14.10.2010

Buried : Ölmeden Mezara Koydular Beni



Doğrusu benimki bizzat ve aynen öyle ama yine de genelleyecek olursam: İnsanın en büyük kâbuslarından biridir her halde, ölmediği halde öldü sanılarak mezara gömülmek ve sonra da orada kendine geldiğinde dışarıya sesini dahi duyuramadan acılar içinde ölüp gitmek ya da bir işkence şekli olarak diri diri toprağa gömülmek..

İspanyol yönetmen Rodrigo Cortés'in filmi olan Buried, işte bu korkunç olayın ikinci şıkkının bir benzerini tüm gerçekçi hâli ve klostrofobik dehşetiyle beyazperdeye taşıyor..

Irak'ta iş yapan bir ABD firmasına bağlı olarak kamyon şoförlüğü yapan Paul Conroy, zifiri karanlıkta kendine geldiğinde, bir tabut içinde toprağa gömülmüş vaziyette olduğunu anlamakta fazla gecikmez..
Yanında bulduğu cep telefonunun çalışabiliyor olması, fazla derine gömülmediğinin bir göstergesi olsa da; kapağını ölesiye zorladığı tabutu açarak içinden çıkabilmesi ise tamamen imkansızdır..

“Bu vaziyette, kimler tarafından ve neden buraya tıkıldığı” gibi sorular -haliyle- kafasına üşüşen genç ama talihsiz adam, daha sonra hatırladıklarıyla ve de cep telefonuyla kendisine ulaşanlardan gelen bilgilerle beraber, durumunun vahametini idrak etmeye başlar.






Aldırmazlık ve Bürokrasi Kayalıkları


Kendisinin de içinde bulunduğu kamyon konvoyuna yapılan silahlı saldırı sonucu, ekmeği peşinde gurbet ellerde direksiyon sallamaktan başka günahı olmayan (Gerçi, Irak'ta ABD'li olmaktan daha büyük günah olamaz ya!) Paul Conroy hariç, bütün şoförler öldürülmüştür..
Onun sağ bırakılmasının nedeni ise rehin alınmak suretiyle, okkalı bi fidye kapma umududur..
Tam anlamıyla ölmeden mezara konulmuş zavallı elemanın, telefonla irtibat kurduğu Amerikan istihbaratçılarından aldığı bilgilerden ve beş milyon dolardan açtıkları fidye rayiç bedelini, yapılan en ufak itirazda bir milyon dolara düşürmelerinden de anlaşılır ki saldırganlar 'profesyonel' bir terörist örgüt üyesi olmayıp, savaş halinin müsait ortamından yararlanarak, fakirliğin de ittirdiği bir güdüyle saldırganlaşmış bir grup insandır..




Her kullandığında şarjı azalmakta olan cep telefonu, bu ölümcül kapandan çıkabilme yolunda, Paul'ün tek umududur.. Umutsuzluğunu paniğe çeviren ise daracık tabutta giderek tükenmekte olan oksijenidir..
Her fırsatta dünyayı kurtarmaya soyunan ülkesinin süper gücünden -başlarda- emin olan kahramanımızın umudu, -yaptığı her telefon görüşmesiyle- aldırmazlık ve bürokrasi kayalıklarına sürekli çarptıkça, umutsuzluğa doğru evrilecektir..


Alavere Dalavere Amele Paul Ne Ede


Mekan olarak -baştan sona- tahtadan bir tabutu; dekor ve aksesuar olarak da cep telefonu, el feneri, çakmak, kalem falan kullanan Buried, kıpırdatmayan bir ortamda en fazla kımıldayabilen bir adet aktör, bir adet de -yardımcı oyuncu kontenjanından- yılandan oluşan kadrosuyla -neredeyse- masrafsız kotarılmış olmalı..
Ve sonuç: Tüm elverişsizliğine karşın gözümüzü kırpmadan kendisini seyrettirmeyi bilen -seyirciyi sıkması bir yana- giderek yükselen ve katiyen azalmayan tansiyonuyla da sürükleyiciliği mükemmel düzeyde olan iyi bir film..




Doğrusu, amatör diyebileceğimiz fidyecilerin böylesine yaratıcı bir yöntemle fidye elde etme çalışmaları bana biraz fazla zorlama gelmedi değil.. “Neden, ‘kafaya silah dayama’ ya da ‘rehineye uzaktan patlatmalı bomba monte etme’ gibi, basit ama daha işlevsel yöntemler düşünülmemiş de bu denli ince işe girişilmiş?” sorusu, bir müddet kafamı meşgule düşürdü netekim..
Bilahare bu kendi soruma kendi –maalesef biraz fazla samimi- yanıtım gecikmedi:”Saçma sapan konuşma lan! Bu film, hemen hemen tüm etkisini o tabutlu yöntemden alıyor.. Şimdi sesini kes ve izlemeye devam et!”

Dar alandaki hareket kısıtlılığının, etkisini daha da coşturduğu çaresizlik duygusunu çok yoğun hissettiren film, neredeyse kutsallaştırılan teknolojiye gereğinden fazla bel bağlamanın anlamsızlığını gösterirken; resmi prosedürlerin ne derece işlevden yoksun olduğunu, hatta çözümlere resmen ket dahi vurduğunu anlatarak bürokrasiye; ölüm noktasına gelmiş bir elemanına tazminat ödememek için çevirmediği dalavere kalmayan bir şirket üzerinden de kapitalizme, bi güzel giydiriyor.. Hem de kapitalist anlayışın, çıkarına engel olduğu ilk anda bir külfet unsuru olarak gördüğü emeğe bakışındaki saygısızca tavrı da çok sağlam bi şekilde ortaya koyarak..




Yönetmen: Rodrigo Cortés
Senaryo: Chris Sparling
Oyuncu: Ryan Reynolds
Yapım: 2010, İspanya , 95 dk.


(İşbu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...