16.08.2011

Rise of The Planet of The Apes :: Yaşasın Maymun Devrimi



San Francisco'da bulunan bir ilaç araştırma geliştirme merkezinde çalışan genetik mühendisleri, tıp dünyasını derinden sarsacak önemli bir buluşun peşindedirler..

Ormandan yakalanan maymunlar, daha doğrusu şempanzeler üzerinde, hücreleri tahrip olmuş bir beynin, yeniden hücre üreterek kendisini onarması prensibine dayanan bir takım deneylerin yapıldığı birimin başında, genç ve yakışıklı mühendis Will Rodman (James Franco) bulunmaktadır..

Çalışmalar -fazlasıyla- olumlu sonuç verir..
Kendini yenileyen beyin, daha da ileri giderek kendini geliştirmeye başlamış ve sonuçta bir şempanzeden -neredeyse- insanlaşmış bir maymun oluşmuştur..

Ancak, kendisiyle deney yapılan hâmile bir şempanzenin -sırf annelik duygusuyla ve karnındaki bebeğe zarar verileceği korkusuyla- saldırganlaşarak yıkıcı olmasını yanlış anlayan yöneticiler, bilimsel çalışmaları sonlandırır..



Belki de insanoğlunun, Alzheimer hastalığını yenmesinde doğrudan işe yarayabilecek bu çalışmanın doğruluğuna inanan Will, üretilen ilacı, aynı hastalığın pençesinde her geçen gün ölüme biraz daha yaklaşan babası Charles Rodman (John Lithgow) üzerinde -gizlice- denemeye karar verir..

Uyutulan -çocuk mu kandırıyorsunuz?- öldürülen şempanzenin yavrusunu bakmak için evine götüren Will Rodman, rahmetli annesinde görülen gelişmelerin ona da aynen yansıdığını görecektir..
Caesar (Şempanzeleşmiş Andy Serkis) adını verdiği küçük şempanzenin, insanın becerebileceğinden de fazla ve hızlı bir gelişme sağladığına tanık olan, yakışıklı ama 'yalnız' kahramanımız, ona işaret dilini öğretecek; hatta onun sayesinde, eşine az rastlanır güzelliğe sahip bir veteriner olan Caroline (Freida Pinto) ile tanışıp, yalnızlığına da 'şahane' bir son verecektir..




Yalnız 'bilimsel' çalışmada ters giden bir şeyler olur ve babada önce iyileştirici etki yapan ilaç, daha sonra umulanın aksine bir etki yaratarak, yaşlı adamın durumunu hızla kötüleştirir..
Ortaya çıkan sonuç oldukça vahimdir..
İlacın etkisindeki maymunlar gelişerek insanlaşırken, aynı etkiye maruz insanlar ise kesin yok oluşa sürüklenmektedir..

İnsandan farklı olarak, bir konuşması eksik duruma kadar gelen Caesar, bir gün, kafası gidik Charles Rodman'a çıkışan komşuya, öyle bi tekme tokat girişir ki adamcağız gözünü ancak hastanede açabilir..
Aslında o da annesi gibi yanlış anlamış ve yanlış anlaşılmıştır..




Bu olay üzerine Caesar, bir nevi primat hapishanesi denebilecek bir yere kapatılır..
Buradaki şartlar oldukça kötüdür..
En kötüsü de burayı dolduran maymunlardan çok daha hayvan olan, sadist bakıcılardır..

Buradaki diğer maymunlardan farkı hemen fark edilen Caesar, uğradığı bakıcı işkencesinin yanı sıra diğer türdeşlerinden de tepki görür..
Ancak, bu sıradan engellerin, lider ruhlu maymun dostumuzu durdurabilmesi mümkün değildir..
O, kendi 'maymun bilinçlenmesi'ni tamamlamış biri olarak, maymunların -insana rağmen- bireyselleşme manifestosunu ilân edecek duruma bile gelmiştir..




Onları, özgürlüğe ve kesin zafere taşıyacak 'devrim' pek yakındır..

Maymunlar Cehennemi'ne Yeniden Başlamak

İlk filmi 1968 yılında çekilen, Planet of The Apes (Maymunlar Cehennemi) serisinin, 1973 yılındaki filmle sona ermiş, beş filmlik bir bilimkurgu efsanesi olduğunu hatırlatalım ve hemen akabinde, sormadan da geçmeyelim: 'Peki kardeşim, neden gezegen ya da planet değil de Cehennem?'
Demek ki, şimdilerde hemen her hafta 'uydurulmuş' bir film adıyla, kendilerini hayırla andığımız kişilerin vaziyeti gayet irsiymiş..
Ne diyelim, atalarına rahmet!




'Maymunlar Cehennemi' olayının başlangıcına ya da doğuşuna -bir kez daha- tanıklık ettiğimiz bu filmin, eskisine göre daha bilimsel ve daha inandırıcı bir alternatif sunduğu bir gerçek..
Öyle ki bu durum, eski seriyi daha derli toplu ve daha üst kalitede bir anlayışla yeniden yorumlamanın yolunu bile açabilir..
Gerçekten de bir şaheser olan 1968 yılındaki ilk filmin hiçbir şekilde yanına dahi yaklaşamayacak sıradanlıktaki serinin diğer filmleri hatırlandığında, aslında bu hiç de fena bir fikir değil..




İngiliz yönetmen Rupert Wyatt'ın bu konudaki tecrübesizliğine karşın, böylesine bir 'blockbuster' çalışmanın üstesinden rahatlıkla gelebilmesi ilginç..

Allah'ın işine karışarak haddini aşan bilim adamı hırsının nelere mâl olacağını ibretle göstermek başta olmak üzre -aynı zamanda- baş rolleri yakışıklı ve güzel insan kontenjanına ayırmak da dâhil, türünün bütün klişeleriyle -bi güzel- mücehhez kılınmış bu filmi -her şeye rağmen- büyük bir zevkle izledim..
Bunu sağlayan en önemli husus olarak filmin, hikâyesinin giderek artan gerilimini, hiç aksamayan bir tempoda ve sinemanın diğer gereklerini de yerine getirerek, kusursuzca perdeye yansıtabilmesinde görüyorum..






Yönetmen: Rupert Wyatt
Senaryo: Rick Jaffa, Amanda Silver (Pierre Boulle’un La planete des singes romanına dayanarak)
Oyuncular: James Franco, Freida Pinto, John Lithgow, Andy Serkis, Brian Cox
Yapım: 2011, ABD, 105 dk.




(İşbu yazının 'bir kısmı' Tersninja.com'da yayınlanmıştır)



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...