"Saklı kalmış güzellikleri
ortaya çıkaran, unutulmaya yüz tutmuş yemekleri
yaşatmayı hedefleyen ve Çorum’un aslında bir lezzet
durağı olduğu iddiasını ortaya koyan Kızılırmak Havzası
Çorum Gastronomi ve Yürüyüş Yolu, Kızılırmak
nehrinin kılavuzluğunda trekking, bisiklet, kültür,
manzaralı araç yolu ve jip safari gibi farklı konseptteki
rotalarıyla, aktiviteye olduğu kadar damak tadına da önem
veren doğaseverlerin hizmetine sunuluyor.
Binlerce yıllık serüveninde nice
insanın kıyısında azıklarını yediği, nice kervanın sularını
içtiği Kızılırmak nehrinin kültürel hafızasını
günümüze taşıyan Gastronomi ve Yürüyüş
Yolu ekoturizm çalışmamızın açılış şenliğinde
sizi de aramızda görmekten kıvanç duyarız."
Çorum Valisi Sayın Nurullah
Çakır'dan böyle bir davet aldığımda şaşırmadım
desem yalan olur..
Nerden bakarsanız bakın- şu 'tuhaf
ve güzel' ülkemizde, sinema yazarı ya da film eleştirmeni
denildiğinde ilk akla gelen dört beş isimden biri olduğumun
farkındaydım elbette; lâkin, sinema dışındaki ilgi
alanlarımın, özellikle de trekking ve gastronomi tutkumun ta
Çorum'lardan duyulmasına şaşmamak ne mümkün..
Görünen oydu ki elim kolum
'resmen' bağlanmıştı..
Bir zamanlar, tam dört ay süren
askerlik hizmetinden dahi kaçmamış bir vatan evladı olarak,
devletimizin bana tevcih ettiği üç günlük bu yeni göreve nasıl hayır derdim..
Neyse.. Palavrayı keselim ve gelelim,
aklımda ve damağımda kaldığı kadarıyla bu leziz seyahatten
notlara..
![]() |
Çorum Müzesi |
Birinci Gün:
Leblebi Koydum Tasa Kız Annem
Cuma günü sabahtan vardığım
A.H. Limanı'nda, başkentimiz Ankara'ya gitmek üzere, uygun
gördüğüm bir uçağa atladım..
Koridor tarafında yerimi almış, üç
kişilik koltuk sırasının cam kenarına oturmuş arkadaşın
tipine bakarak, Japon olduğuna karar vermiştim..
Orta koltuğun boş
kalmasından duyduğum memnuniyetten sırıtan suratımla tam sohbeti
başlatacaktım ki sıra arkadaşımın uyuduğunu gördüm..
Fakir yazarınız, ilk defa uçak görmüş çocuk
heyecanıyla kıpır kıpırken, daha kalkış bile yapmadan uçakta
uyuyabilen bu adamdan anında nefret etmiştim.. Gün gelip de
bir gün bir Japon'dan nefret edebileceğim, doğrusu hiç
aklıma gelmezdi..
Kemerleri bağladıktan, Türk Hava
Yolları'nın adı -nedense- İngilizce olan dergisine şöyle
bir göz attıktan, ceylan gözlü hostes kızımızın
-herkesin gözü önünde- özüme yönelik
manalı işmarlarına yüz vermedikten ve başı öne eğik
vaziyette püfleyerek horlayan Japon'un ensesine tokadı
şaplatmaktan -son anda- vazgeçtikten sonra, yemek servisini
bekledim..
Bu 'soğuk' servis benim için,
Kızılırmak Havzası mutfağına dalmadan önce mini bir
antrenman olacaktı..
Ağzımda gacır gucur sesler
çıkardıktan sonra miğdeme yuvarlanan buz gibi sandviç
ve berbat bir tadı olan meyveli yoğurtla, koskoca THY sınıfta
kalmıştı.. Küçük bir pakette sunulan kuru üzümle
bize ne ima ettiklerini ise hiç anlamadım..
Bütün bunları elbette hiç
dert etmedim; ziyafetlerin en şahanesi, Kızılırmak kıyısı
boyunca ve tam üç gün süreyle beni bekliyordu..
![]() |
Temsili Çorum Mutfağı |
Ankara'ya hoş bulduk..
Havalimanından topladıkları
davetlileri minibüslere dolduran görevlilerle birlikte
Çorum'a hareket ettik..
Mesafe uzundu ama aldığımız müjde
sevindiriciydi; Çorum'a gelmeden, Sungurlu ilçesindeki
Mavi Ocak adlı dinlenme tesisinde mola verilecekti..
'Dinlenme tesisi'ni ben uydurmuş
olmalıyım..
Oysa burası geniş bir bahçe içine
konumlandırılmış otel ve restoranmış ki, doğrusu taze
başladığımız etkinliğe bu iyi bir başlangıç oldu..
Bu arada, yalnız başladığım
yolculuğumu -tamamen şu kahredici karizmamın etkisiyle- yeni
tanıştığım, sayıları yarım düzineyi bulan, birbirinden
alımlı kadın gazetecilerle birlikte sürdürüyordum..
Ki bu durumun, utangaç mizacım nedeniyle iyice hassaslaşan
bünyemi -üç gün boyunca- epeyi bi zorladığını
itiraf etmeliyim..
Mavi Ocak'ta yediğimiz en özgün
yemek Tokat Kebabı'ydı..
(Bu yemeği tanıyorum tamam, ama şimdi
düşünüyorum da Çorum'un bir ilçesinde
bize neden Tokat Kebabı ikram edilsin.. Demek istediğim, bu yemeğin
adı farklı olabilir.. Bu durum -bir gastronom olarak- tamamen benim
meslek pratiğimle ilgili bir problem.. Benim için yemek,
yemek yemektir.. Onun adı ve tarifi benim için hep ikinci
plândadır.. İlerleyen bölümlerde de bu türden
karıştırmalar olabilir, uyarayım dedim)
Dik olarak ayarlanmış bir kömür
fırınına, yine ataşe paralel olarak yukarıdan aşağıya
sarkıtılan şişlere takılı etlerin pişirildiği; bunun yanı
sıra patlıcan, patates, biber, domates ve sarımsakların da aynı
işlemden geçerek, lavaşlarla servis edildiği bu yemeğin
-bana göre- en ilginç yanı, etinden ziyade, kabuğuyla
falan komple közlenmiş sarımsakların tek tek kolayca soyulan
tanelerinin kazanmış olduğu harika lezzet idi..
Yalnız et deyince, arada ayrıca
servis edilen o yumuşacık pirzolanın tadı, her şeyi unutturacak
kadar güzeldi..
Hepsinin üzerine de gayet hafif ve
leziz bir baklava geldi ki, karşımda oturan -manken zarafetindeki-
bir hanım gazetecimizin önündeki bir tepsi tatlının her
bir dilimini çok kısa bir sürede gözden
kaybetmesini izlerken, resmen dilim tutuldu..
Yemek sonrası çaylar
içildikten, sigaralar da -ben hariç- tüttürüldükten
sonra, tekrar yola koyulduk.. Ver elini Çorum!
Kentin tek beş yıldızlı oteli olan
Anitta Otel'e yerleştirilen tüm konukları akşam, Çorum
Müzesi'nde verilecek olan, 'Hititlerden günümüze
Çorum mutfağı lezzetleri' kokteyli bekliyordu..
Yalnız, 'kokteyl' sözcüğündeki
hafifliğe kanmamak gerek..
Soğuktan sıcaklara, meyvadan
tatlılara, o kadar çok çeşit yiyecek ve içecek
bizleri karşıladı ki belki buna 'ayaküstü ziyafet' demek
daha doğru olacaktı..
Vali Bey'in de bizzat bulunduğu bir
heyetin katılımı ve konuşmalarıyla başlayan kokteylin tek ve de
en büyük eksiği alkollü içecekti..
Zaten ben
de çevremdekilere, konuyla ilgili gecenin vecizesini çoktan
patlatmıştım bile: 'Alkolsüz kokteyl, yoğurtsuz iskendere
benzer.'
Plânlandığı üzre, önce
Çorum Müzesi'nin oldukça geniş bahçesine
hazırlanan kokteylin, bizler gelmeden önce başlayan yağmurla
birlikte, apar topar müze içine taşındığını
-sonradan- öğrendiğimizde doğrusu çok üzüldük..
![]() |
Tarihi mangalla ilgili brifing alıyorum |
Biz oraya geldiğimizde yağmur çoktan kesilmiş, izi bile
kalmamıştı..
Mecburen müzenin -nispeten- dar mekânına
sıkıştırılan böylesine görkemli kokteyli o geniş
bahçede yaşayamamak, ev sahipleri kadar bizi de üzdü..
Bu arada yemekten sonra, hem ana
müzeyi, hem de dışardaki ayrı bir kapıdan girişi olan
Etnografya salonunu dolaştık; bahçeye kurulmuş sahnede de,
halk müziğinden ve sanat musikisinden örnekler veren yerel
sanatçıları zevkle izledik..
Bu güzel gece boyunca, "Çoruma
gidiyorum" der demez, "Leblebi yemeye mi gidiyorsun?"
şeklinde 'sözde' espri yapan o 'cahil' İstanbullular aklıma
düşüyor, kendi kendime gülüyordum..
Gelecek Yazı: Sırık Kebabı'ndan Çorum Kenteti'ne