28.02.2013

Kelebeğin Rüyası :: Şiire Bahanedir Hayat Dediğin



Ülkenin büyük çoğunluğu gibi, yoksulluğu ve umarsızlığı, pek küçük azınlığı gibi de sanatı ve şiiri, Zonguldak vilayetinin 'kömür karası' atmosferinde yaşayıp, kısacık ömürlerini bir kelebek misali tüketiveren, iki genç ve de hasta şairin hüzünlü öyküsüdür bu anlatılan..

İkinci Paylaşım Savaşı'nın dünyayı kasıp kavurduğu 1940'lı yılların hemen başlarındaki Zonguldak'tayız..
Ta yerin dibine uzanan ve bir nevi 'cehennem deliği' sayılan kömür ocaklarına gönüllü olarak girecek işçi azlığından çıkarılmış 'Mükellef Kanunu'yla zorla çalıştırılan yoksul köylülerin ağır dramını vurgulayan bir sekansla açılan film, hemen akabinde de şairlerimizi tanıtır..

Tüberküloz'un ölümcül pençesine düşen bu iki gençten Rüştü Onur, Kömür İşletmesi'nde memurluk yaparak; arkadaşına nazaran daha bi neşeli ve 'serseri ruhlu' olan Muzaffer Tayyip Uslu da telgraf direklerini kontrol ederek karınlarını doyurabilen, fakir aile çocuklarıdır..

Her ikisinin de hocası ve arkadaşı olan, 'yalın şiirlerin derin filozofu' Behçet Necatigil'i de aralarına eklersek, Zonguldak'ta adeta bir 'şiir çetesi' oluşturan bu iki kafadarın şiirden ibaret dünyaları, şehre yeni gelen, zengin ve sportmen özellikli bir kızla tanıştıklarında, daha bi hızla dönmeye başlayacaktır..




Görünen o ki hemen her şeyin ötesinde, edebiyat ve şiirle yatıp kalkan şairlerimiz, yeni şiirleri için yeni bir bahane daha bulmuşlardır..

Aynı kıza tutulan, ancak -tuhaf bi şekilde- aralarında asla bir husumet oluşmayan ikili, bu sorunu bir iddiayla çözmeye karar verirler..
İkisi de birer şiir yazacak ve isimsiz olarak kıza verecekler, o hangisinin şiirini daha çok beğenirse, diğeri aradan çekilecektir..

Gelgelelim aşk denen illet, bu çocukça yaklaşıma hiç pabuç bırakır mı?.
Ya verem denen illet, yaşam sevinçlerini iliklerine dek hisseden şu genç insanların yakasını bırakacak mı?




İnce hastalıkları elverdiğince, birlikte şiire gömülen, seven, sevilen bu iki gencin yaşantıları, kısa süreliğine de olsa birbirinden ayrılacak, İstanbul Heybeliada’daki sanatoryumda yeniden birleşecektir..

Şiirdir Şairi Ölümsüz Kılan

Kısacık hayatlarında yaşadıkları acı-tatlı, neşeli-kederli hemen her şeyi sevdalı oldukları şiire bahane eden bu iki şairin, İkinci Dünya Savaşı yıllarına denk düşen son günlerinin 'memleket fonu'nu, Genç Cumhuriyet'in küçük bir kentteki yansıması oluşturuyor..

Daha yeni uygulamaya konmuş devrimlerle değişim geçiren sosyal hayatı, gözümüze sokmadan ve dengeli bir yaklaşımla kendine fon eden film, burjuva ve bürokrat takımının sahiplendiği/nasiplendiği ışıltılı 'modern hayat'ın yanı sıra, köylüden emekçiye dönüşüm geçiren yoksul yığınları alabildiğine sömüren, hatta zulmeden bir devlet anlayışının izlerini de sürüyor..




Bir 'dönem filmi' olmanın, 'sanat yönetmenliği' başta olmak üzere muhtelif zorluklarının üstesinden kusursuzca gelen Yılmaz Erdoğan, dijital tekniğin olanaklarını son derece ustaca kullanan Gökhan Tiryaki'nin, mükemmel görüntü yönetimiyle oluşturduğu çarpıcı görselliğiyle, belleklerde ayrıca yer edinecek bir yapıma imza atmış..
Görüntü yönetimi demişken, filmin oldukça görkemli 'açılış sekansı'nın yeri -uluslararası ölçekte bile- 'mükemmel'e denk düşmekte..

Türk sinemasında nadir görülen başarılı bir müzik uygulamasına da sahip film de -özellikle- Kıvanç Tatlıtuğ'un kusursuz oyunculuğuyla göz kamaştırdığını, Mert Fırat ile onun sevgilisi rolündeki Farah Zeynep Abdullah'ın da ona başarıyla ayak uydurduklarını eklemeliyim..




Kelebeğin Rüyası'nın, sinemamız için az bulunur diğer bir özelliği de, şiir sanatı üzerine söyleyecek sözünü, 'gerçek hayat'tan kopmadan, yetkinlikle söyleyebilmesi; ki bunu başarırken de, içeriğiyle biçemini kusursuz bir şekilde paralel kılarak, sinemayı şiire mümkün mertebe yaklaştırabilmesi olsa gerek..

Mükemmeliyetçi titizliğini hemen her filminde izlediğimiz Erdoğan, senarist-yönetmenliğinin -çok belli ki- kendine ve şairliğine en yakın düşen -gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenen- bu işiyle, kariyerinin yeni zirvesine çıkıyor..
Onun bu çalışması, kaderleri kötü yazılmış bu iki şairi unutulmuşluk denizinde kaybolmaktan kurtardığı için bile çok değerli..







Yönetmen ve senarist: Yılmaz Erdoğan
Tür: Dram
Oyuncular: Kıvanç Tatlıtuğ, Belçim Bilgin, Mert Fırat, Farah Zeynep Abdullah
Yapım: Türkiye, 2013

45



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...