8.02.2011

TRON Legacy :: Siber Uzay Savaşları



Dünyanın en ünlü bilgisayar oyunlarının yaratıcısı Kevin Flynn (Jeff Bridges), şirketi ENCOM'la birlikte gittikçe büyürken; bir yandan da eski huyunu devam ettirerek, gizli laboratuvarında geliştirdiği yöntemlerle, kendi yarattığı sanal âleme (Sistem) gidip, gelmektedir..

Günlerden bir gün Kevin, bir daha geri dönmemek üzre ortadan kaybolur..
Aradan yıllar geçer ve babası kaybolduğu sırada daha küçücük çocuk olan oğul Sam Flynn (Garrett Hedlund), koca adam olmuş, âkıbetini çok merak ettiği sevgili babasının maceracı genlerine haiz bir evlât olarak, ortalıkta tozu dumana katmaktadır..



Sam, babasının has arkadaşı ve iş ortağı Alan Bradley (Bruce Boxleitner)'in de uyandırmasıyla, pederinin hâlen kapalı vaziyette olan Atari Oyunları salonuna girer..





Oradaki gizli bir kapıdan, olağanüstü bir evren olan Sistem’e ışınlandığında, onlarca yıldır kayıp olan babasının da orada olduğundan -biz seyirciler kadar- o da emin gibidir..
Lâkin, babasının neden oraya girip de bir daha çıkmadığı ve genel olarak o âlemde neler olup bittiği konusunda emin olmadığı şeyler de bir hayli çoktur..

Benim Sevgili Atari Yıllarım

1982 yılında Steven Lisberger'in yazıp yönettiği, Walt Disney Stüdyoları’ndan çıkma Tron, hele ki bilgisayar teknolojisinin henüz emeklediği o dönemde içerdiği özel efektlerle, bilimkurgu filmleri kategorisinde gerçekten de bir öncü, tartışmasız bir kilometre taşıydı..
Öncülü Tron'un zamanla silikleşen izinden otuz yıl sonra yürüyen ve henüz ilk filmini çeken yönetmen Joseph Kosinski'ye emanet edilmiş Tron Efsanesi, yirmi birinci yüzyılla birlikte -neredeyse her hafta- bilgisayar destekli filmlerin yeni bir örneğiyle karşılaşan biz sinema seyircisini, aynı oranda etkileyemedi tabii..




Konusu itibarıyla, 'iyi ile kötünün savaşı' klişesine sırtını dayayan, sanal uzayda geçen bir Star Wars macerasını, hatta -hafiften- Matrix'i dahi anımsatan, bol atraksiyonlu TRON Legacy, senaryo zafiyetinden muzdarip..
Daha çok, konusuyla özdeşleşir şekilde, bir bilgisayar oyunu gibi başlayıp da biten; müthiş tasarımlarla zenginleştirilmiş görselliğinin yanında, Daft Punk'ın yaptığı güzel müziğiyle de dikkati çeken film -her şeye rağmen- seyircisine, salondan eğlenerek çıkmayı vaat ediyor..




O değil de, babasının Atari salonuna giren Sam oğlanın şalterleri kaldırmasıyla harekete geçen oyun makinalarının birbirine karışan seslerinin arasından yükselen, Journey'den Separate Ways ve Laura Branigan'dan Self Control parçalarının nağmeleri, beni sinema koltuğundan alıp da seksenli yıllara, yâni çocukluğumun o büyülü oyun salonlarına öyle bi güzel götürdü ki bence sırf bu sahnenin hatırı için bile izlenir bu film..



Yönetmen: Joseph Kosinski
Senaryo: Adam Horowitz, Richard Jefferies
Oyuncular: Jeff Bridges, Michael Sheen, Olivia Wilde, Garrett Hedlund, Serinda Swan, Bruce Boxleitner
Yapım: 2010, ABD, 125 dk.


(İşbu yazının bir kısmı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)

1 yorum:

canarino giallo dedi ki...

beklediğimden iyiydi aslında...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...