13.06.2011

The Ward :: Sayko Kızlar Koğuşu


1966 yılında geçen The Ward, 'bir korku filmine en uygun mekanlar' sıralamasında en önce sayılacakların başında gelen bir akıl hastanesinden 'huzursuz edici' görüntülerle başlar..

Daha sonra, kahramanımız olan güzeller güzeli Kristen (Amber Heard) ile tanışırız..
Kendisini yakalamaya çalışan polislerden saklanan bir firari olarak, arayıp bulduğu bir kır evini kundaklayan bu 'âsi ruhlu' kız, cayır cayır yanmakta olan evi seyrederken, arkasından yaklaşan polislerce yakalanır ve filmin başında tanıştığımız tımarhaneye kapatılır..

Hastanenin özel bir bölümüne alınan ve Tammy adlı eski bir hastanın odasına yerleştirilen Kristen'i burada -hepsi de yaşıtı- dört kızdan oluşan bir koğuş grubu beklemektedir..


Zooey, çocuk ruhlu, korkak ve içine kapanık bir kız; Iris, çok iyi resimler yapan, sanatçı duyarlılığına sahip bir kız; Sarah, kendini beğenmiş ve erkeklerin de kendisini beğendiğinden emin 'çapkın' bir kız; Emily ise, kızların en dışa dönük görüneni olarak, çevresine hep alaycı gözle bakan bir 'özgür ruh'tur..




Bu arada, daha çok geceleri ortaya çıkarak, başta Kristen olmak üzere, tüm bu kızları ölümle tehdit eden bir 'hayalet', filmimizin bir numaralı 'korku unsuru' görevini yapmak için, canla başla çabalamaktadır..



Mezar kaçkını bir 'zombi kız' görünümündeki bu 'iğrenç' yaratığın, bir zamanlar yine burada tedavi gören Alice Hudson adında bir hasta kızın hortlamış hâli olduğunu, öğrenir gibi oluruz..
Bu hususta pek de emin olmadığımın farkındasınızdır herhalde..




Yine de bu gelişmeyi, Kristen'in -hastaneden kaçma teşebbüslerinden arta kalan zamanlarda- yaptığı titiz çalışmalara borçluyuz diyebiliriz..


Carpenter Ustaya Saygımız Büyük O Ayrı


Kıvranmamdan da anlaşılacağı üzere- bu filmi tanıtırken, sürprizini bozmamaya çalışmak önemli.. 
Olan biten her şeyi açıklığa kavuşturan bu -bir cümlelik- püf noktasını öğrendikten sonra, koskoca filmin hiç bir değerinin kalmayacağını ve seyir zevkinin de sıfıra ineceğini söyleyebilirim.. 
Dramatik çatısı böylesine pamuk ipliğine bağlı filmler, pek favorim değildir; lâkin, sırf bu özelliği sebebiyle çoğu izleyici tarafından 'enteresan' bulunacağı da âşikâr..




Özellikle Halloween, The Thing ve In the Mouth of Madness filmleriyle bendenizin de kalbine taht kurmuş 'korkunun ustası' John Carpenter’ın, 2001 yılında yönettiği Ghosts of Mars'tan on yıl sonra çektiği Koğuş, Carpenter Sineması'nın -artık klasikleşmiş- korku unsurlarının kimi izlerini taşıyorsa da -maalesef- türünün iyi bir örneği olamıyor..

Hatta, hikâyede ani bir dönüş etkisi yaparak, filme yeniden ve kesin bir anlam getiren finaldeki o sürpriz olmasa 'kötü film' damgasını -resmen- hak ettiği dahi söylenebilir..
Kaldı ki o sürpriz de daha önce hiç kullanılmamış, acayip bir buluş falan da değil..




Öte yandan -iyimser düşünerek- John Carpenter gibi bir ustanın, 'intikam alan hayalet' gibi, korku dünyasının âdeta 'çürük sakız'ı olan bir motifi senaryosunun merkezine oturtması ve sürüyle korku klişesini arka arkaya sıralaması, şöyle de açıklanabilir: Film boyunca olan biten -hemen hemen- her şey, yönetmenin gözünden değil de kahramanın, nispeten dar, deneyimsiz ve hastalıklı bakış açısıyla anlatılır..
Valla, Carpenter ustaya bundan daha fazla da torpil geçemem, haberiniz olsun..

Yönetmen: John Carpenter
Senaryo: Michael Rasmussen, Shawn Rasmussen
Oyuncular: Amber Heard, Lyndsy Fonseca, Danielle Panabaker
Yapım: 2010, ABD, 88 dk.


(İşbu yazının bir kısmı Tersninja.com'da yayınlanmıştır)

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...