15.12.2012

The Words :: Yalan Dünya Yalan Hayat


Romanlarından gelecek parayla yaşayabilmenin tatlı rüyasına kapılmış 'kitapsız' bir yazar olan Rory Jansen (Bradley Cooper), bu rüyasını gerçek kılmanın hevesiyle, güzel sevgilisi Dora (Zoe Saldana)'yla sevişmelerinin dışında habire bir şeyler yazmaktadır belki ama halâ babasından aldığı paralarla geçinmektedir..

İş adamı babasından aldığı son çek ve son uyarıyla çalışmalarına hız veren, hatta evlenen Rory'den, bir türlü editörlerin beğenebileceği bir kitap çıkmaz..
Ancak, balayı için gittikleri Paris'ten satın aldıkları eski bir çanta, genç adamın kaderini değiştirecektir..

Çantanın içinde bulduğu hiç yayınlanmamış bir roman dosyasını kendisininmiş gibi gösteren 'sahtekâr' yazar, 'müthiş bir eser' olarak değerlendirilen bu kitapla para ve şöhretin tadını çıkarmaya başlamıştır..

Hayatının en güzel anlarını yaşarken ortaya çıkan yaşlı bir adam (Jeremy Irons), Rory'yi -vicdanını da harekete geçirerek- rahatsız etmeye başlar..


Filmin senaristliğini ve yönetmenliğini paylaşan Brian Klugman ile Lee Sternthal'in bu ilk filmi, 'yıllar önce yazılmış ama basılamamış buluntu kitap' gibi gayet ilginç ve de ilham verici ana temasıyla seyirciyi kendine çekiyor..
Ancak, bunun işleniş biçimi o kadar sıradan, o kadar yüzeysel ki senaryonun vadettiği o cazibe resmen harcanmış..


Bir yazarın henüz yayınlamadığı romanının dosyasını kaybetmesine rağmen, aynı kitabı -bi şekilde- yeniden yazamamasının inandırıcı bi tarafı yok..
Tamam belki kelimesi kelimesine olamaz ama ilk yazdığının bir benzerini 
-hatta daha da iyisini- mutlaka yazabilir yahu..
Kitap yazmayı adeta bir vahiy inme hadisesi olarak gören, böylece yazarlığı da peygamber seviyesine yükselten bu anlayış bana oldukça sakat geldi..


Öykünün içinden başka bir öykünün 'abra kadabra' yöntemiyle çıkarıldığı yapım, senaryoya sözde derinlik katması için düşünülmüş bazı 'ham' numaraların, bir filmi nasıl tökezletebileceğine dair iyi bir örnek olmuş..

Dış ses görevini de üstlenen Dennis Quaid'in canlandırdığı, filme hikayesini ve adını veren kitap olan The Words'ün yazarının yaşantısından bir kesitten ibaret olup senaryoya sonradan yamanmış gibi duran katman da, bu 'kötü' numaraların başında geliyor..


Gereksiz bir melodram hevesi içinde gördüğüm film, özellikle, 'mağdur yazar' Jeremy Irons'ın biraz korkutucu, biraz merhamet edici günah çıkaran bir papaz pozlarında adeta vaaz vermesi ve 'diğer yazar' Dennis Quaid'in hemen her sahnesiyle de sıkıcı olmayı başarıyor..


  2.5 / 5


The Words / Çalıntı Hayat

Yönetmen ve senarist: Brian Klugman, Lee Sternhal
Tür: Dram, romantik
Oyuncular: Bradley Cooper, Dennis Quaid, Olivia Wilde
Yapım: ABD, 2012, 97'



8 yorum:

Adsız dedi ki...

bırakın bir romanı yeniden yazmayı, kısa hikayelerini bile yeniden yazmak çok çok zordur, blog tuttuğunuza göre tahmin etmeniz gerekir aslında bunu. şu postun gönderirken kaybolduğunu düşünün. kurgu değil de kritik olmasına rağmen yaşayacağınız şevk kırıklığı yanında aynı cümleleri tekrar bulamayacak olmanın getirdiği moral bozukluğu sırtınıza kambur olacaktır. romanda bu kambur dağ olur, nihayet vazgeçersiniz.

numan dedi ki...

böyle bir itiraz bekliyordum doğrusu sayın adsız.. çünkü ben de tıpkı sizin gibi düşünüyordum..
hoş,kaybolan, daha doğrusu berhava olan bir yazının insanda büyük bir hayal kırıklığı, devasa bir moral bozukluğu yaratacağına halâ inanıyorum.. ancak ben denedim de ordan biliyorum ki- şoktan bir an önce çıktıktan sonra, zaten çoğu yeri kafanıza kazınmış o yazıyı -tıpkısının aynısı olmasa da- yeniden yazabilmek mümkün.. valla..

Selçuk dedi ki...

Ciddiye alınmak önce Türkçe'de yan yana iki nokta diye bir şey olmadığını, "bi şekilde" diye bir yazım şekli olmadığını hatırlayalım sonra bir romanı eleştirelim.

Çavlan dedi ki...

bana çok da inandırıcılıktan uzak gelmedi jeremy irons'ın karakterinin kitabını yeniden yazmayı denememesi. adamın içinde bulunduğu koşullar çok farklı olduğu için sanırım, yani gecelerce oturup da romanını tamamlamaya çalışan hevesli ve çaylak bir yazar değil de, kızıyla karısını kaybettikten sonra içindekileri birkaç hafta gibi kısa bir sürede bir kitaba boşaltıp, hayatına devam etmeye çalışan bir adam olması mantıklı geldi. ama mesela o çantanın ve içindeki roman taslağının 60 yıldır bulunmamış olması pek yatmadı aklıma, 60 yıldır bir dükkanda satılmayı mı beklemiş yani, kimse de açıp bakmamış mı? ya da bradley cooper'ın karakteri, jeremy irons'ın karakterini sonradan nasıl buldu, adını bile bilmiyor, "sir, sir" diye hitap edip duruyordu seradaki konuşmada, nasıl buldu nerede çalıştığını o zaman? benim hoşuma gitti ama film, elbette çok daha iyi işlenebilirdi bu konu evet ama bu haliyle de beğendim, öykü-içinde-öykü-içinde-öykü tekniği de ucuz bir numaradan çok, rory karakterinin geleceği noktayı göstermek açısından başırılı uygulanmış gibi geldi.

numan dedi ki...

sayın çavlan
filme bakışınızla -benim için- yeni pencereler açan zihin açıcı güzel yorumunuz için size çok teşekkür ediyorum..

Çavlan dedi ki...

utandırdınız efendim beni...

İlker dedi ki...

Filmi izledikten sonra öylece kaldığımı ve biraz düşündükten sonra geriye dönüp bazı detayları gözden geçirdiğimde düşündüğümün doğru olma olasılığına yüksek ihtimal verdiğimi söyleyebilirim.

1 - The Words kitabındaki Rory Jahnsen Clay Hammond'ın ta kendisi.

2 - Clay Hammond aynen kitapta olduğu gibi bulduğu kitabı yayınlayıp üne ve zenginliğe ulaşıyor. Ancak sonra Old Man geliyor ve durumu idare edemediği için eşiyle araları bozulup sonucunda boşanma olmaksızın ayrı sürdürülen bir evlilik ortaya çıkıyor.

3 - Olayı çözümleyen nokta Old Man ve eskiden yazılıp çanta içerisinde unutulan kitabın gerçek olmayışı. Old Man ve söz konusu kitabın gözüktüğü sahnelerde Rory'den başkasını göremiyoruz; dolayısıyla bu ikisinin gerçek olmama ihtimalini yüksek olduğu düşüncesine itti beni.

Sonuç olarak Clay çalındığı iddia edilen kitabı kendisi yazmıştır. Bu kitabın çalındığı yalanını uydurup trajik bir ortam yaratarak, yeni kitabı The Words'ü kaleme almıştır.

Bu filmi ben son yıllarda izlediğim en iyi filmlerden biri olarak addediyorum. Sizin de filme ilgili fikirlerinize ışık tutmuşumdur umarım.

numan dedi ki...

anlaşıldı.. bu yazıyla ben, aşırı film izlemekten sürmenaj olan bazı sinema yazarlarının başına gelen o laneti yaşıyorum..
bir filmi üstünkörü izleyip sonra da yüzeysel bir bakışla yorumlamanın ağır cezası olmalı bu :)

bu yaptırımın uygulanmasını sağladığınız için siz değerli arkadaşlara çok teşekkür ediyorum..
sağolun varolun..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...