11.07.2011

HâtıraDefteri :: Özcan Tekgül Öldü Diyeler



İnanması bana bile zor geliyor ama ben de bir zamanlar çocuktum..

İşte o günlerde, hayatımda değilse de hayalimde o kadar çok şey ve kişi vardı ki..
Onlardan biri de, dansözler kraliçesi Özcan Tekgül'dü kuşkusuz.. (Böyle bir lakâbının varlığından emin değilim; lakin o günlerde âdetti, bir mesleğin en iyileri ya kral olurdu ya da kraliçe.. Bence o da kesinlikle bir kraliçeydi)

Hep erkeklere lâyık görülmüş ismini ilk duyduğumda, bir kadın olduğunu hayal etmem imkânsızdı..
Hele ki mahalle arkadaşlarımdan birinin adı Özcan ve zamanın en iyi ve de en ünlü kalecilerinden biri de Özcan Arkoç iken..

Biraz zor olmuş olabilir ama gazete ve dergilerde gördüğüm, 'vamp'ın ne menem şey olduğunu bize belleten fotoğrafları, belleğimizdeki Özcan'ı yeniden inşa ediyordu..
Tekgül soy adının bu işteki yardımı da büyüktü elbet..




Geçenlerde MTV'de izlemek gafletinde bulunduğum Uçan Daireler İstanbul'da adlı filmde o da oynamış meğer.. 
Çocukluğumda hangi filmini gördüğümü ise hiç hatırlamıyorum, ama en azından bir kaçını kesinlikle izlemiş olmalıyım..
Sahnede ilk kez şovunu seyrettiğimde, en şaşaalı dönemleri biraz gerilerde, güzelliği ise bâki kalmış bir şahane kadındı Özcan Tekgül..



Yenikapı'da karşılıklı iki gazino olan Çakıl ya da Gar gazinolarından birinin sahnesi olduğu kesin.. 
Annemin elini tutarak getirildiğim, bir kadınlar matinesinin daha nâdir erkeklerinden biri olarak, sahneye yakın bir masanın sandalyesinde yerimi almış, karşı cinsin varlığını yeni keşfetmenin, zevkli olduğu kadar korkutucu ve baş döndürücü ruh haliyle, sahnede kıvrım kıvrım kıvrılan bedene odaklanmıştım..




Onun dansı da müziği de düğünlerde ya da başka gazino seanslarında rastladığım diğer dansözlerinkine pek benzemiyordu..
Peki neye benziyordu derseniz, sadece farklı olduğunu hatırlıyorum, o kadar..
Bir de dansın başlangıcında rüyaya dalarcasına ateşli bir büyüye karıştığımı, sonra da ter içinde kendime geldiğimi..
Bu yaptığı dansın adının 'Ateş Dansı' olduğunu şimdi öğrenince, neden ter döktüğümü anlar gibi oluyorum..




Neredeyse yüz yıl sonra onu basınımıza ve de bana -bölük pörçük- hatırlatan olayın bir trafik kazası olduğunu hepimiz biliyoruz..
O öldü..
Ölmeseydi de belki bir yerde adını görür de hatırlar ve ben yine böyle bir yazı yazardım..
Fakat, olayı son anda fark eden basın için böyle bir final şarttı..
Evet son anda..
Büyük ihtimal, yıllar boyunca o hiç kimsenin aklına gelmeyecek, kazayla ilgili bir bağlantı kurulmayınca da hâlâ bir yerlerde yaşadığı varsayılacaktı..

Güle güle Özcan Hanım..
Umarım görüşürüz..


1 yorum:

Kadir Mehdipur dedi ki...

Rahmetli ÖZCAN TEKGÜL benim çocukluğumun en güzeliydi. Evimiz gazinonun içinde olduğundan kendisini her akşam hayranlıkla seyrederdim. Çakırkeyf müşterilerin kışkırtmasıyla eteğini çekerdik gazino patronunun oğluyla birlikte tabiki tokadı da yerdik kendisi bize kıyamaz hafifçe vururdu rahmetli. Yıllar sonra Afrikada bir liman şehrinin bar duvarında büyük boy resmini görünce çok şaşırmıştım.Allah rahmet eylesin diyor o güzelim yılları hasretle yad ediyorum. Dilerim mekanı cennet olur....

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...