12.04.2012

El Yazısı :: Bir Kasaba Dolusu Aşk


Doksanlı yılların sonunda, şirin bir Anadolu kasabasındayız.. (Ben bunların şirin olmayanını ne duydum, ne de gördüm.. Görmek de istemem zaten.)

Kasaba halkı, okullarında görev almak üzere yola çıkmış, 'ecnebi' öğretmenlerini karşılamaya hazırlanmaktadır.. (O sıralarda nasıl bir gelişme olduysa artık, hem de İngiliz kadın öğretmen!)

Aslında bu olayın, kasabalıyı pek de ilgilendirdiği söylenemez..
İngiliz öğretmen gelecek diye heyecanlanan ve ortalığı velveleye veren, sadece bir kişidir: Okulun müdürü..

Gecikmeyle de olsa, yabancı bir kadın kasabaya gelir ve törenlerle karşılanmaya çalışılır; lâkin, kendisi öğretmen değil de, yanlışlıkla yolu buraya düşmüş bir Fransız turisttir..




Tek kelime İngilizce bilmeyen Fransız kızını, İngilizce öğretmeni sanan Müdür, kasabanın 'sözde' İngilizce bilen tek genci olan oğlunu, 'sözde' öğretmenin mihmandarlığı görevine getirir..

İngilizcesi, 'Mr and Mrs Brown went to the seaside' düzeyinden dahi hayli aşağılarda gezinen çocuğun, derdini sürekli Fransızca anlatmaya çalışan matmazelle anlaşması imkânsız gibidir..
Kaldı ki bu durum, komşu köydeki bir kıza ölümüne sevdalı 'ergen' oğlanın umurunda bile değildir..
Onun bütün derdi, durumdan haberdar olan kızın akrabalarının, ateşin bacayı sardığı bu aşka, şiddetle karşı çıkmalarıdır..


Büyükşehirden gelip de buraya yerleşmiş olan, kasabanın 'güzeller güzeli' eczacısı, 'mazbut' görünümlü bir öğretmenle, evlenmeye karar vermiştir..
Kasabanın gündeminde önemli bir yer tutan bu evlilik haberi, şehirden eczaneye ilaç sayımına gelen -güzel kızımızın da yakın arkadaşı olan- yağız delikanlıyı, allak bullak eder..




Sanıyorum ki, bu evlilik kararının altında, bazı saklı nedenlerin, dumanı hâlâ tüten eski aşkların izleri yatmaktadır..

Eczacı kızın -doğal olarak- pek de hesaba katılmayan bir taliplisi daha vardır: Hikâyenin en küçük 'aşk kahramanı' olan, ilkokul öğrencisi bir velet..
Onun 'naif' aşkının tıpkısını yaşayan ve yukarıda bahsettiğim, müdürün 'kara sevdalı' oğluna -kendince aşık- minik köylü kızıyla bu veletin, kasabada birlikte geçirecekleri bir günün sonunda, o 'imkânsız' aşklarını unutmaları, herkesin hayrına olacak gibidir..

"Yeter yahu! Hep aşk, hep aşk!", deyu isyan ettiğinizi duyar gibiyim; ama, henüz bitmedi ki.. Aşk olsun!.
Peki öyleyse ben de, kasabanın ve köyün en yaşlılarının arasında yaşanmış, hatta hâlâ yaşanan o 'tarihi' ve 'hazin' aşktan bahsetmeden geçiyorum, haberiniz olsun..




Verilememiş Aşk Mektupları


Film henüz daha başlarken çıkan bir deli rüzgâr, dededen toruna dek her yaş grubundan birtakım kasabalıların, eski ya da yeni yazılmış aşk defterlerinin sayfalarını bir bir karıştırmaya başlayacaktır..

Öyküdeki 'ayrı' olayların benzerlikleri, gelişmelerindeki paralellikler, sürüncemedeki sorunların hep birlikte çözüme doğru ilerlemesi gibi, rastlantı olasılığını altüst ederek, hafiften 'can sıkan' zorlamaların nedenini, o 'tuhaf' rüzgârda aramak en doğrusu galiba..
Gecede yankılanan 'gizemli' sesleri, havada uçuşan 'sahipsiz' fısıltıları, konuşan ağızlardan 'duyulmayan' replikleri de o esen yele eklemeli, derim ben..




Siz, arka arkaya sıraladığıma bakmayın.. Film, çoğu yapımda olduğu gibi, epeyce bi kalabalık teşkil eden kahramanlarını ve onların birbirleriyle olan ilişkilerini daha filmin başlarında -kafamıza vura vura- tanıtmaya kalkışmıyor.. Bunu, öykünün ilerleyen dakikalarında, çaktırmadan ve de aşama aşama yerine getiriyor..

Cep telefonlarının daha yeni yeni ortaya çıktığı, şebeke sinyâlinin kolay kolay alınamadığı ve hâlâ mektuplarla haberleşildiği o eski zamanlarda geçen ve de 'Herkesin veremeyip de sakladığı bir aşk mektubu vardır' diyen; bir kez başlamış aşkın -ne olursa olsun- bir daha bitmeyeceğinin de altını kalınca çizen film, bütün bu aşka bulanmışlığına karşın -bencileyin- konuya hassas bünyeleri dahi pek rahatsız etmeyecek bir üslupla, bayağılaşmadan gelişiyor ve sonuca ulaşıyor..




Üzerinde titizlikle çalışılmış hissi veren senaryosunu filme alırken, her türlü fazlalığı reddeden, asla acele etmeden ve sükunetle ilerlerken de sempatik, küçük ama gerçek birtakım ayrıntıları yakalamayı da ihmal etmeyen bir yönetmen olarak, Ali Vatansever'i, Türk Sinemasının yeni bir şansı olarak selâmlıyorum..



3.5/5




Yönetmen: Ali Vatansever
Senaryo: Ali Vatansever
Tür: Komedi, dram
Oyuncular: Cansu Dere, Sarp Akkaya, Baran Akbulut
Yapım: Türkiye, 2012





Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...