5.11.2010

The Last Exorcism : Allah'ı Seven Şeytan'ına Katlanır



Özellikle de nisa taifesine musallat olan şeytan, iblis, kötü ruh veya cin gibi şer odaklarından, her din mensubunun öteden beri neler çektiğini bilmeyenimiz kalmamıştır artık herhalde.. (Gerçekten de, nedir bu dişi kulların Allah'ın bunca yaratığından çektikleri yahu? Bu belaların nedeni, hem de onun kaburgasını kullanarak dünyada zuhur ettiklerinden beri erkeklere bunca çektirdiklerinden ya da ileride çektirme potansiyellerinden kaynaklanıyor olmasın sakın?!
Lütfen üzerime gelmeyiniz.. Sesli düşünüyorum sadece.)

Ve bu zararlı yaratıkların (Kadınlardan değil, 'iyi saatte olsunlar'dan bahsediyorum.) içeriye duhul olmasıyla 'dahili', dışardan takılmalarıyla da 'harici' özellikli bağyan tacizlerine karşı verilen bu tarihi mücadeleye, sinema dünyasının bunca yoğunlukta ve gönüllü teveccühü gerçekten de göz yaşartıcıdır.. Eşsiz bir korku ögesi olarak da şeytan çıkarma ayininin (Exorcism), bu husustaki dahili mücadelenin en çarpıcı, en müstesna gösterisi olduğunu söylememe de pek gerek yoktur sanırım..


Bu cümleden olarak, Katolik Hıristiyanlığın kutsal olduğu kadar da tehlikeli bu işlemini sinemada bize en iyi şekilde sunan filmin The Exorcist (Şeytan) olduğunda herkes hemfikir olmalı.. Başarısız bir yapım olsa da, geçen yıl izlediğimiz The Unborn (Doğmamış), kötü ruh Dibbuk'la da tanıştırarak bize bir Yahudi egzorsizmi yaşatmıştı.. Geçenlerde gösterime giren Üç Harfliler - Marid, musallat bir cinin üzerine üzerine, muska artı zemzem katkılı İslami bi egzorsizmle varmak suretiyle, bu evrensel türe bizim de bir tutam tuzumuzu katı katıveğmişti gari..



Bu haftaki filmimiz The Last Exorcism'de ise, yine Hıristiyanlığın ama bu kez Evanjelist mezhebine mensup bir kızımıza tebelleş olan, azgınlığından korkulası bir cins şeytanın 'iblisçe' marifetlerine tanık oluyoruz..

Şapkadan Şeytan Çıkaran Papaz

Rahip babasının yolunda -zorunlu olarak- yürüyerek aynı mesleği seçmiş bulunan Papaz Cotton Marcus (Patrick Fabian), küçük yaştan beri vaizlik de yaptığı kilisesinde başarıyla eda ettiği göreviyle, cemaati tarafından el üstünde tutulan bir din adamıdır.. Lakin, bazı sebeplerle dini inancında baş gösteren sarsıntı sonucu bu 'kutsal' görevini bir süredir sıradan bir meslek olarak görmekte ve o minvalde de hayata -bir müminden ziyade- inancını da sorgulayan 'seküler vatandaş' vaziyetinde takılmaktadır..




Ek gelir bağlamında icra ettiği bir sürü 'sözde' şeytan çıkarma işinde hayli tecrübeli olan papaz efendinin, bugüne değin yaptığı -üfürükçü imam misali- şaklabanlıklar, gayrı vicdanını rahatsız etmektedir.. Zira, egzorsizm olayına tam bir illüzyonist mantığıyla yaklaştığından, bu işlem sırasında insanların resmen gözünü boyamakta; kendi ürettiği bir takım mekanik ve elektrikli tertibatlarla, olayı, tam da insanların beklentilerini karşılayacak içerikte bir tiyatro gösterisi halinde sunmaktadır..

Yıllarca süren bu iki yüzlü hayattan sıdkı sıyrılan Cotton Marcus, bâtıl itikat olarak gördüğü böylesi uygulamalara insanları uyandırmak maksadıyla, bir belgesel film ekibine müracaat eder.. Ve onlara mevcut durumu canlı bir örnekle daha iyi anlatabilmek için, kızına şeytanın musallat olduğuna inanmış bir baba olan Louis Sweetzer (Louis Herthum)'in çağrısını değerlendirerek -hep birlikte- Sweetzer'lerin Louisiana'daki çiftliğine giderler..

Bir kameraman ve ekibin her şeyi olan İris (İris Bahr)'den müteşekkil belgeselcilerle, Cotton Marcus'tan ibaret dostlarımızı orada, kederli bir baba, kızgın bir oğul ve de kutsal ruh -pardon!- evin problemli ama sempatik kızı Nell (Ashley Bell) karşılar..




Karısının ölümünden sonra, uzak olduğu dış dünyayla bağlantısı zaten kopuk ve ülkenin de en yobaz bölgesinde konuşlanmış bir çiftlik evinde, çocuklarıyla birlikte iyice inzivaya çekilen babanın bu tercihinden en çok etkilenen, genç kızlığa yeni adım atmakta olan kızı olmuştur..
Deneyimli birer hayat gözlemcisi ya da sinema seyircisi olarak biz de oldukça iyi biliriz ki, dış dünyanın bilgilendirici ve oyalayıcı etkilerinden uzakta; bireysel cahilliğinin üstüne, tutucu ve baskıcı ailesinin kuşatması çöreklenmiş bir kıza, her cinsten 'şeytan'ın musallat olması kadar olağan bir durum olamaz..

Oyunbaz kişilikli Papaz Marcus, kısa bir ön görüşme sonucunda, her zamanki 'normal' şartlara haiz gördüğü duruma binaen, hazırlıklarına başlamıştır bile.. Önceden oyuncaklı düzeneklerini kurduğu yatak odasını, şeytan çıkarma ayinine hazırlar ve zavallı kızdan, yatağın üzerine çıkmasını ister..

Türe Meraklı Sinemasevere Tavsiye Edilir

Sadece yeter şartlara sahip, yani saçmalamak suretiyle komik duruma düşen bir film (En yakın örnekler olarak bakınız: Unborn ve Marid.) olmadıktan sonra, metafizik ya da parapsikolojik soslu yapımların hastası biri olarak, The Last Exorcism'den etkilenmemem mümkün değildi.. Ki bayağı da bi etkilendim çok şükür!




Benim -genel olarak- bu husustaki naçizane fikrim şudur ki: Baş roldeki papaz efendi misali bu inançları bâtıl ve saçmalık olarak değerlendiririm belki ama; öte yandan tüm bu heyecan ve adrenalin yüklü olan bitenlerin gerçek olmalarını Cenab-ı Hak'tan tüm kalbimle de dilerim yani..
Bu ezeli dileğimin -bi şekilde- gerçekleştiği The Last Exorcism'in, öncülü yapımlara benzeyen, belki de artık kabak tadı veren biçem ve içeriğine bakıp, olumlu ve de -nispeten- farklı taraflarını yadsıyarak burun kıvırmam mümkün değil, onu demek istiyorum..

Yine de filmin, iyi tarafları kadar, göze batan kusurlarını da şöyle kısaca bi sıralarsak:
Ünlü yazarlarımızdan 'lüzumsuz adam' Ercan Dalkılıç'ın da bizlere sinema çıkışında defalarca hatırlattığı gibi, dramatik yapısı yerinde bir filmle karşı karşıyayız.. Yalnız Ercan beyden farklı olarak ve onun yüksek müsaadeleriyle belirtmek isterim ki bendenize filmin dramatik kurgusu da yeterince başarılmış göründü..
En iyi örneklerine en son Rec'lerde rastladığımız, aktüel bir kamerayla kotarılmış izlenimi veren 'mockumentary' tarzının, öngördüğü gerçeklik duygusunu yeterince verememesi, filmin değerini hayli düşüren önemli bir kusur.. Bunun da nedeni, 'sadece bulunduğu yer açısından ve kendisine tanınan izin kadar çekim yapabilen bir kamera' mevcut anlayışına adeta ihanet edercesine, filme yapıldığı gözlenen bazı kurgusal müdahaleler ve de bi güzel yerleştirilmiş müzik olsa gerek..

Finalde, akla ve bilime yakın düşen, ancak oldukça sıradan kalacak bir sonla yetinmeyerek işi yeniden doğaüstüne çevirmek her ne kadar mantık zorlaması yaşatsa da, bu durumun -seyirci açısından- daha tatminkâr olduğu da kesin.. Lakin, bu dönüşümün çok kısa bi süreye sıkıştırılması, sürpriz yaratması açısından etkileyici olsa da, seyircide bir aceleye getirilmişlik hissi uyandırarak, doğrusu biraz rahatsız edici oluyor..

Son tahlilde -bencileyin- türe meraklı sinemaseverlere, bazı eksiklerine ve hatalı fazlalıklarına karşın belli bir seviyeyi de tutturmuş bu filmi tavsiye etmekten kendimi alamıyorum efendim.. Saygılarımla..



Yönetmen: Daniel Stamm
Senaryo: Huck Botko, Andrew Gurland
Oyuncular: Patrick Fabian, Ashley Bell, Louis Herthum, Iris Bahr, Tony Bentley
Yapım: 2010, ABD, 87 dk.


(İşbu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...