18.06.2011

Another Year :: Ömrümüzün Son Demi Son Baharıdır Artık


Her ne kadar farkında değilmiş gibi davransa da eninde sonunda şu fâni dünyadan göçüp gideceğini gayet iyi bilen insanın aslında tek bir amacı vardır: Yokluk ve yalnızlık çekmeden yaşamak..

Gerçi çok önemli ama -tamamen rastlantısal- 'kimin çocuğu olarak dünyaya geleceksin' sorunsalını bir kenara koyacak olursak; sürdüreceğimiz hayat, yine tesâdüfler ve karşımıza sık sık seçenekleriyle dikilen seçimlere verdiğimiz yanıtların karışımından ibârettir..

Öte yandan, bu yanıtların, bizi biz yapan kişilik özelliklerimizle bağlantısının yoğun ve belirleyici olduğu da tartışmasız bir gerçektir.. Bunun neticesini -gayet müsait şartlara karşın- o insani amaca herkesin kolaylıkla ulaşamamasında, net olarak görüyoruz zaten..

Sinemanın mühim yönetmenlerinden biri olan Mike Leigh, -bir bakıma- eşit olarak başlanan, 'Hayatı, yokluk ve yalnızlık çekmeden yaşamak' yarışmasının bazı 'acı ama gerçek- aşamalarını, 'olaya' İngiltere'den katılan bir grup insanın bir yılına odaklanarak, bizimle paylaşıyor..

Bu arada filmin, insanın yalnızlığını gidermesine yönelik -neredeyse- tek seçenek olarak 'evlilik kurumu'nu işaret etmesini, yönetmenin hüsnü kuruntusuna veriyor ve dudağımı bükerek kendisine baktıktan sonra da filme geçiyorum..






Mâziye Bir Bakıver


Olaya şöyle de bakabiliriz: İnsanlar ikiye ayrılır..
Hayatı/Yaşlılığı her hâliyle kabullenerek mutlu olabilenler ve hayata/yaşlılığa isyan ederek mutsuz olanlar..

Bir sağlık merkezinde psikolojik danışmanlık yapan Gerri (Ruth Sheen) ile onun jeolog kocası Tom (Jim Broadbent), yaşantıları ve -ortanın üstündeki- yaşlarıyla barışık, birbirlerini gerçekten seven, bunu göstermekten de çekinmeyen bir çifttir..




Avukatlık yapan biricik oğulları Joe (Oliver Maltman)'nun yuvadan uçmasıyla müstakil ve güzel evlerinde başbaşa yaşayan; hafta sonları gittikleri, şehir dışındaki bir nevi özel bostanlarında sebze yetiştirip, toprakla uğraşarak, 'negatif elektrik'lerini doğaya -bi güzel- boşaltan bu ikiliye özenmemek ne mümkün..



Gerri'nin hastaneden iş arkadaşı olan ve çiftimizin evine sık sık ziyaretlerde bulunan Mary (Lesley Manville), hayatı boyunca yaptığı yanlış seçimlerden ve de aynı hayatın kendisini -her geçen gün- biraz daha yaşlandırmasından şikâyetçi; dolayısıyla da mutsuz ve yalnız bir kadındır..




Arkadaşlık yapmaya geldiği bu çiftin aksine- Mary, hayatının herhangi bir döneminde, kendini yetiştirme hususunda çaba göstermemiş biridir..
Bu nedenle, yaşantısındaki 'ilgi alanı' eksikliğinin bünyesinde -nihai olarak- yarattığı 'varoluşsal panik' çenesine vurmakta; bu durumda sarf ettiği her laf, bu kadının yarattığı çelişkiler yumağını büyüterek, hem kendine, hem de çevresine rahatsızlık vermektedir..




Temiz yürekli ve saf biri olduğu şüphesiz olan Mary'nin, ilk bakışta sempatik gelen bu 'rahatsız' vaziyeti, mutlu çiftimiz Tom ve Gerri (Bu da Mike Leigh'in bir şakası olmalı)'nin hep anlayışlı tavırlarıyla ya da üstü kapalı alaylarıyla karşılanıp geçiştirilse de -nihayetinde- onlar da birer 'peygamber' değildir..


 Neler Neler Bıraktık
 

Her özelliğiyle, 'Mary'nin erkek hâli' diyebileceğimiz, Tom’un çocukluk arkadaşı Ken (Peter Wight)'in asılmalarına olumsuz tepki veren Mary, bir erkekle beraber olma şansını böylece bir kez daha tepmiş olur..




Bu bir şey değil de- yaşına başına bakmadan flört etmeye kalkıştığı Tom ve Gerri'nin oğlu Joe'nun, kendisiyle evlenmeyi düşündüğü Katie (Karina Fernandez) adlı bir kızla çıkıp gelmesi, zavallı Mary'nin sigortalarını tamamen attıracaktır.. Ki gayrı bu olay, sabırlı ve anlayışlı çiftimizi bile çileden çıkaracak ve de iş, bu problemli arkadaşlarına tavır koymaya kadar da gidecektir..




Mike Leigh, kahramanlarının hayatından bir yılı ve filmini -ilk bahardan başlayıp- mevsimlere bölerek anlatıyor..
Mutlu aile bireyleri ve mutsuz arkadaş Mary sâbit kalmak üzere, her bölümde yeni bir eleman kadroya katılıyor..
Filmin finalini de içeren kış mevsiminin elemanı ise Tom’un ağbisi Ronnie (David Bradley) olur.. Yönetmene pek güven olmaz gerçi; ancak, karısı öldükten sonra bir süreliğine kardeşinin yanına gelen, bu -neredeyse hiç konuşmayan- adam, bize sanki Mary'nin son şansı olacak gibi geldi ama.. Du bakalım..


Tek ve Nihâi Gerçek Yalnızlığıdır İnsanın


Film başladığında, mutlu çiftimizin kadın tarafı olan 'psikolojik danışman' Gerri’nin karşısında, sadece uyuyamamaktan şikâyetçi ve bunu giderecek ilacın peşinde olan, ancak diğer -olası- sorunları hakkında tek kelime dahi etmeyen ve de üzerine çöreklenmiş bunalımın altında âdeta ezilmiş bir kadın görürüz..




Imelda Staunton'ın canlandırdığı bu kişi, 'mutsuz' Mary'nin 'sır vermeyen' versiyonu olup, film boyunca da kendisiyle bir daha hiç karşılaşmayız..
Oysa seyirci -bu açılışla- filmin o kadının etrafında gelişeceğine neredeyse emin duruma gelmiştir ama ne fayda..

Klasik öykü anlatımına oldukça aykırı bu yöntem ve sonuçta oluşan durumlar, aslında Mike Leigh'in, 'sıradan insanların, sıradan yaşantılarını, gerçeğin ta kendisiyle anlatma' özelliğiyle birebir örtüşmektedir..
Zaten, onun filmleri bittiğinde bizi şaşırtan şey de, bunca sıradanlıktan böylesine etkileyici yapıtlar ortaya çıkarabilmesi değil mi?




Her ne kadar kendisine 'yardımcı oyuncu' kategorisinden bir rol belirlenmişse de, hikâyeyi özetlememden de anlaşılacağı üzre film -daha çok- Mary'nin komik olduğu kadar hüzünlü, hatta zamanla iç karartan öyküsünü tâkip eder..
Bütün oyuncular kusursuz oynuyor, o ayrı da.. Mary'yi ete kemiğe büründüren Lesley Manville, her sanatçısıyla görevini mükemmelen yapan bir büyük orkestranın çaldığı piyano konçertosunun piyanisti misâli, perdede her göründüğünde icra ettiği muhteşem sololarla göz kamaştırıyor..




Yönetmen, belli bir yaşa ulaşmış izleyiciye Mary ile oldukça ürkütüyor belki ama; öte yandan, gelecek projesi 'mutlu çift'in standartlarına -en azından- yaklaşan orta yaştakilere ise güzel bir yaşlılık sürmenin mümkün olabileceğini göstererek, umutlandırıyor da..

Son tahlilde diyeceğim şudur: Daha çok Mary'ye odaklanarak, ayrıca, yalnızlığını alkolle gidermeye çalışan Ken ve karısını kaybeden 'sessiz' ağbi Ronnie'yi de hikâyesine katarak, filmin bize anlatmaya çalıştığı, şu hayatın tek ve de nihâi gerçeğidir aslında: İnsan, eninde sonunda yalnızlığıyla başbaşa kalacaktır..
Kesmediyse eğer -son darbe- Zincirlikuyu Mezarlığı'ndan geliyor: “Her canlı ölümü tadacaktır.”




Oyuncu yönetimi hususunda özellikle dikkat çeken, hayatın kendi klişeleri dışında hiçbir kalıba girmeyen, sonuna kadar samimi ve gerçekçi senaryosunu kusursuzca akan bir kurguyla ve de ironisini hiç kaybetmeyen bir üslupla anlatan Another Year, yalnızca bu haftanın değil, bu yılın da en iyi filmlerinden..






Yönetmen: Mike Leigh
Senaryo: Mike Leigh
Oyuncular: Jim Broadbent, Lesley Manville, Ruth Sheen, Oliver Maltman
Yapım: 2010, İngiltere, 129 dk.








(İşbu yazı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...