10.01.2012

Bu Son Olsun :: Ülkücü Dalton Biraderler


"Koskoca bir ülkenin insanları, plânlı programlı bi şekilde körüklenen yangınlardan kurtulmanın çaresi olarak, tozdan dumandan ancak fark edip de sarıldıkları şeyin, az sonra beyinlerine şiddetle inecek bir balyoz olduğunu anladığında, artık her şey için çok geçtir.." der, Yakın Tarih uzmanımız Mehmed Numan...

Sayın Numan'ı bir kez daha haklı çıkaracak bir acı gelişmenin, yâni, yıllarca üzerinde ince ince çalışılan ve 1980 yılının Eylül ayında da şartların artık iyice olgunlaştığı, 12 Eylül Askeri Darbesi'nin arifesindeyiz..

Politik cepheler çoktan belirlenmiş, her gün ölüm kusan silahlar yeni kurbanlara yöneltilmiş ve çelişkiler alabildiğine keskinleşmiştir..

İstanbul'un Balat semtini kendilerine mekân seçmiş Yaşar (Mustafa Uzunyılmaz), Apo (Orhan Ekşin), Kovboy Ali (Ferit Kaya), Cevat (Volga Sorgu) ve Ertuğrul (Ufuk Bayraktar)'dan oluşan bir şarapçı/serseri grubu -kafayı kullanarak- sağcılarla solcular arasındaki her geçen gün yükselen 'ezeli' çekişmeyi, bedavadan karın doyurmanın bir yolu olarak keşfetmişlerdir..



Aynı mahallenin zıt sâkinlerinden 'Devrimci/Komünist' Sinan (Engin Altan Düzyatan) ile biricik aşkı Lale (Hazal Kaya) ve 'Ülkücü/Faşist' Gültekin (Murat Garibağaoğlu), bu 'çıkarcı' güruhu sempatizan yaparak, dâvâlarına bir katkı sağlayacağını zannetmekte (Yâni ne kadar salaklar, anlayın.) bunun için de sık sık evlerine dâvet edip yemek vermektedirler.. (Politik olmak, salak olmaya engel değildir de denebilir.)

Hangi sofraya otururlarsa, onların borusunu öttüren, serseri ama uyanık arkadaşlar, olası bir Komünist ihtilalde kendilerine bedavadan ev verecek sandıkları solculara bu yüzden daha bi yakın durmaktadırlar..

Sonunda gün gelir ve devrim gerçekleşir.. Daha doğrusu onlar öyle zanneder.. Sinan ve yoldaşlarının yaptığı ihtilâle bayağı da bi sevinir garibanlar.. Lâkin, bunun bir Askeri Darbe olduğu gerçeğini öğrenmekte de gecikmezler..
Hem acı gerçeği öğrenmişler, hem de birer 'evsiz' olarak, sokağa çıkma yasağına karşı gelmekten, içeri tıkılmışlardır..
Aslında bu durum onların işine gelmiş; hem başlarını sokacakları bir yer, hem de hiç çaba göstermeden karınlarını doyurmanın yolunu bulmuşlardır..


Nasıl bir 'ilâhi senaryo' tesadüfüyse artık, dışardayken tanıştığımız filmin bütün kadrosu, kodeste de aynen birbirini bulmuştur..

Kötü Filmin İyi Fragmanı

Geçmişte yaşanan, siyasi ve acı tecrübelere komedi gözlüğüyle bakmak, sinemamız için yeni bir şey değil..
Devrimi çoktan geçtik, 'Bir ihtilâl mi, yoksa darbe mi?' tartışmalarının hâlâ sürdüğü 27 Mayıs 1960'a, 2010 yılında aynı mizahi gözlükle bakan Memlekette Demokrasi Var filmi, 'sözde' bir köy delisinin, Yassıada'ya hapsedilmiş Adnan Menderes'i kurtarma çalışmalarını anlatırken, biz seyircilere epey bi azap çektirmişti..
'12 Eylül Hiç Bu Kadar Komik Olmamıştı' sloganlı Bu Son Olsun da -sağolsun- benzeri bir eziyeti yeniden yaşatmış oldu..
Oysa ki, hem de aynı 12 Eylül'ü, sululuğa kaçmayan bir mizahla şekerlendirmiş dramıyla pek güzel anlatabilen, Beynelmilel gibi bir örnek önümüzde dururken, bu işlere bu kadar sallapati girişilmemeli derim ben..



Aslında film -iyi kullanılırsa eğer- oldukça verimli açılımlarla güzel bir sonuca ulaşabilecek özgün bir fikirden hareket ediyor: Karnını doyurmak ve şarapla kafayı bulmaktan başka bi derdi olmayan bir grup berduşun gözüyle 12 Eylül 1980 Darbesi..
Belli ki, ilginç ve potansiyeli yüksek bu 'ön fikri' hayata geçirmeye soyunan filmci arkadaşların, buna ekleyecek başka sözleri olmayınca, içeri tıkılan tüm kahramanlarıyla birlikte film de âdeta kendi içine hapsediliyor.. Daha sonra da hiçbir gelişme gösteremeden, 'kavruk' bi şekilde sona eriyor..

Öte yandan, 'darbeyi -yanlışlıkla- solcuların yaptığı devrim olarak anlama' esprisi de doğru dürüst tek espri olarak, henüz filmin başlarında kullanıldıktan sonra, elde -mizahi açıdan da- işe yarar bir şey kalmıyor..
Bu cümleden olarak, filmin fragmanı, sinema tarihinde yeri olduğunu sandığım, 'Kötü Filmin İyi Fragmanı' ödülüne lâyık bir çalışma..
Filmi tüm kusurlarından kurtaran mükemmel kurgusuyla fragman, âdeta göz kamaştırıyor..
Belki filmi değil ama, gerçekten de insanda çok yanıltıcı bir izlenim bırakan bu fragmanı izlemeyi herkese öneririm..




Sonuç olarak, dönemin politik atmosferini -biraz olsun- yaratamayan, sanırım sırf bu zorluktan kaçınmak için büyük bir bölümü hapishane ortamında geçen; o eski günlerden hepimizin zihninde yer etmiş söz ve davranışları, madde madde sıralamadan ibaret bir metinle yola çıkan yapım, 'karakterizasyon' eksikliği had safhada bir takım 'karikatür' tiplerle ve de pek bayat bir mizahla işi kotarmaya çalışıyor ama hâliyle de olmuyor..

Karikatür demişken, Avarel ile Joe'nun bitmek bilmez kavgalarını aynen kopyalayarak resmen Daltonlar'a dönüştürülmüş Ülkücü Biraderler'in, tepişmeden ibaret o 'aksiyon' sahneleri neydi yahu!.

Mizah demişken de, her türlü haksızlığın, işkencenin, katliamların döndüğü trajik ve karanlık bir döneme, 'kaba' komedi yapmaya çalışan bir takım tiplerle yaklaşmanın 'kara mizah' anlamına geldiğini sanmaya da ayrıca pes diyorum!.



Yönetmen: Orçun Benli
Senaryo: Orçun Benli, Şükrü Üçpınar
Oyuncular: Engin Altan Düzyatan, Mustafa Uzunyılmaz, Ferit Kaya, Volga Sorgu, Ufuk Bayraktar, Hazal Kaya
Yapım: Türkiye, 2012

1.5 / 5



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...