizzat farkında kıldım; yani karşısına geçerek, bu husustaki görüşlerimi bir bir anlattım ki sonuçta ikna olmuştur sanırım..
Bu vesileyle, Tersninja'nın meşhur yedi uyurlarından biri olan bu değerli yazarımızın, bin yıldır süren uykusundan nihayet uyanarak, benimle birlikte -hem de sabahın köründe- film gösterimlerine katıldığını da dost ve müşterilerimize müjdelemek isterim (Aman nazar değmesin!)..


Deniz'in bana iadeli taahhütlü gönderdiği: "Filmin orijinal adını görmezden gelsek bile, ustura hariç her türlü kesici, delici alet kullanan ama özellikle de palalara hasta olan bir adamı anlatan filme neden Ustura adı verilmiştir?" haklı sorusunu, ben de bu işin faillerine yöneltmek isterdim..
Lakin şundan gayet eminim ki bu soruma mantıklı bir yanıt almam imkansız gibi bir şey..
Öyleyse susmak en iyisi..

Yine de sordum diyelim, yüzüme karşı diyemeseler de arkamdan şöyle söylenecekleri kesin: "Neden Ustura'ymış! Nedense neden.. Biz öyle istedik, öyle oldu.. Hem sana ne?! Parayı biz uçlanalım, getirtelim filmi bin bir zorlukla, sonra da sana hesap verelim, öyle mi?. Yok öyle, üç kuruşa beş köfte.. Otur yerine de, adam gibi izle filmini.. Hadi canım.. Hadi!"


Bunun üzerine benim de -kendi kendime- düşünmek suretiyle, merak etttiğimiz o gerçek cevabı bulmam hiç de zor olmadı tabii..
İşte buyurun burdan yakın: "Evet 'Pala' daha uygun, daha doğrusu Machete'nin tam karşılığı; lakin, o zamanda bu isim herkesin diline düşecek ki, işin ucu meşhur Pala Remzi'ye kadar çekilerek hadisenin dibine dahi vurulacaktır alimallah!
Sonra da yok Pala Remzi, yok İbrahim Tatlıses falan derken iyice arabeskin içine gark oluruz ki gel de o zaman anlat bakalım derdini Fazıl Say'a.. Ya da kendine yavşaklıktan yavşaklık beğen!."

O değil de dostlar, filme bu adı verenlerin aklına, delikanlılığın kitabını yazmış çizgi roman kahramanlarımızdan Ustura Kemal geldiyse eğer, ben de bütün bu dediklerimi yutuyor ve kendilerine saygılarımı sunuyorum..
Fakat, bunun böyle olduğunu, hiç mi hiç sanmıyorum..

Bir de, sinemada elimize tutuşturulan 'yerli malı' afişte, baş roldeki Danny Trejo yerine yan roldeki Robert De Niro'yu öne çıkarma hinliği var ki..
Tamam, susuyorum gayri..



Şekilperest Planet Terror'den Samimi Bir B Film'e

Machete, tam da beklediğim gibi çıktı aslında: Stilize karakterler ve o karakterlerin, zamanla klişeleşmiş tarzlarına uygun ama alabildiğine de abartılı oyunculuklarla; sürekli ve çok konuşan -tekrara düşse de- kendi açısından önemli gördüğü her şeyi, her olayı izah etme çabası gösteren diyaloglarla; tabii ki kanın oluk oluk fışkırdığı, şiddetin tavan yapıp, çatıdan uç verdiği sahnelerle mücehhez bir film..
(Bu sahnelerden en unutulmazı, Planet Terror'da gözümüze sokulan kavanoz dolusu testislere uygun bir karşılık diyebileceğim; kahramanımızın, bir adamın dışarıya aldığı barsaklarını ip niyetine kullanarak hastanenin penceresinden kaçmasıydı.)

Bu arada filmin, ele aldığı, her yaştan, her zevke göre dişilerin seksiliğini -kendine has usullerle- coşturarak, körleri bile harekete geçirme kudretine haiz erotizminden bahsetmeyi de unutmayayım..

Ben beklerim o ayrı!
Sin City gibi, bana göre dünyanın en iyi ilk yirmi filmi arasına girmeyi hak eden bir şaheserin ortak yönetmenlerinden biri olarak Robert Rodriguez'den, benzer kalitede bir film beklemek, pek mantıklı olmasa gerek..

Ama yine de gördük ki 2007 yılı yapımı olan ve özüme fazlasıyla 'şekilperest' gelerek, biraz rahatsız da eden Planet Terror'e nazaran bu son film, hem daha bi derli toplu, hem de yönetmenin hayranı olup da hedeflediği bir tür olan B Film'lere daha samimi açıdan yaklaşabileceğinin de önemli bir göstergesi gibi..

Bu cümleden olarak, eski filmlere, hatta eski sinema salonu şartlarına bile bir nostaljik bakış sunmaya çabalayan Rodriguez'in, Planet Terror'de göze çarpan, çapaklı, çizikli ve titrek film görüntülerini Machete'nin giriş jeneriğiyle kısıtlı tutmasını da -ayrıca- olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum..



Titre Amerika Devrimciler Güneyden Geliyor

Filmi emsallerinden ayıran belki de en önemli fark, Meksika-Amerika sınırının kanayan yarası olan Meksikalı kaçak göçmenlerin içler acısı vaziyetlerine -neredeyse- 'solcu-devrimci' bir açıdan yaklaşımıydı..
Araya giren 'neredeyse' sözcüğü, bu tür bir filmden, bir tutam solculuk baharatından, çocuksu ve de romantik bir devrimcilikten fazlasını beklememenin uyarıcılığını yapmaktır..
Yoksa -hemen ekleyeyim- mevcut devrim susuzluğuna düçar bünyelere bu bile iyi gelecektir aslında..

ABD sınırları dahilinde devrimci bir kalkışmanın -en azından yakın bir gelecekte- imkansızlığının, her aklı başında adam gibi Robert Rodriguez de farkındadır elbet..
Lakin ondan, meseleye -yukarıda değinilen- Tommy Lee Jones'un filmi gibi gerçekçi ve 'ciddi' bir biçimde yaklaşmasını neden bekleyelim ki?
Onun yeri, ekmek parası uğruna ezilen Meksika göçmenlerinin haklarını 'şiddetle' savunanların ve insanın insanca yaşamasına engel olan 'yapay' sınırları parçalama sevdası için 'resmen' canlarını veren romantiklerin yanıdır..
Bütün bunların 'kan ve irin soslu' macera ve de aksiyonla sarıp sarmalanması ise, sadece keyfe keder bir ayrıntıdır..





Yönetmen: Ethan Maniquis, Robert Rodriguez
Senaryo: Robert Rodriguez, Álvaro Rodríguez
Oyuncular: Danny Trejo, Robert De Niro, Jessica Alba, Steven Seagal, Michelle Rodriguez, Don Johnson, Lindsay Lohan
Yapım: 2010, ABD, 105 dk.


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)





Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...