19.02.2013

Zero Dark Thirty :: Savaş Meleği Maya Şeytan'a Karşı


11 Eylül 2001'de ABD'ye yapılan uçaklı, bombalı büyük saldırının hatırlatılmasıyla başlayan film, kronolojik olarak ilerler ve El Kaide'nin patronu Usame Bin Ladin'in 2011 Mayıs'ında Pakistan'da öldürülmesiyle de sona erer..

İlk ağızdan anlatılanlara, yani -bi bakıma- gerçeklere dayandırıldığı özellikle belirtilen filmin baş kahramanı, CIA'in genç ve güzel ajanı Maya (Jessica Chastain)'dır..

Bizzat katıldığı, ABD'ye ait muhtelif yerlerdeki tutukluların işkenceyle konuşturulma seanslarında biraz rahatsız olduğuna tanıklık ettiğimizde, üzerimizde gayet hassas bir bayan izlenimi bırakan Maya, giderek, Ladin'i yakalayıp yok etmeye ant içmiş, hırslı mı hırslı bir savaşçı kadına dönüşür..


Bu karakter değişimi, -bir senaryo hatası değilse- bu süreçte Maya'nın başına gelen, kurşunlanma ve bombalanma gibi olaylardan kaynaklanıyor olmalı diyeceğim ama, bu pek de mantıklı gelmiyor bana..




Sonuca doğru adım adım ilerlemeyi düşünen film, bunu bölümlere ayrılmış bir doğrusal kurguyla yapıyor..
Ve aslında, kimse tarafından pek önemsenmeyen, genç, güçsüz -üstelik kadın!- bir kahramanın, herkesi şaşırtacak irilikte bir işi başarması gibi, gayet klasik bir şablona oturuyor..

Bunun gibi, sonunda ne olacağı başından belli olan bir filmi, kahramanın özel hayatına odaklanarak veya bazı yan öykülere ağırlık vererek, izleyici açısından sürükleyici kılmak şart..
Filmin bu konudaki eksikliği -süresinin uzunluğu da göz önüne alındığında- sıkıcı olmayı da beraberinde getiriyor..




Velhasılı kelam, başta Maya olmak üzere -iyi veya kötü- hiçbir karakterden -bırakın özdeşleşmeyi- sıcak bir his alamadığım, alabildiğine soğuk ve 'doğuştan yapay' bir film..
Bu özellik istenen bir şey olsa yine de anlarım, vay be derim, hatta severim..
Ancak filmin bizden istediği şey o kadar belirgin ki, Maya ile özdeşleşelim ve onun üzüntüsüyle üzülelim, her başarısıyla birlikte de "Yaşasın Amerika!" deyu havalara zıplayalım; hadi oradan be Yankee!.

Oscar ödüllü yönetmen Kathryn Bigelow, The Hurt Locker (2008) ile ulaştığı başarının bu kez yanına bile yaklaşamıyor..
Anca vasat sularda kulaç atabilen bu filmin, Oscar'a aday gösterilmesine hayret etmemek mümkün değil..
Yoksa bu gelişme, tam bir 'CIA güzellemesi' izlenimi bırakan filmin arkasına güzelce yerleştirilen bir CIA torpilinden kaynaklanıyor olmasın..




Kuşkusuz ki Jessica Chastain iyi bir oyuncu..
Bu filmdeki oyunculuğu da elbette iyi ama ödüllere boğulacak bir performans da yok ortada yani..
Sanırım filme uygulanan aynı torpil, onun için de çalıştırılmış olmalı..
Hayırlısı olsun ne diyeyim..

Son tahlilde film, ABD kaynaklı bir propaganda aracı özelliği taşıyor ve bunu fazlasıyla da hissettiriyor..
Masum Amerikalılara büyük zarar vermiş bir terörist başının ya da bir şeytanın yakalanma sürecidir anlatılan..




Zaten filmin kulağımıza fısıldayan ve bizden kendisine hak vermemizi isteyen sesi adeta şunu söylüyor: "Tamam tutuklulara biraz fazla sert davranmış olabiliriz, ama kutlu sonuca ulaşmada bu bi yerde mecburiyet oluyor ağbicim.. Hem bu uğurda devlet olarak milyarlarca dolar para harcadık, boru değil yani.'






3/5



Yönetmen: Kathryn Bigelow
Senaryo: Mark Boal
Tür: Dram, tarih, gerilim
Oyuncular: Jessica Chastain, Joel Edgerton, Chris Pratt
Yapım: ABD, 2012, 157'



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...