12.10.2012

Taken 2 :: İstanbul'da Takip Çatıdan Olur Çatıdan


Serinin ilk filmini izleyerek, emekli CIA ajanı Bryan Mills'in 'pek sevgili' kızını -hem de kötü yola düşürme amacıyla- kaçırma gafletinde bulunan Arnavut çetenin başına neler geldiğine tanık olmuş ve böylece ibret içinde kalmış sayın seyirciler..

Bu asla bir tavsiye değildir ama, o zavallı çetenin geride kalan artıklarının da -bu kez İstanbul'da- nasıl belalarını bulduklarını görmek isteyenler için ikinci film de sinemalarda..

Amerikalı 'netameli' babanın öldürdüğü adamlar memleketlerinde gömülürken, -ölen çete reisinin babası başta olmak üzere- intikam yeminleri de edilmiş; kızı ve karısıyla birlikte İstanbul'da bulunan Bryan'ın biletini orada kesmenin plânları yapılmıştır..




Ama önce her şey sırayla; kız sırasını savdığından, kaçırılma sırası şimdi de karısına gelmiştir..

Eski günlerden kalma tüm yeteneklerini yeniden kullanma olanağı bulan emektar ajanımızı, tutmayın gari..

İçi bomboş bir kalıptan ibaret, uyduruk bir senaryoya ve buna gayet uyum sağlamış bir yönetmene sahip bu yapımın -sadece ve sadece- sürpriz bir şekilde parayı götüren ilk filmin ekmeğini yemek için çekildiği 'kabak gibi' ortada..

'Çete üyesi de olsa, terör örgütü üyesi de olsa herkesin bir anası, babası ve ailesi vardır..'
Filmin belki de tek anlamlı tavrı, bu basit ama hep unutulan gerçeği hatırlatması diyebiliriz..


Tabii saf da olmamak lâzım, film bunu yaparken taraflı olmamak, adaletli davranmak ya da diğerkam davranmak falan niyetiyle davranmıyor elbette..
Amaç belli, geride kalanlar öç almak için bilensinler de, ikinci filmi kotaracak malzeme çıksın..

En azından, kızı kaçırılmış bir babanın duygularını ustalıkla yansıtan ilk filmin hissettirdiği samimiyetin zerresini dahi, bu kez ne Liam Neeson'ın yüzünde, ne de filmin herhangi bir karesinde görebiliyoruz..

Bin yıllık aksiyon öykülerinin en basit kalıbı olan, 'Yakalanma, kurtulma ve tutsak kurtarma' eylemlerini -hem de en sıradan bir biçimde- gösterme dışında, hiçbir özelliği olmayan bu filmi bizim için özel kılan tek şey İstanbul..


Evet İstanbul tanıtılıyor, ama bunun hiç de iyi bir tanıtım olduğu söylenemez, iyi niyetli olduğuysa hiç söylenemez..

Beklendiği üzere, 'standart' bir batılının oryantalist gözlüğüyle bakılan İstanbul ki, 'Kahve köşesinde oturup nargile tüttüren kavruk adamlar' ya da 'Çevresindekilere kötü kötü bakan çarşaflı kadınlar'ın ötesine geçemiyor..

Devasa yükler taşıyan hamallar, daracık pis sokaklar ve varacakları yere -sanki belediye onlar için buralara kaldırım döşemiş gibi- Kapalıçarşı'nın falan çatısından gitmeyi tercih edenler de cabası..
Bir de kafasına göre, şehrin her yerine el bombaları fırlatıp da patlatan, Amerikalı ya da geri zekâlı diyebileceğimiz bir kız mevcut ki aman diyeyim..


İlk filmdeki, Mills'in, 'kızının kaydedilmiş sesini dinleyerek haydutların izini sürme' numarasını -gidişata hiç uymasa da- bu filmde de kullanmanın yapaylığı içler acısı yahu..
Adam, gözü kapalı bir durumda arabayla kaçırılarak götürüldüğü yeri, o süreçte duyduğu ve hafızasına kaydettiği 'aktüel' sesler yardımıyla daha sonra arayıp buluyor ki, bu tamamen saçma eylem karşısında kahkaha atmamak elde değil..
Hele bir de bu 'fantastik' eylemin pek büyülü, pek de gizemli bir havayla sunulması yok mu, aman da aman..

Gözümüz yok ama, hemen her yerli filmde rol alan 'Erdal Bakkal' Cengiz Bozkurt'u -kısacık da olsa- burada da oynarken görmenin göğsümü kabarttığını söylesem, yalan olur tabii..


  1.5 / 5


Taken 2 / Takip: İstanbul

Yönetmen: Olivier Megaton
Senaryo: Luc Besson, Robert Mark Kamen
Tür: Aksiyon, polisiye, dram
Oyuncular: Liam Neeson, Famke Janssen, Maggie Grace
Yapım: Fransa, 2012, 91'


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...