20.10.2012

Uzun Hikaye :: Doğrucu Ali ve Mahdumu


Kafası bozulduğunda, uğruna Eyüp Sultan'daki bir sinemayı yaktığı karısı Münire'yi ve küçük oğlunu kaptığı gibi trene atlayan Bulgaryalı Ali (Kenan İmirzalıoğlu), başına ne gelirse gelsin, yaşama sevincini asla yitirmeyen, aşırı neşeli, hiperaktif bir kişiliktir..

Son tren yolculuğunda tanıştığı kondüktörün önerisiyle bir istasyonda inen Ali ve şürekâsı, tren yolunun bir köşesine öylesine çürümeye bırakılmış bir vagonu ev haline getirerek, yaşamaya başlarlar..

Girişkenliğini burada da devreye sokmakta gecikmeyen genç adam, semtin ortaokuluna giderek, nemrut tabiatlı 'antikomünist' müdürden iş ister..




Okulunu yarım bırakmış, belirli bir mesleği de olmayan, üstelik 'solcu' havası da olan bu adama iş vermeye hiç de niyeti olmayan müdürün ağzından girip burnundan çıkan Ali, bir nevi hademe olarak kapağı okula atar..


Kitaplar okuyarak falan, kendi kendini az çok yetiştirmiş bu 'Doğrucu Davut' tabiatlı adamın itiraz etmeden duramadığı en önemli şeylerin başında 'haksızlık' gelir..
Eh.. Şu memlekette de en çok yenilen şey başkalarının hakkı olduğuna göre, Ali'nin başının hep derde girdiğini söylemek sürpriz olmasa gerek..

Dokuz köyden kovulmuş kahramanımız, bu son geldiği yerde de 'rahat' durmayacaktır..
Öte yandan, tek başına olmadığından, çekirdek ailesine de bi rahat yüzü göstermez bu adam..


Mankenler kadar güzel karısı Münire (Tuğçe Kazaz), önceleri bi cesaret direnen, ama iş biraz zora girince de pılıyı pırtıyı toplayarak ortamdan uzayan bu adamdan -bi şekilde- kurtulacak; lâkin zavallı oğlu, babası olacak bu adamın cefasını daha uzun yıllar boyunca çekmeye devam edecektir..

Mustafa Kutlu'nun aynı adlı eserinden uyarlanan, 1940'lı yıllardan başlayarak 70'li yıllara kadar uzanan, sırf haksızlığa, adaletsizliğe karşı durduğundan, lakabı 'Sosyalist'e çıkmış bir adam ve ailesinin öyküsünü -kimi zayıf ya da zorlama taraflarına karşın- kişisel dokunuşlara ya da 'sanatsal' müdahalelere hemen hiç girişmeden, 'sade' bir üslupla anlatan filme, yönetmen Osman Sınav'ın en iyi işi diyebilirim..


Kitabi bir dil ve üslupla konuşarak, filmin içine girebilmemizi sürekli önleyen anlatıcı arkadaşı duymazdan gelebilirseniz; aşık oğlanın kocaman bir balona atlayarak, sevdiği kızın evinin üzerine -abartmasız- tonlarca kırmızı gül yaprağı boca ettiği o 'meşum' sekansta gözünüzü kapatırsanız; çocuğun kaderini babasına benzetmek uğruna, senaryoya olmadık taklalar attırılmasına aldırmazsanız; hemen hemen bütün sahnelerin gereksizce uzatılmasıyla sündürülen filmin süresine kafayı takmazsanız eğer, filmi beğenme ihtimaliniz pek de düşük değil..


Öte yandan, 'dönem filmi' çekmeyi becerememeye devam ediyoruz..
Dükkan tabelasından emektar 'kara tren'e, kâtip efendiden sokak dilencesine kadar herşeyin pırıl pırıl parladığı, herkesin tiril tiril elbiseler içinde dolaştığı filmin dekor ve kostümleri de adeta bir Şehir Tiyatroları estetiği sunmakta..


  2.5 / 5



Yönetmen: Osman Sınav
Senaryo: Yiğit Güralp
Tür: Dram
Oyuncular: Kenan İmirzalıoğlu, Altan Erkekli, Güven Kıraç, Tuğçe Kazaz
Yapım: Türkiye, 2012


2 yorum:

RABİA SERTELİ dedi ki...

Osman Sınav'ın ropörtajlarından etkilenerek görmeyi düşündüğüm filme sayenizde gitmekten vazgeçtim. Kitabı almakla iktifa edeceğim.
Bunu da Sayın yönetmen hiç duymasın, hakkınızda iyi olmaya bilir :)))

Özgür Ceren Can dedi ki...

o antatıcı meselesi hep sıkıntılı olagelmiştir Türk sinemasında... neyse ben de izlemek için çaba sarf etmeyeceğim sanırım. :/

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...