16.11.2012

The Master :: Harp Sonrası Benlik Savaşları


İkinci Dünya Savaşı'nı Pasifik'te Japonlar'la savaşarak geçirmiş bir denizci olan Freddie Quell (Joaquin Phoenix), alkole olan bağımlılığını bi şekilde giderirken, uzun süredir asker arkadaşlarıyla birlikte yaşadığı ıssız bir adanın ayrıca körüklediği seks açlığını en üst seviyede hissetmektedir..

Öyle ki Rorschach mürekkep lekelerinin alayını seks objesi olarak görecek, aynı yoksunluğa sahip silah arkadaşlarının sahilde yaptıkları 'kumdan kadın'a tecavüze yeltenecek kadar..

Sivil hayatından taşıdığı sorunlarını savaşla birlikte büyüttüğü anlaşılan bu genç ve alkolik adamın, savaş sonu terhis olduğunda giriştiği işlerde 'normal' biri gibi davranarak çalışabilmesi mümkün değildir..


Son işinden de kovalanıp, limandan kalkışa hazırlanan büyükçe bir yata kendini attığında, Freddie'nin şu 'boktan' hayatı, bambaşka bir rota ve ivme kazanacaktır..



Teknede kızını evlendiren Lancaster Dodd (Philip Seymour Hoffman), hem imal ettiği özel karışımlı içkilerine çarpıldığı; hem de kendisine bir yardımcı ya da deneylerinde kullanabileceği bir denek olarak gördüğü bu tuhaf ve davetsiz misafirle dost olmaya karar verir..

Doktor, fizikçi, filozof gibi unvanlarla kendisini tanıtan Dodd, karısı Peggy (Amy Adams), çocukları ve bazı müritleriyle bir arada yaşayan, The Cause adlı -bir nevi- tarikatın kurucusu ve üstadıdır..

Epik ve Hipnotik Bir Zaman Yolculuğu

Doğduğu günden yetişkinliğine dek yalnızlıkla özdeşleşmiş bir serseri ile bir nevi hipnotik zaman yolculuğu yaptırdığı süjelerini, ana karnındaki anılarına kadar geri götürebilen karizmatik bir tarikat lideri..



Birbirlerinden çok farklı iki figürü adeta birbirleriyle çarpıştıran senarist- yönetmen Paul Thomas Anderson, bu işlemin ortaya koyduğu sonuçlarla oluşturduğu senaryosunu, her türlü klişeden arındırarak, özgünlüğü tartışılamaz ve hiçbir şekilde de taklit edilemez bir biçemde beyaz perdeye aktarmış..

Öyle ki, bu altıncı uzun metrajını çekerken -zaman zaman- Freddie'nin gözüne dönüşen bir objektiften de olaya bakan usta yönetmenin, 'Master' Dodd'un çalışmalarında yöntem olarak kullandığı o 'psikoterapik hipnoz'un yarattığı etkinin -olumsuz da olsa- bir benzerini, seyircisi üzerinde uygulamaya kalkıştığı bile söylenebilir..


"İnsanoğlu hayvanlar aleminin bir parçası değildir," diyerek, insanı her türlü mahlukatın üstüne yerleştirmeye çalışan malum zihniyetin iz sürücüsü olan Lancaster Dodd için Freddie Quell, adeta 'İd' den ibaret bir yaratık gibi düşünüp davranmasıyla, üzerinde bir takım deneyler yapılabilecek 'mükemmellikte' bir numunedir..

The Master, işte bu açıdan irdelendiğinde, irice bir metafora dönüşüyor.. 
Ki bu durumda Lancaster'ı, sürekli Freddie'yle cebelleşen bir 'Ego'yla açıklayabilmek mümkünken; bir yandan, bu her iki benliği de kontrol eden, diğer yandan -kocası ve onun 'kutsal' kitapları da dahil- hemen her şeyin üstünde bir duruşa sahip Peggy için de dört dörtlük bir 'Süperego'dan ibarettir denebilir..


Amerikan toplumunun en ağırlıklı ‘taraf’larının birer örneğini canlandıran iki aktörden Philip Seymour Hoffman neyse de kariyerinin en iyi performansını gösteren Joaquin Phoenix’in şu oyunculuğunu nasıl öveceğimi bilemedim valla..

Her büyük harbin bitiminde görüldüğü üzre, İkinci Paylaşım Savaşı da insanların varoluş algısında ya da hayata bakışında derin değişikliklere yol açmıştır..

Henüz geride bırakılan ağır travmaların izini, geleceğin umut dolu iyimserliğiyle silmeye çalışan böylesi insanların oluşturdukları ya da dahil oldukları bir takım 'ruhani' gruplardaki bu arayışlar, filmin de ana omurgasını oluşturuyor..


Ne türlü eğitimden, hangi 'beyin yıkama' faaliyetlerinden geçerse geçsin, insanın karakter değişiminin imkânsızlığına vurgu yapan film, yine bu 'ıslah' çalışmalarıyla -kısa bir süreliğine- aksi mümkünmüş izlenimi bıraksa da, kişiliğin oluşumunda görev almış bir dizi kompleks ve yoksunlukların, önünde sonunda yeniden hortlayacağını da hatırlatıyor..

Öte yandan film, dinin ya da herhangi bir inanç sisteminin, kendisine yöneltilen herhangi bir olumsuz eleştiriye karşı zerre anlayış göstermemesini, hatta söylenenleri dinlemeyi bile düşünmeden karşı saldırıya geçmesini de lisan-ı münasiple anımsatıyor..

Bütün bunları, 'yarı biyografik - yarı epik' de denebilecek, gayet klâsik bir tarzla beyaz perdeye taşırken o kadar modern ve o kadar özgün görünüyor ki..




  4.5 / 5



Yönetmen ve senarist: Paul Thomas Anderson
Tür: Dram
Oyuncular: Philip Seymour Hoffman, Joaquin Phoenix, Amy Adams
Yapım: ABD, 2012, 144'


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...