27.03.2011

Akbank 7. Kısa Film Festivali :: Kısa Olur Kısa Filmin Eleştirisi


Her nevi metrajlının olduğu gibi kısa filmlerin de, filmcilerin de kadim dostu olarak, Akbank 7. Kısa Film Festivali'ne ilgisiz kalmam düşünülemezdi.. 
Uzun filmler, benden yıl boyunca ve keyfince yararlanırken, kısa filmlerin, filmcilerin günahı neydi ki.. Öyle değil mi a dostlar?.

Haklarında yazmaya, hatta not vermeye bile karar vermiştim; ama öncelikle, şu kısa filmlerden bir kaçını görmem gerekiyordu.. 
Fırsat buldukça çıktım Beyoğlu'na, oturdum Akbank Sanat'taki salonun öndeki koltuklarına, seyre daldım küçük perdeye yansıyan kısalara..

Bilirsiniz, sinema tanrısı Sineus'un meşhur lafıdır: "Kısa olur kısa filmin eleştirisi, pek uzundur Numan S.'nin.. eee.. Cümlesi!"
Bu özlü sözü kendime şiar edinerek, niyet ettim eyledim, bütün gördüklerime dair kısacık yorumlar yapıp, on üzerinden notlamaya.. Uydum hâzır olan Tersninja'ya!

Dediğim gibi, izlediğim film sayısı fazla sayılmaz.. Ve ben onlarla tamamen keyfe keder olarak rastlaştım.. Bu sebeple onlar doyasıya sevineceklerdir ki haklarıdır.. 
Belki de tam tersine, kızgınlıkla -günahımı da alarak- söylenecekler: "Güzel güzel oynuyorduk köşemizde, nerden çattık şimdi bu ukâla dümbeleğine!"
Yapıtlarından bahsedemediğim 'şanssız' arkadaşlar üzülmesinler lütfen.. Elbet bir gün kendileri de, filmleri de elime bir bir düşecekler.. 
Ne demiş bizim Sineus emmi: “Her canlı filmci, Numan Serteli'yi tadacaktır.”



Festival Kısaları (Kurmaca)


Küçük Bir Hakikat

Yönetmen: Emre Akay

Profesyonel ve çok iyi oyuncu kadrosuyla dikkat çeken film, "Sporcu lakaplı Celal Bey'in takma adı gerçekten de sporcu mudur, yoksa başka bir şey midir?" gibi gayet hayâti bir mesele hakkında kafa yorarken, bunu neden yaptığını kendi dahi anlamamış görünüyor.. 
Yönetmenin derdinin, üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek olduğunu fark ettiğimde, böyle bir sonucun ortaya çıkmasını da gayet normal karşılıyorum..
Taze Türkiye cumhuriyetinin modernleşme çabalarını uygulamaya çalışırken, bunu taklitçilikle yapmaktan başka çaresi olmayan taşra insanlarını tiye almanın verdiği o doyumsuz zevk, her şeyin üstünde olsa gerek.. 
5/10



Peki

Yönetmen: Çağlar Çetin

Bütün hayatını tek bir noktaya bakarak geçiren, etrafına ilgisizliğiyle de alay konusu olan genç bir kadındır bahse konu olan.. 
Ben böyle anlatıyorum ama siz ona rahatlıkla deli diyebilirsiniz..
Çocukken de aynı dertten muzdarip kahramanımızın peşini bırakmayarak, salak salak oynayan, zıplayan bir takım insanlar, eseri süsleyen diğer elemanlardır.. 
Hiç bir anlamı olmadığı gibi, lütfedip de bir anlam yüklemeye çalışmanın izi bile görünmeyen, bomboş bir film.. 
 2/10



Bisqilet

Yönetmen: İ.Serhat Karaaslan

Fukaralığın insanlar arasındaki dayanışmayı kendiliğinden getirdiğinin altını çizen; "Birinin işini gören, eksiğini kapatan herhangi bir şey, bir başkasının eksiği haline gelebilir" gerçeğini, konuşmasız olarak, başarıyla aktaran bir 'hüzünbaz' film.. 
 7/10





Teneke

Yönetmen: Bora Yüksel

Küçük bir çocuğa resmen musallat olduğu halde, anladığım kadarıyla kötü bir niyeti olmayan, ama onu öyle göstermek için çaba gösteren; bu amaçla da genel olarak kamerayı, özellikle de geniş açı lensi gereksizce kullanan bir çalışma.. 
Hele her sahne arasında ortaya çıkan o meşum 'döner darbukacı' yok mu.. 
Evet evet, fazlasıyla 'zorlama' bir film.. 
 3/10



Namibya Şehir İken

Yönetmen: İlker Çatak, Johannes Duncker

Basın bültenlerindeki şu film tanıtım yazıları, ne zaman saçmalamayı kesecekler acaba?
Sizi bilemem ama benim hiç umudum yok valla.. 
Her hafta zaten vizyon filmlerinin o gerçekle alâkasız tanıtımlarına bakıp bakıp şaşı oluyoruz.. Buna bir de buradakiler eklendi..

"Yusuf aile içerisindeki güçlü baba pozisyonunu kaybeder. Hanımı çalışır, kızı kendinden daha fazlasını bilir. Ve kendisi bu imajı tekrardan yerine getirmek için balığa çıkar"

Bu, filmin resmi yazısı..
Eğer bunu, filmi çekenler yazdıysa, beylerin kendi filmlerinden haberi yok demektir.. Yok, izleyen biri yazdıysa eğer, kendisiyle buluşmayı teklif ediyor ve suratına karşı, "Geri zekalı!" deyu bağırmak istiyorum..

Sevgili karısıyla gayet sevgi ve saygı dolu bir ilişkisi olan, bulunduğu yere ve de topluma tamamen uyum sağlamış, Almanya'da yaşayan, orta yaşlı bir adamdır Yusuf..
Avrupalı hemen her modern ailede olduğu gibi, ayrı bir evde yaşayan -rüşdünü ispatlamış- kızları, babacığının doğum gününü kutlamak için onlara gelmiştir..
Yusuf'un iki kişilik ailesinde bir reislik sorunu olmadığı gibi, 'güçlü baba' pozisyonuna da zerre ihtiyaç yoktur.. O gün mumları üfleyip, pastayı da yedikten sonra, hep birlikte 'isim-şehir' oyunu oynarlar ve baba ülke olan Namibya'yı, şehir olarak yazar..
Onlar buna gülüp geçerler belki ama buna şahit olan bizim 'meçhul arkadaş', bu müthiş hatayı değerlendirecek ve Yusuf'un, güçlü baba pozisyonunu kaybettiğini herkese îlan edecektir.. 
Yetmeyecek, çalışan hanımıyla, Namibya'nın ülke olduğunu bilen kızı arasında kalan zavallı adamı, balığa çıkaracaktır.. 
Belli ki adamın amacı büyük bir balık yakalayıp, imajını geri almaktır.. Te allahım ya!
Oysa, gözlerimle gördüm ki, adam balığa hiç niyeti olmadığı halde, sırf arkadaşına önceden söz verdiği için, kerhen gider.. 
Orada balık tutarak, fotograf çekerek eğlenir ve sıcak yuvasına geri döner.. Ya ben lan!. Neyse bir şey demiyorum!
Sadece, sıcak ve güzel bir film diyorum.. 
 7/10


Gelecekten Anılar

Yönetmen: Hüseyin Mert Erverdi

İnsanın, her koşulda, belleğindeki anı ve imgelerle varlığını sürdürmeye programlanmış bir canlı olduğuna dair..
Kıyamet sonrasını (Post-apocalyptic) yaşayan bir dünyada geçtiğini hissettiren; bizde nâdir bulunur cins ve kalitede, müziğiyle, görüntüsüyle titiz ve de iyi çalışılmış bir bilim kurgu.. 
 7/10



(İşbu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...