30.09.2010

Üç Harfliler Marid :: Üç Harfliler Beş Harflilere Karşı



İnsanların, daha çok da küçük çocukların 'içine kaçan' şeytanların, iblislerin ve bilcümle ifritlerin katkısıyla katmerlenen nice maceraları konu edinen, bazıları başarılı, çoğu da ipe sapa gelmez onlarca film seyretmişimdir şu -handiyse- bir asra yaklaşan ömrüm boyunca..
Bu filmlerin hemen hemen hepsinin ecnebi kökenli olduğunu göz önüne aldığımızda, onların, senaryolarını yazarken kendi toplumlarının dini verilerinden istifade etmesi de gayet doğal elbette..

Hal böyleyken, Türk-İslam fotosentezini içinde layıkıyla gerçekleştirdiği asil kanını damarlarından gani gani akıtmakta olan bendeniz, o filmlere ve istavrozlara ve de her çeşitten papazlara bakıp da dertlenir:"Lan oğlum Numan, şöyle içinde mübarek görünümlü bir imam efendinin kükrediği ya da cin çarpmışların kutsal Zemzem suyuyla yunulduğu bir korku filmi göremeden şu dünyadan göçüp gideceksin ya! İşte ben de yanar yanar buna yanarım." deyu, içimden geçirir dururdum..

Her Yeni Türk Korku Filmi İlk Türk Korku Filmidir

Metin Erksan'ın 1974 yılında yaptığı The Exorcist çakması Şeytan abukluğunu, cümlemizin akıl sağlığı için görmezden gelmeyi tercih ederek- kendi sinema tarihimize şöyle bi baktığımızda; yangınlı galası kendisinden daha fazla ses getirmiş olan Büyü filmiyle 2004 yılından itibaren başlayan, Musallat ve D@bbe'lerle birlikte de günümüze kadar gelen bazı 'uhrevi' örnekler, kadim dualarımın nihayet gerçekleşmeye başladığını ortaya koyuyor gibiydi aslında..

Sayıları her geçen yıl artmasına karşın, yine de bütün bu, kalitesi vasatın altında sürünen filmleri yetersiz bulmamı ukalalık olarak değerlendirmemenizi rica edeceğim..
Zira -çok samimi olarak söylüyorum ki- içimi için için yakan bu 'İslami Korku Sineması' yoksunluğu hissi -bütün bunlara rağmen- üzerimden bir nebze dahi olsun kalkmış değil..
Bu nedenle, bu türden her yeni filme, her defasında sanki şahsi kurtarıcım şehre gelmiş de sinemada beni bekliyormuşcasına taze bir hevesle koşturuyorum ki heyhat!

Bundan beş-altı yıl önce, hem sıralanmakta olan Türk Korku Sineması örneklerini göz önüne alarak, hem de bu büyük şenliğe benden de naçizane bir katkı olsun deyu umursamadan ortalığa saldığım: 'Her Yeni Türk Korku Filmi İlk Türk Korku Filmidir' aforizmamın güncelliğinin bu şekilde yitmemesine sevinsem mi, üzülsem mi, valla bilemiyorum..
Bunu böyle düşünen sadece ben değilim ki.. Beş yıldır önümüze gelen bunca filme rağmen, aziz halkımızın bu sözleri hâlâ unutmadığını, beni yakaladıkları her fırsatta onu bir kitap gibi önüme koyarak, adlarına imzalamamı istemelerinden anlamaktayım..
Yanlış anlaşılmasın, bu müzmin durumdan hiç de memnun falan değilim; yeter ki bu iş artık bi tatlıya bağlansın.. Yoksa, ben de sallayacak yeni özdeyiş mi yok allasen!

Bakalım bu yeni film, benim şu 'lanetli' aforizmayı tarihin çöplüğüne atabilmeyi başarabilecek mi?
Çok merak ediyorum, inanın!

Zemzemli İslamic Exorcism

Güzel bayan Ayla ve yakışıklı bay Serkan, gayet kaliteli tarafından iş-güç sahibi, dolayısıyla da yaşam şartları fiyakalı genç ve de moderin bir çifttir..
Hallerine bakarken, aşk evliliği yapmalarına karşın mantıktan da taviz vermemeye dikkat ettikleri gerçeği, dünyaca meşhur 'analizatör' gözümden kaçmayan bu güzel ikili mutludurlar mutlu olmasına da, şu günlerde canı bi şeye sıkılan Ayla (Gülseven Yılmaz) nedeniyle pek de neşeleri yok gibidir yani..




Meğer Ayla daha pek küçükken, haylaz ablası, iki arkadaşını daha eve çağırarak bir cin çağırma seansı düzenlemişmiş..
Masanın etrafında oturup el ele tutuşan, mumları yakıp seyre koyulan, bir takım 'gizemli' lafları hep birlikte terennüm eden bu üç genç kızı taa öteki taraflardan bi yerden duyan 'Üç Harfli' arkadaşlardan biri hemencecik koşarak gelmez mi? Gelir tabii!
Ne yalan söyleyeyim.. Ben de olsam, daha laflarını ikiletmeden ben de gelirdim.. (Tövbe tövbe!. Kul, euzü birabbin nâs!.)




Tövbe tövbe, tabii!.
Zira bu durumun hiç de şaka kaldıracak tarafı yoktur, sayın seyirciler..
Önce üç genç kız, cin çarpmışa dönmeye bile fırsat bulamadan, büyük acılar içinde çırpınarak ölürken; o şeytani yaratıkların en pis huylusu olan bir adet Marid'in içine kaçtığı küçük Ayla (Kayra Simur) da üç harflilere karışmış olur.. 

Tahmin edileceği üzre, kızımız, 'İslami egzorsizm' hususunda tecrübeli bir imam ve Zemzem suyu yardımıyla üç günde zar zor kendine getirilir..
Koruyucu olarak da etkin maddesi mebzul bir muska yazılan Ayla kız, böylece taburcu edilir..

Tiko Parayla Müteharrik İmam Efendi

Hah işte.. Bayan Ayla'nın yukarıda söz konusu edilen can sıkıntısının sebebi, yıllardır yanından ayırmadığı iş bu muskasını kaybetmiş olmasıdır..
Bir zamanlar çektiği acıları hiç unutmayan bu kadının, bu kayıptan korkup da paniklememesi ne mümkün..
Kocasının da yardımıyla buldukları ve nefesi kuvvetli sandıkları bir hocayı, yeni bir muska yazması; bir diğer karı-koca vaziyetteki samimi arkadaşlarını da, birazdan başlayacak korkunç eğlenceye katılmaları için eve çağırırlar..



Arkadaşlar geldikten sonra, ısmarlanmış pizzalar bi güzel yenir; mutat kanka kakara kikirileri, durum muvacehesinde kısa kesilerek -böylesi filmlerin olmazsa olmaz tiplemesi olarak- inancı zayıf erkek arkadaşın alaylarına katlanılır; prodüksiyonun daha önceki işlerinden olan Kanal-i-zasyon ve Musallat filmlerinden bazı bölümler LCD ekranda -seyirciyle birlikte- izlenir ve varoşlardan çıkarak, minibüs vasıtasıyla yollara düşen imam efendinin eve varışı sabırsızlıkla beklenir..



İmamı sadece ev ahalisi değil; kâh şiddetli bi gümbürtü şeklinde hissedilen, kâh 'bir zamanların uzak doğu kaynaklı küçük kız saç modasına uygun olarak, uzun ve siyah saçları yüzünü örten, arada bir de pis pis bakabilen kız çocuğu' şeklinde kendini gösteren Üç harfli efendi de sabırsızlıkla beklemektedir..

Ne diyeyim? İyi saatte olsunlar..
Lakin muskanın yokluğuna güvenerek gittikçe cozutmaya başlayan bu yaratığı, -korkudan abdesti kaçtığı için olsa gerek- eve gelir gelmez banyoya koşan, bir tomar tiko parayı görmeden de asla faaliyete geçmeyen bu imamın durdurmasını beklemek, bana ham hayal gibi geliyor.. 




İlahi Adalet Sen İnsanı Öldürürsün

Yönetmen Arkın Aktaç'ın bu ilk filmini izlerken, bazı benzer sahnelerin varlığı, eskilerden Exorcist ve Ringu'yu, yenilerden de Paranormal Activity'i hatırlatır gibi oluyorsa da; o sahnelerin hemen devamında yalpalayarak ve ilk hatırlattıklarından da anında uzaklaşarak, acemilikle saçmalayan, o ezelden beri çok iyi tanıdığımız 'beceriksiz korku filmi' sularına bizi yeniden geri postalıyor..

Doğrusu beğenmenin imkansız olduğu bir film olarak Büyü bile, bölük pörçük bi şeyler anlatmaya çalışan bir öyküye sahipti.. Oysa burada bütün hikaye, kaybedilmiş bir muskanın yol açmasıyla, eski bir cin-zede ve benzeri yeni adayların başına gelecek belaların resm-i geçidinden ibaret..




O değil de, bütün bu kanlı katliamın nedeni ne Allah aşkına?
Sırf üç tane zıpır kız -şeytana uyarak- eğlence olsun diye cin çağırdıkları için mi, bizzat kendileri ve de çevresindeki bütün herkes acılar içinde ölmeyi hak ediyor?
Hadi o zıpır kızları öldürdün.. Sadece ve sadece onlarla aynı evde bulunmaktan başka 'suçu' olmayan, saçının teline dokunmaya dahi kıyılamayacak masumiyetteki o küçücük kızın hayatını karartmaya ne gerek vardı peki?
Ya, oncağızın peşini on yıllar sonra, evlenip bir yuva kurmuşken bile bırakmamak da ne demek?

Kaldı ki normal hayat şartlarında bile meydana gelen bir sürü iğrenç olay, bencileyin hassas bireyleri, ilahi adaleti sorgular hale getirmişken; 'zaten esamesi okunmayan' bu adaleti dünya üzerinden toptan silip atarcasına bir hışımla, öteki dünyadan belalar bulup da getirme iştahınız nedir yahu?
Tamam, her halükarda korkutmaktır amacınız -anladım da- bari kötülerin üstüne salın şu kahrolası iblislerinizi de, hiç olmazsa filmlerde bir şey gelmesin başına, zavallı iyilerin ve masumların..

Esirgeyen ve Bağışlayan Allah'ın Adıyla

Yeterince sebep uydurabildiğinde, en az Üç Harfliler kadar tehlikeli ve gaddar bir yaratık olabilen şu beş harfli insanın, kıçı kırık bir yaratığın gazabından kurtulabilmek için, üçgen şeklinde katlanmış kağıt parçasından başka bi şey olmayan muska hazretlerine böylesine muhtaç olmasında bir gariplik yok mu sizce de?
Bir de filmde -hiç utanmadan- deniliyor ki yüce Allah biz insanları o üç harfli adı batasıcaların taifesinden daha üstün yaratmışmış.. İyi ki de öyle yapmış, ya bi de tersi olaydı? Hadi canım sende!



Belli ki filmin dişe dokunur bir tezi olmayınca, her türlü ses ve görüntü efektleri -artık Allah ne verdiyse- filmin hemen hemen tamamına monte edilmiş ki zavallı seyircinin dayanma sınırı zorlandıkça zorlanıyor..

Resmen, dünyanın tam da o an yıkıldığını bize tasvir edercesine bi muazzamlıkta patlayan gürültü efektlerine karşın, o sahnede aslında hiç bir şey olmamasına ne demeli peki?
O müthiş gürültüye muhatap olan biz seyirciler, salonda, korkuyla karışık bi panikleme yaşarken, o bölümde rol alan oyuncunun sanki orada en fazla kuş cıvıldıyormuş gibi sakince yaşantısını sürdürmesi falan insanı öylesine bir hayal kırıklığına uğratıyor ki -ne yalan söyleyeyim- o sahnelerde hem de sayısız kere ana avrat dümdüz gittim diyebilirim.. Ki o sırada kulağı çınlamış olan ilgililere buradan da sevgilerimi iletmeyi aynen sürdürüyorum..

Optik özlü ve göz bozdurma garantili görsel efektlerin de seslerden aşağı kalır yanı yoktu yani.. Hele, her çarpılan elemanın hiyerarşik sırayla apartmandan kendini dışarı atarak -aynı optik efektler içinde yuvarlanarak- kendini ormanlık alana vurması karşısında -ezelden gözlüklü- bir doğa sever olarak hislenmemek ne mümkün!

Bir de sadece bencileyin aslını bilenleri çok rahatsız edecek bir ayrıntı var ki evlere şenlik..
Bence ayrıntı lafın gelişi olup doğrusu oldukça önemli.. Hoca efendi olacak adam hem de defalarca okuduğu Nâs suresinin 'Melikin nâs' ayetini her seferinde 'maalikinnas' şeklinde telaffuz ederek, filmin -burada saydığım ve yazıyı kısa kesmek amacıyla saymadığım- kusurlarının üzerine böylece bir de tüy dikmiş oluyordu..

Velhasılı kelam dostlar, bundan böyle de her yeni Türk korku filmini, ilk Türk korku filmi olarak beklemeye devam!




Yönetmen: Arkın Aktaç
Senaryo: Murat Toktamışoğlu
Oyuncular: Gülseven Yılmaz, Özgür Özberk, Serap Üstün, Taner Ertürkler, Ufuk Aşar, Kayra Simur
Yapım: 2010, Türkiye, 80 dk.


(İş bu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...