5.03.2012

Fetih 1453 :: Fatih'in Kankası Ulubatlı Hasan



Babası II. Murat'ın ölümü üzerine 1451 yılında tahta çıkan II. Mehmet'in ilk hedefi, sadece İstanbul surları içine sıkışmış kalmış, Bizans İmparatorluğu idi..

1453 yılı geldiğinde İstanbul kuşatılmıştır, ama şehrin fazlasıyla muhkem surlarını aşıp da fethi gerçekleştirmek o kadar da kolay değildir..

Öte yandan bizim sinemacılar için de, doğru dürüst bir tarihi film çekebilmek hiç kolay değildir..

Sonuçta, Fetih 1453'ün -bu hususta da alabildiğine yokluk çeken- Türk Sineması adına şimdiye kadar yapılmış en iyi tarihi film olduğu elbette gerçek.. 
Örneğin, Cüneyt Arkın'ın 'sözde' tarihi yapımlarının bir kaç adım önünde yer almakta..
Ancak biraz dışardan, yâni uluslararası açıdan bakıldığında, yaptığımız bu tespit, bir o kadar da anlamsız kalmakta; film, oldukça başarısız bir deneme olmaktan öteye geçememekte..




İmparator Konstantin dâhil cümle Bizans'ın ve Vatikan'daki Papa dâhil her milletten insanın Türkçe konuşturulması gibi -rahatsız edici- dil politikası; her tarafına oklar saplı olarak surlara bayrağı dikmek üzere olan Ulubatlı'nın, kendisinden en azından beş yüz metre uzaklıkta olması gereken yavuklusuyla göz göze gelebilmesi; hem Pâdişahın, hem de Bizans İmparatoru'nun, bütün direktiflerini ve önemli sözlerini, adamlarına -illâki- hep birlikte yürürken bildirmesi (Görüntü açısından görkemli olduğu düşünülüyor olmalı.); Kuyruklu Yıldız deyu, -bildiğimiz- yanarak kayan bir göktaşının gösterilmesi gibi 'kusurlu' ayrıntılar, gözümüze takılanlardan sadece bâzıları..


Bir yerden sonra sıkıcı da olmaya başlayan upuzun süresine rağmen, konuyla doğrudan ilgili, bir sürü gelişmeyi göstermekten çok, oyuncuları konuşturarak anlatmaya çalışması ise, filmin en büyük eksiği..
Bu 'sinemasal görev'in üzerine gidileceğine, Hz. Muhammed'in -sahihliği dahi şüpheli- "İstanbul bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır." sözünü sırf bize aktarmak için bir Medine sekansı ya da iki kişi arasında geçen ve bitmek bilmeyen kılıçlı kavgalar tercih edilmiş..




Öte yandan Peygamber'in bu 'olası' sözünü niçin biz üzerimize alınıyoruz ki? Eğer o bunu söylediyse, Arap savaşçıları gaza getirmek için söylemiş olmalı..
Hem bu 'gaz' olayının nasıl da işe yaradığını filmde de görmekteyiz.. 
Fethin gerçekleşmesi adına her türlü umudun kaybolduğu bir zamanda ortaya çıkan Akşemseddin'in Sultan Mehmet üzerinde uyguladığı 'hamaset işlemi' sayesinde, savaşın seyrinin tamamen değiştiğine ibretle şâhit oluruz..

Sultan Mehmet'ten çok -tarihteki varlığı bile tartışmalı- Ulubatlı Hasan'a büyük ağırlık veren, bir sürü mantık hatalarıyla dolu zayıf senaryoya; kadın seyircileri de olaya dâhil etmek için, zorlamayla uydurulmuş bir aşk öyküsüne sahip film, ancak, nispeten başarılı görsel efektlerle kotarılmış savaş sahneleriyle göz doldurabiliyor..




Yine de bu filmin en iyi şekilde değerlendirilebilmesi için benden naçizane bir öneri şudur ki: Her yıl 29 Mayıs'ta İstanbul surları önünde yapılmaya çalışılan 'saçma sapan' Fetih canlandırması yerine -hem daha masrafsız ve kolay bir çözüm olarak- bundan böyle surlara, bu filmin görüntüleri yansıtılsın..
Hele ki bu törenlerde görevlendirilen, çakma mehteran bölüklerinin takma bıyıklı 'sözde' yeniçerileri arasından, filmdeki kadar görkemli şehit olabilen başka bir Ulubatlı Hasan çıkması asla mümkün olamaz.. (Elbette etkinliğin hava karardığında başlatılması önemlidir.)




Sonuç olarak, mevcut siyasi iklimin ilgisine mazhar olabilmenin ince planları içinde kotarılmış bir prodüksiyon olduğu apaçık olan Fetih 1453'ün devamı olarak, Ulubatlı Hasan'ın Oğlu adlı filmi -mümkünse de- 3D olarak kendilerinden bekliyorum inşâllah..



2/5




Yönetmen: Faruk Aksoy
Senaryo: Atilla Engin, İrfan Saruhan
Oyuncular: Devrim Evin, İbrahim Çelikkol, Dilek Serbest, Recep Aktuğ
Yapım: Türkiye, 2012, 165'





Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...