26 02 2013

Taş Mektep :: Yürekler Taş Olmasın


Anadolu düşman işgali altında inim inim inlemekte, Ankara'yı kendilerine hedef olarak belirlemiş Yunan ordusu, memleketin içlerine doğru ilerlemesini sürdürmektedir..

Bu acı gerçek, çoğu vatan evladı gibi Kayseri Lisesi'nin son sınıfındaki öğrencileri de derinden üzmekte, bu hususta bir şeyler yapabilmenin hırsıyla kanları kaynamaktadır..

Kahraman talebelerimiz, çok geçmeden cepheye giderek, düşmanla savaşma kararı alırlar..

Başöğretmenleri Güzide Hanım'ın, küçük yaşta olduklarını öne sürerek onları caydırma çabaları pek bi işe yaramayacaktır..
Hele, okula bir başka görevle gelmiş Tevfik yüzbaşının yaptırdığı askeri talimlere ve ölüyü diriltecek özelliğe sahip kahramanlık nutuklarına maruz kalan o 'yiğit ama zavallı' çocukları artık kim durdurabilir ki..


Önce yakışıklı Yüzbaşımız cepheye gider; daha sonra da, ona sevdalandığını gözlerinden anladığımız, güzeller güzeli Güzide öğretmen -talebelerini de peşine takarak- Sakarya Meydan Muharebesi'ne doğru yola düşer..




Tek amacı, 63 mektep çocuğunu, ilk aşklarının ve ailelerinin gözyaşlarıyla cepheye uğurlayıp, sonra da tamamının 'şehit' olmalarını 'sağlamak', sonra da bu acı haberle insanları yeniden gözyaşına boğmak olan film, o yıl Kayseri Lisesi'nin mezun veremediğini de duyurarak, vazifesini bihakkın tamamlamış olur..

Kimse kusura bakmasın- maksat, vatan/toprak/devlet/menfaat kurtarmak da olsa, bıyıkları daha yeni terlemiş on beş, on altı yaşındaki, kanları zaten deli akan o çocukları gaza getirerek cepheye süren bir zihniyeti kutsamayı kabullenmem mümkün değil..
Bırak kutsamayı onları gönül rahatlığıyla suçlu dahi addederim..


Türk'üyle Kürd'üyle Verilen Savaş


Gerçeklikten oldukça uzak zayıf diyalogların yanı sıra, tüm metne hakim olan hamasi dilin rahatsız edici boyutlara ulaştığı bu yapıma, ortaokul müsameresinden az hallice bir deneme diyebiliriz..





Ayrıca, sahneleri sallapati bi şekilde, anlamsız bi yerinden kesen ve bir daha da geri dönmeyerek, başka sahnelere atlayan acayip montajından; susmak bilmeyen ve de sürekli aynı temaları tekrarlayan 'ağlak' müziğinin kabak tadı verdiğinden de bahsedebiliriz..
Hele bir de, çocukların cepheye gidiş öncesinde, sündürüldükçe sündürülen ve bitmek bilmeyen bir vedalaşma sahnesi var ki hiç sormayın..

Öte yandan, 'çaktırmadan' günceli yakalamaya çalışan filmin söyleminin, 'Türk'üyle Kürd'üyle' kısmı geçerli olabilir; ama, "Yunanlılara karşı, Rum'uyla Ermenisi'yle savaştık" kısmı, bana pek de inandırıcı gelmedi..

O değil de, bir grup 'asker kaçağı'nı görünce, şöyle birazcık da olsa 'gerçekçi' ve ağır hamasetten uzak bir film izleme umudu içimde doğduysa da, çok geçmeden bu umut da kayboldu gitti..





O sırada, filmin adeta -pis pis sırıtarak- bana döndüğünü ve bu hususta şöyle konuştuğunu duyar gibi oldum: "Ne sandın ya!. Bu utanmaz vatan hainlerinin, yuvalarına kavuşmalarını, karısına çocuğuna sarılmasını mı gösterecektik sana!? Yoksa, savaştan, yani ölmekten korkarak, kahredici 'asker kaçağı' yaftası boynunda memleket yollarına düşmüş bir avuç vatan hainini, öyle ya da böyle şehit etmeden, yakalarını bırakacağımızı mı sandın!?"

Oysa ki onlar hain falan değildir; onlarca yıldır bitmek bilmeyen savaşlardan savaşlara, cephelerden cephelere dolaşmaktan helak olmuş, bunca zamandır da sevgili karısını yüzünü görememekten, ufacık bıraktığı yavrusunu koklayamamaktan kafayı yemiş zavallı insanlardır..

Umarım ki bir gün, şu 'korkusuz' kahramanlardan sıra elbet onlara da gelecek, bir güzel sinema adamı, o 'korkak' kahramanları da bize hatırlatacaktır..




1.5/5



Yönetmen: Altan Dönmez
Senaryo: Hazan Toma
Tür: Dram
Oyuncular: Orhan Kılıç, Ayça Varlıer, Feride Çetin, Can Kolukısa
Yapım: Türkiye, 2013




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...