19.11.2011

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi :: İnsan İnsandır



Büyük Anayasa Profesörü Celal Tan (Selçuk Yöntem), çevresi ve ailesi tarafından sevilip sayılan, yaşadığı taşra kentinde daima örnek gösterilen önemli bir sîmadır..
Kendisine iki evlat veren ilk eşini kaybettikten bir süre sonra, Porsuk Çayı'nda intihar ederken bizzat kurtardığı genç bir öğrenci kızla evlenen Celal Tan, altmış beş yaşına girdiği şu günlerde oldukça zor durumdadır..

Profesör'ün derdine değinmeden önce, ailesini oluşturan kişileri bi tanıyalım: Celal Tan'ın -fazlasıyla- genç ve güzel karısı Özge (Türkü Turan); kocasını yıllar önce kaybeden, ama belli ki kırk yılı aşkındır Türk Sanat Müziği üstatlarından udi Nida Bey (Yılmaz Gruda)'e deli gibi âşık annesi Kâmuran (Güler Ökten); intihar sonucu rahmetli olan kocasıyla evliyken, Komiser Hakkı (Cengiz Bozkurt)'yla olan ilişkisinde sınır tanımayan, şimdilerde ise şan sanatçısı Okan (Tuğra Kaftancıoğlu) ile birliktelik yaşayan, -kısacası- erkek gördü mü kendini dizginleyemeyen bir tabiata sahip, açık öğretim öğretmeni olan kızı Jülide (Ezgi Mola); ona ninesinin adı lâyık görülmüş, babasının koskocaman titrine karşın henüz bir baltaya sap olamamış, saf yürekli olduğu halde cin fikirli olmanın da plânları içindeki oğlu Kâmuran (Tansu Biçer) ve son olarak, sevgili kızından doğma, pek sevgili torunu Ege (Alpay Şayhan)..



Celal Tan'ın bu 'sevgili' ailesi, doğum gününün akşamında, kendisine sürpriz bir parti yapmaya karar vermiştir.. 
Yemekler yapılmış, şahane bir masa hazırlanmış; tüm aile, eve gelecek olan reislerini beklemektedir..
Reis, dairenin kapısına dayandığı an, ışıklar söndürülür ve salona girmesi beklenir.. Ancak o, antrede beklemekte, bir türlü içeri girmemektedir.. 
Hemen salon kapısının arkasında bekleşmekte olan ailesinin farkında olmayan adam, kendisine bakmaya antreye gelen genç karısıyla tartışmaya başlar.. Onu bir başka erkekle öpüşürken gördüğünü söyleyen Celal Tan, âdeta delirmiş gibidir..
Allah vere de Şeytan'a uymaya..

Aile Denen Tiyatro

Onur Ünlü'nün, "Toplumsal yapının ve geleneğin yarattığı, vâr olan aile fikrine inanmam; bunu zorlayıcı, ikiyüzlü ve sahte bulurum." mealinde konuştuğuna kulak misafiri olduğumu, size daha önce aktarmıştım..
"Aslında benim meselem aileden çok, insanla.. İnsanın kötü olduğunu, kötülüğe meylettiğini, nefsinin mahkûmu olduğunu ve bundan çok çok az sayıda insanın vareste olduğunu düşünüyorum." dediğini de..




Senarist ve yönetmenliğine ek olarak -özel ya da paralel hayatında- şâir de olan Ünlü, toplumun en küçük ve de en sahte birimine, yâni aile kurumuna ya da direkt ikiyüzlü insana -sağlı sollu- giriştiği bu filminde, yukarıda söylediklerinin tekmilini -çevremizden verdiği örneklerle- gösteriyor.. Ve bunu -umduğumuz üzre- kendini frenlemeden ama uçuruma da düşmeden yapmayı başarıyor..

Aile kurumuna ve adalet sistemine çok sert eleştiriler getiren filmin, biricik olumlu ve de doğruları gören karakteri olan kör Ergün (Bülent Emin Yarar)'ün, senarist yönetmen Ünlü'nün bizzat kendisi olduğunu düşünüyorum.. 
Oldukça etkili ve verimli kullanılan bu figür, "Evet ben ailesiz ve yalnızım, peki aile bireyleri olarak sizin hep birlikte olmanızın ne anlamı var ki? Maddi çıkar dışında, birbirinize olan katkınız nedir? Aslında biliyor musunuz, her biriniz en az benim kadar yalnızsınız!" mealindeki tiradıyla -bir bakıma- filmin 'ana zikri'ni de haykırır..

Tabii bu arada -siz fazla hayallere kapılmadan- uyarayım ki, şu dünyada iyi kalpli ya da haklı olmanın, iyilik ya da adaletle karşılık göreceğini hiç ummayın, yoksa üzülürsünüz..




Hâl böyleyken, normal şartlar altında birbirlerini çekemeyen, hatta gözünü oyan aile bireylerinin, ortak çıkarlarına yönelik herhangi bir tehlike durumunda, saflarını sıklaştıracaklarını bekleyebiliriz.. 
Hem, zaten sürekli 'kapalı gişe' oynadıkları 'Aile Tiyatrosu'nda -gerekirse- 'Üç Maymun' adlı yeni bir oyun sahneye koymalarını beklemek kadar 'doğal' bir şey de olamaz..

18. Adana Altın Koza Film Festivali'nde büyük ödülleri kazanınca da heyecanla duyurduğum gibi, bir festival jürisinin absürt bir komediyi ödüllendirmiş olması gerçekten de bir devrim niteliğindeydi.. 
Hem de, Gelecek Uzun Sürer gibi ciddi ve sosyal içerikli bir rakibinin varlığına karşın verilmiş bu önemli kararın ne denli isabetli olduğuna, Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi'ni ikinci kez izlediğimde emin oldum..




Ödüllerin sanatçılara bölüştürülmesinden nefret ettiğim hâlde, filmin bütün oyuncularına lâyık görülen, Jüri Toplu Performans Özel Ödülü'nün çok yerinde bir karar olduğunu da düşünüyorum.. 
Zira filmin öylesine zengin, öylesine şahane bir kadrosu ve bu kadronun da öylesine mükemmel oyunculukları ve de uyumlu beraberlikleri var ki onları değerlendirebilmenin tek pratik yolu bu olsa gerek..

İmamın Şartları

İnsanın, ölüme yaklaştıkça alevlenen cehennem korkusuyla, dine, imana ve camiye yaklaşmaya çalışmasındaki ikiyüzlülük olayı -Prof. Tan ile arkadaşı Turan Altaylı (Köksal Engür) özelinde- filmin hedeflerinden biri..
Onur Ünlü, pek komik diyaloglar içeren bu iğneleme sahnelerinde, Îmanın Şartları'nı, 'imamın şartları' olarak anlayacak denli Müslümanlıktan uzak, ama ölünce yanına geleceğini duyduğu sorgu melekleri Münker ile Nekir'den de ödü kopan adamı bize gösterirken; ne yârdan ne serden geçebilen, daha doğrusu ne dinden ne de dinsizlikten vazgeçebilen bazı 'aydın'larla kafa buluyor ki elbette çok haklı..

Kendisi gibi film çekemeyeceğime göre -izni olursa eğer- bu hususa bir ekleme de ben yapmak istiyorum: Mesela, bütün yıl camiye uğramadığı, farz olan vakit namazlarını kılmadığı halde, vâcip olan bayram namazlarını hiç kaçırmayan; bütün yıl rakı içtiği halde Ramazan ayında ağzına içki koymayan; bir yandan faizleri istifleyerek, bir yandan da zinaya koşturduğu halde, domuz etinin bulunduğu mahalden, sarımsak görmüş vampiri bile sollayarak uzaklaşan Müslüman'a da ben gıcık oluyorum..




O çok eleştirilen, filmdeki 'küfür' yoğunluğu konusuna gelince..
Küfür, eğer uğranılan haksızlığa, adaletsizliğe karşılık insanın elinden hiçbir şey gelememesinin bir tezahürü ya da kuşatılmışlığın, çaresizliğin bir haykırışıysa, bundan daha doğal bir 'insâni tepki' düşünemiyorum.. Tamam, rahatsız edici bir şey (Bâzıları için, fazlasıyla rahatsız edici galiba) ama öte yandan, tamamen de insâni..
Filmde zaman zaman edilen, hatta bi ara makinalı tüfek misali patlayan küfürlere bu 'insâni' açıdan bakar ve sarf edildiği o anları gözümüzün önüne getirirsek, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak, bu husus da bu kadar büyütülmeyecektir..

Velhasıl, sürekli şaşırtan, alabildiğine 'renkli', kopkoyu komik, karârınca hüzünlü, bir hayli grotesk, ultra eleştirel muhalif ve lâyıkıyla absürt özellikli bu yeni filmine ve de daha önceki çalışmaları Polis, Güneşin Oğlu ve Beş Şehir'e baktığımızda anlıyoruz ki; Onur Ünlü, birbirinden farklı türleri, 'sıradışı' bir anlayışla yorumlayarak 'denemeler' yapmaktan ve bizi bize en doğru, en çarpıcı bir şekilde anlatmaktan asla vazgeçmeyecek.. İyi ki de ve de inşallah, vazgeçmeyecek!



Yönetmen: Onur Ünlü
Senaryo: Onur Ünlü
Oyuncular: Selçuk Yöntem, Ezgi Mola, Türkü Turan, Tansu Biçer, Güler Ökten, Bülent Emin Yarar, Köksal Engür, Cengiz Bozkurt, Tuğra Kaftancıoğlu, Ushan Çakır, Gazanfer Ündüz, Yılmaz Gruda, Engin Alpateş, Engin Hepileri, Alpay Şayhan
Yapım: 2011, Türkiye

  4 / 5



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...