27.02.2011

Sinyora Enrica ile Italyan Olmak :: Türkiye'den Geldim İtalya'ya


Yıllar önce -başka bir kadın uğruna- aptal kocası tarafından terk edilen (Valla kimse kusura bakmasın, gencecik Claudia Cardinale ya da olmadı Fahriye Evcen'i bırakıp giden bir adama hiç düşünmeden aptalı yapıştırırım), küçücük oğluyla yapayalnız kalan bir kadındır Enrica (Claudia Cardinale - Fahriye Evcen).

Bu olaydan sonra, hiçbir erkeği evinin kapısından içeri sokmayan, hatta işi iyice abartıp, kapıya, "Erkekler ve köpekler giremez" tabelası da asan Sinyora, kocasından kalan lanetli bir şey olarak gördüğü zavallı oğlunu da yatılı bir okula verince, birazcık rahatlamış olmalı..

İtalya'nın liman kenti Rimini’deki bu evinin boş odalarını kız öğrencilere kiraya veren, ayrıca hem terzilik, hem de pazarcılık yapan bu öfkesi burnunda ama çalışkan kadın, gayrı yaşlanmıştır..

Serseriliği seçmiş -ana mağduru- oğlan Giovanni (Teoman Kumbaracıbaşı)'nin, zorbalıkla kullanabildiği para kaynağı, tabii ki anasından başkası değildir..




Sinyora Enrica, yağmurlu bir gecede kapıya dayanan, İtalya'ya dil öğrenmeye gelmiş Türk genci Ekin (İsmail Hacıoğlu) uğruna, yıllarca bozmadığı, 'evine erkek kiracı kabul etmeme' kuralını delmek zorunda kalır..

Bir klâsik olarak- zorla çirkinleştirmek için, kalın ve kırık çerçeveli miyop gözlüğü takılmış, Bizimkiler dizisinin kapıcı Cafer'i gibi giydirilmiş, bu da yetmezmiş gibi kafasına, bütün gün çıkarmadığı salak bir yün bere geçirilmiş, ayrıca, kendine güvensizliğini kambur duruşuyla belli eden Ekin'e bakıp da kendisine, yontulmayı bekleyen taze bir kütük dememek elde değildir..

Tabii ki bu görünümün nedenleri vardır: Birincisi, Ekin, şu hâline bakmadan, evdeki pansiyoner kızlardan biri olan, dünyalar güzeli Valentina (Lavinia Longhi)'ya tutulacak; lâkin kız, bu çirkin oğlanı çevresinde görmekten bile rahatsız olacaktır..
İkincisi de, Sinyora Enrica, giderek kanının ısındığı bu Türk gencini yavaş yavaş adama benzeterek, Avrupa'ya yakışır biri hâline getirecektir..





Çağdaş Olmuşsunuz Ama İnsanlığınızı Unutmuşsunuz

Özetlediğim hikayeden de anlayacağınız gibi- filmin asıl ele almayı amaçladığı husus, bir sürü yerli filmde de kullanılarak cıcığı çıkarılmış, 'köyden indim şehire' temasını andırmaktadır..

Türkiye'den İtalya'ya giden bir gencin aracılığıyla verilmek istenen mesaj, bana biraz fazla kompleksli ve klişe geldi: Onlar bana hem dillerini öğretsinler, hem de çağdaş uygarlığı; ben de onlara, memleketlerinde gittikçe azalan, insanlığı ve karşılıksız dostluğun sıcaklığını hatırlatayım.. Breh breh!




Senarist-Yönetmen Ali İlhan'ın bu ilk uzun metrajlı filminde, Claudia Cardinale gibi efsane bir oyuncuyu, hem de neredeyse tüm filmin yükünü sırtlatarak oynatması ve Türk sinemasında benzerine pek rastlanmayacak biçimde, çekimleri, iki farklı ülkenin insanlarıyla, dil sorununu da aşarak kotarması, gayet takdire şâyan..
Bu durum, bir kendine güven göstergesi olsa da; yapaylığı çok belirgin 'müdahalelerle' ilerleyen hikâyenin gelişimindeki tekdüzelik ve her oluşan düğümün tamamen beklentilere uygun bir şekilde çözümünü ben, yönetmenin 'cesaret' eksikliğine bağlıyorum..

Aynı şekilde, iyi bir yapım olması için elinden geleni yapmış, izlenimi bıraksa da Ali İlhan'ın -varsa eğer- 'özgün yönetmen' kişiliğini hissettirmeyi başaramadığını da düşünüyorum..

Her şeye rağmen benden, 'hiç yoktan iyidir' notu alan Sinyora Enrica İle İtalyan Olmak, şu günlerde kaliteli yapım eksikliğini had safhada yaşayan yerli film meraklıları için, vizyonda yer alan, tek 'izlenebilir' seçenek..


Yönetmen: Ali İlhan
Senaryo: Ali İlhan
Oyuncular: Claudia Cardinale, İsmail Hacıoğlu, Lavinia Longhi, Teoman Kumbaracıbaşı, Fahriye Evcen, Bedia Ener, Levent Can
Yapım : 2010, Türkiye / İtalya, 110 dk.




(İşbu yazının bir kısmı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)



1 yorum:

Adsız dedi ki...

yorumlarınızın bir kısmına katılıyorum ama Claudia'nın gencliğini anlattığı sahne daha önce Türk sinemasında hiç görmediğim çok özgün bir sahneydi. ve filmin sonundaki Enrica'nın Türkçe Şerefe demesi ve o kurgu çok zekiceydi. Belki Ekin karakteri fazla abartılmış ama Filmin senaryosu hiç de klişe değil aksine Türk sinemasında görmediğimiz bir konuydu. Ben şu ana kadar hiç bir Türk öğrencinin yurtdışı serüveniyle ilgili bir film izlediğimi hatırlamıyorum. Neyse film bence Türk Sineması adına bir çok ilki başardı, ben filmi çok beğendim.

Bir italyan efsanesine boğaza karşı rakı içirmek bile başlı başına bir efsanedir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...