22.04.2012

Titanic (3D) :: Taytanik Batar Kemirın Çıkar


"Teknolojinin son sürat ilerlediği bir dönemde, insanlar üstesinden gelemeyecekleri hiç bir sorun olamayacağına inanmaya başlamışlardır.
'Titanic' adlı dev transatlantik ise, insanlığın doğaya karşı gövde gösterisi gibidir.
Bu 'Düşler Gemisi' nin yolcuları arasında Avrupa`da bir kaç yıl geçirdikten sonra Amerika`ya dönmekte olan, Jack adlı genç bir ressam ile nişanlısı ve annesiyle Philadelphia`ya giden Rose adlı genç bir kız da vardır.
İki genç, şans eseri tanışacak, aralarındaki sınıf farkına aldırmaksızın birbirlerine yakınlaşacaktır.
Bu arada doğa insanoğlunun günden güne artan kibirine bir nokta koymayı planlamaktadır.
Yola çıkılmasından dört buçuk gün sonra, 10 Nisan 1912`de, Titanic iki saat kırk dakika süren ve sulara gömülmesiyle son bulan, hazin olayların başlamasına neden olacak buz dağına çarpacaktır."

Yukarıya, epey büyük bir emek harcayarak yapıştırdığım bu metin, 1997 tarihli filmin de, 2012'de 3D olarak gösterime çıkan filmin de -belki inanması zor ama- hiç değişmeyen öyküsünün bir özetidir.. (Neden inanmanız zor, onu ben de anlamış değilim, ama bi kez öyle yazmış bulundum işte.)




Hemen söyleyeyim, 3D falan hikâye..
Ancak, tekrar ve büyük perdede izleyince, kanaat getirdim ki James Cameron -yeni teknolojilerle falan- tekrar çekilmesi tamamen anlamsız kalacak ölçüde, tekniği görkemli ve de kalitesi mükemmel bir iş çıkarmış..


Öte yandan, zaten 'kendinden trajik' bir olayı anlatırken, ajitasyonu sonuna kadar kökleyerek, seyirciyi adeta perişan etmeye yeltenmesi, bünyeyi yeterince bunaltmışken; dünyanın en meşhur aşk hikâyelerini yavan kılacak gözü karalıkta ve ağdalı bir sevdayı ballandıra ballandıra anlatmaya çalışması -bencileyin hassas kişilerde- 'iç şişmesi' adı verilen bir semptom oluşturabilir ki "Aman dikkat" diyorum!




Filmin içerik özelinde takdir edilesi tarafları: Zamanın toplumsal sınıf farklarına eleştirel/alaycı bir bakışla yaklaşması; soylularla, kendini soylu kılmak için şartları zorlayan burjuvalara karşı emekçi ve sanatçılardan yana tavır takınması; kadının sosyal statüdeki ikincil yerinin altını çizerek, bu konudaki ağır bilinçsizliğin yanı sıra, yine bu duruma -hafiften de olsa- yükselmeye başlayan tepkilere dikkat çekiyor olmasıydı..

Bir sinema yazarının hep yapmak isteyip de yapamadığı /yazamadığı en önemli husus, herhangi bir filmin sonunda ne olduğunu açıkça anlatmaktır..
Hoş, bunu çekinmeden /utanmadan yapan yazarlarla da karşılaştım şimdiye kadar, ama bu işin doğrusu, o kısmı sinemaya gidecek seyirciye bırakmaktır..
Yalnız film Titanic gibi yaşanmış gerçeklere ve trajik sonla biten bir olaya dayanıyorsa, bu işin gizlisi olamaz..




Yani, filmin sonunda, sen açıklasan da, gizlesen de o Titanic batacaktır arkadaş!.
Bu durumda artık önemli olan, ne olacağı değil, nasıl olacağıdır..

Öyleyse, bu olayın nasıl olduğunu görmek isteyenler ya da tam on beş yıl sonra Titanic'i beyaz perdede yeniden, hem de 3D olarak batırmak isteyenler, buyrun sinemalara..



3.5/5




Yönetmen: James Cameron
Senaryo: James Cameron
Tür: Tarih, dram, macera
Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Kate Winslet, Billy Zane
Yapım: ABD, 1997, 194'



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...