14.08.2012

Cosmopolis :: Asimetrik Prostatlı İletişimsiz Diyaloglar



28 yaşındaki yakışıklı milyarder Eric Packer'ın bugünkü programı oldukça 'kıldan tüyden' ve nostaljiktir: Çocukluğunda babasıyla birlikte gittiği emektar mahalle berberinde saçlarını kestirmek..

New York'un diğer ucundaki bu dükkâna giderken, diğer günlük işlerini, lüks bir bürodan hiçbir eksiği olmayan özel limuzininde yapabilecektir..

Ön bölümünde şoför ve özel bir korumanın yer aldığı limuzine, Packer'ın çeşitli işler için çağırdığı insanların biri biner, diğeri iner; ama bana sorarsanız, onlarla görüşen, konuşan, koklaşan, sevişen, ultrason ve hatta tam kapsamlı 'rektal tuşe' dahi yaptıran bu genç ama tuhaf adamın gittiği yol, yol değildir..



Kente gelen Başkan'ın ana caddeleri kapattıran konvoyu, kızgın kalabalıkların katıldığı 'anti-kapitalist' bir gösteri yürüyüşü ve Müslüman bir rap yıldızının cenaze alayı gibi engeller trafiği felç ederken, Eric'in limuzini terk ettiği de olur; yemek yemek, karısını görmek ve -karısı hariç- yine sevişmek için..

Bu arada, yatırım yaptığı Yuan'ın piyasadaki hareketlenmeler sonucunda ve bir kaç saat içinde -neredeyse servetini sıfırlamaya yakın- çok büyük paralar kaybettiğini ekranlardan takip eden kahramanımız, bu durumdan pek de etkilenmiş gibi görünmez..
Zaten, duyarlılığı minimum seviyelerde dolaşan bu adamı şu hayatta etkileyebilecek hiçbir şey yok gibidir..

Ve hava kararmaya başlamışken halâ yolda olan limuzin ve de içindeki 'asimetrik prostatlı' Eric, berbere mi, yoksa cehennemin dibine mi gitmektedir?!




Cosmopolis, benim de favori yönetmenlerimden biri olan ve A Dangerous Method'la geçen yıl hayal kırıklığı yaşatan Cronenberg'in -en azından- yeniden köklerine dönüşünü müjdeliyor..

Yönetmen, kendi sinemasına mükemmelen uyum sağlayacak bir içeriğe sahip romanı yine bulmuş ve bunu uygularken hem edebi dil, hem de sinema dili açısından en iyi yaptığı şeyi yaparak, 'rahatsız edici' olmayı başarmış..

'Edebiyatta postmodernizm' denildiğinde ilk akla gelen yazarlardan olan Don DeLillo'nun romanından Cronenberg’in uyarladığı senaryo, pek güçlü, kapsama alanı geniş ve derin diyaloglar içeriyor..
Çoğunlukla da 'iletişimsiz diyaloglar'..




Bu duruma ayrıca eklemlenen, David Cronenberg usulü kadrajlanmış sahnelerle film, adeta bir şiire dönüşüyor; hem de uzun, gizemli bir karabasana eşlik eden bir 'nihilist şiir'..

Metindeki bu edebi sertlik, -bilinçli olarak yaratılan- bunaltıcı ve gergin atmosfer, konuşmaların içine yerleştirilen absürt cümleler ve de tavırlarla yumuşatılırken, bu durum seyircinin de soluklanmasını sağlıyor..

Filmin hemen tüm yükünü taşıyan Robert Pattinson, 'gündüz caddelerde gururla uzayan limuzinlerin, geceyi nerede ve nasıl geçirdiğini merak eden' bir acayip adamı canlandırırken, kendinden pek de umulmayacak bir performansla, zorlu bir işin altından kalkıyor..




Crononberg, 'Alacakaranlık Efsanesi'nin romantik vampiri' olarak, kendisine hep bıyık altından gülünerek yaklaşılan bu oyuncuyu öyle bir yükseğe taşımış ki bu iyiliği insana babası bile yapmaz..

Belki de her anlamda krizlerle yoğrulan ABD'nin bir metaforundan ibaretti o limuzin ve Mr. Packer..

Terörün hemen kapısının önünde beklediği, kendisine yönelik protestoların ayyuka çıktığı, ölmeyi ve öldürmeyi ulusal spordan sayan, en sadık dostunu, partnerini bile gözünü kırpmadan gözden çıkarabilen, kendisinden başkasını tanımayan, narsist ve paranoyak bir ABD..



Yönetmen: David Crononberg
Senaryo: Don DeLillo (kitap), David Crononberg
Tür: Dram
Oyuncular: Robert Pattinson, Juliette Binoche, Sarah Gadon
Yapım: Fransa-Kanada-Portekiz-İtalya, 2012, 108′

  4 / 5



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...