17.03.2013

32. İstanbul Film Festivali'nden Bir Demet Film


Bir İstanbul Film Festivali'nin daha hemen yakınımızda belirdiği şu günlerde bir liste yapmak adettendir dedim ve tanıtım yazılarıyla birlikte de şöyle bi sıraladım..

Elbette bunu yaparken, festivalin bir sürü bölümünden sadece -bence önem arz eden- üç tanesini (Akbank Galaları / Dünya Festivallerinden / Edebiyattan Beyazperdeye) bu iş için ayırarak, olası alternatifleri minimuma indirdim ve on iki adet filmi de bunların içinden seçtim..
Aksi halde bu seçki listelikten çıkar -maazallah- festival bileti kuyruğuna dönebilirdi ki işin içinden çıkmamız da zorlaşırdı..

Listenin sıralamasının tamamen tesadüfi olduğunu, numaralandırmaların hiçbir anlam ifade etmediğini de hatırlattıktan sonra, ben hepimize iyi seyirler diler, sağlık ve mutluluk dileklerimi de hemen peşinden gönderirim..






1- Kayıp Umutlar (Promised Land)

Yönetmen: Gus Van Sant

Matt Damon´ın hem senaryosuna katkıda bulunduğu hem de başrolü paylaştığı, Gus Van Sant´ın bu en yeni filmi, şirket entrikalarına ve taşra politikalarına odaklanıyor. Şirketinin gözbebeği, pazarlama uzmanı Steve Butler ve iş arkadaşı, kasaba sakinlerinin topraklarından doğalgaz çıkartma hakkı için teklif sunmak üzere kırsal bir kasabaya gönderilir. Kolaymış gibi görünen işleri, bölgede saygı duyulan bir öğretmenin halkın da desteğiyle projeye karşı çıkmasıyla çıkmaza girer. Kaya gazını hidrolik kırma yöntemiyle çıkarma konusunda büyük holdingler ile kasaba halklarının çatışmasına odaklanan film, Amerika´da bu konudaki son tartışmaların da odağına yerleşiyor.





2- Disconnect

Yönetmen: Henry Alex Rubin

Hayatı olmadığınız yerlerde de yaşamanın sonuçları nelerdir? İnternetin bize sağladığı özgürlük müdür, tutsaklık mı? Henry-Alex Rubin´in bu ilk uzun metrajlı kurmaca filmi, sinsice iç içe geçen bir dizi sürükleyici öykü eşliğinde internetin günlük hayatımıza etkisini anlatıyor ve bizi unutulmayacak karakterlerle tanıştırıyor: kimlik hırsızlığı kurbanı gergin çift, sanal zorbalık yapan oğluyla uğraşan eski polis, oğulları intihara kalkışan sevgi dolu anne-baba, yetişkin sitelerde internet kamerası hep açık hırslı TV muhabiri... İlk gösterimi Venedik Film Festivali´nde yapılan Disconnect, "Defolu ve insan olmaya dair bir aşk mektubu." Rubin, 2005 yapımı, tekerlekli sandalye rugby´si konulu belgesel Murderball´un da yönetmeni.





3- Başka Bir Hayat (Dans La Maison)

Yönetmen: François Ozon

Arka sıradaki öğrenci göze çarpar; farklıdır, parlak bir zekâya sahiptir ama uyumsuzdur. Henüz 16 yaşındaki Claude´da fazlası da vardır. Claude, kompozisyon ödevi için aradığı esin perisini sınıf arkadaşının evinde bulur ve yazma yeteneğiyle birlikte keşfettiği keskin gözlemciliği röntgencilik boyutuna ulaşır. Sıra dışı öğrencisinin yeteneğinden etkilenen Germain ise öğretmenin keyfini yeniden keşfeder. Ne var ki, özel hayatın ihlaliyle başlayan olaylar çığırından çıkar. Claude kontrolünü ufak ufak yitirirken, gerçek ile kurmaca ayırt edilemez hale gelir.






4- Geceyarısından Önce (Before Midnight)

Yönetmen: Richard Linklater

Berlin Film Festivali´ndeki uluslararası prömiyerinde alkışlarla karşılanan Geceyarısından Önce, Julie Delpy ile Ethan Hawke´u beyaz perdede üçüncü kez buluşturuyor. On sekiz yıl süren aşkları, 1995´te Gün Doğmadan Önce ile başlamış, 2004´te Günbatımından Önce ile sürmüştü. Celine ve Jesse artık hayatın bambaşka bir aşamasına geçmiştir ve birlikte yaşamaktadırlar; iki de kızları vardır. Bütün aile, Jesse´yle birlikte bir Yunan adasındaki yazarlar kampına gider. Jesse ve Celine elbette bu boş vakitlerinde tartışacak, flörtleşecek, kariyerleri, çocuklar ve tabii ki aşk hakkında felsefe yapacaktır. Ve bir kez daha, sonları belirsiz olacaktır.






5- Bir Vampir Hikayesi (Byzantium)

Yönetmen: Neil Jordan

Neil Jordan sinema klasikleri arasına giren kült filmi Vampirle Görüşme´den on yedi yıl sonra yeniden tanıdık konulara geri dönüyor ve bu kez anne-kız vampirlerin hikâyesini anlatıyor. Gizemli Clara ve Eleanor vahşice işlenmiş bir cinayetin ardından kaçarak harap bir kıyı kasabasına sığınır. Beş parasızdırlar. Clara çaresizlikten fahişelik yapmaya başlar. Bu sırada ebediyen okul çağında kalakalmış kızı Eleanor, ona hakkındaki gerçekleri soran, nazik Frank´le tanışır. Vakit geçmeden küçük, huzurlu balıkçı köyü ölümlerle sarsılmaya başlar. İki yüz yıllık bir süreyi kapsayan Bir Vampir Hikâyesi, bol kanlı, melankolik atmosferiyle izleyiciyi etkileyen gotik bir dönem filmi ve aynı zamanda şık ve çağdaş bir gerilim.






6- Kapital (Le Capital)

Yönetmen: Costa-Gavras

Bankalar, kapalı kapılar ardındaki entrikalar, lüks tekneler, manken kızlar, şirket uçakları, para, para, hep para... Kapitalist sistemin pis iç yüzü dünyanın en tanınmış politik film yönetmenlerinden biri olan Costa-Gavras tarafından gözler önüne seriliyor... Kapital, para dünyasının en gözden çıkarılabilir hizmetkârlarından biriyken onun tartışmasız efendisi haline gelen Marc Tourneuil´ün önlenemez yükselişini konu alıyor. Avrupa´nın en büyük bankası Phenix Bank´ın yeni yönetim kurulu başkanı olunca, Tourneuil kurul üyelerine bir açıklama yapar: "Yeni Robin Hood benim! Yoksullardan çalıp zenginlere vermeye devam edeceğiz!" Gavras´ın deyişiyle, "Sermayenin kölesiyiz. Peki bizi kim özgür kılacak?"







7- Babadan Oğula (The Place Beyond the Pines)

Yönetmen: Derek Cianfrance


Günahlar babadan oğula geçtiğinde trajedi kaçınılmazdır. Luke, yeni doğan oğluna bakabilmek için banka soygunculuğuna bulaşmış, profesyonel bir motosikletçidir. Yolu çaylak polis memuru Avery ile kesiştiğinde şiddetli bir çatışma her ikisinin de yaşamını değiştirir. On beş yıl sonra, bu karşılaşmadan habersiz olan genç oğulları, hepsini kuşaklara yayılan bir kan davasına sürükleyecektir. Parlak kadrolu, yüksek bütçeli, heyecanla beklenen bu dramatik gerilim, babalar ve oğulların, hırsızlar ve polislerin, kahramanlar ve kötü adamların, intikam ve pişmanlığın kesiştiği bir dünyayı gözler önüne seriyor.






8- Saksı Olmanın Faydaları (The Perks of Being a Wallflower)

Yönetmen: Stephen Chobsky

Hayatımız boyunca yanımızdan ayrılmayan can dostları anlatan bu dokunaklı filmi Stephen Chobsky, Türkçe'ye de çevrilen kendi çoksatan romanından sinema perdesine uyarladı. Logan Lerman, Emma Watson (Harry Potter) ve Ezra Miller´ın (Kevin Hakkında Konuşmalıyız) rol aldığı filmin kahramanları karizmatik son sınıf öğrencileri, güzel ve özgür ruhlu Sam ile korku nedir bilmeyen, eşcinsel üvey kardeşi Patrick´in kanatları altına aldığı utangaç, duygusal ve çekingen Charlie. Bu komik ve dokunaklı ergen hikâyesi, büyüme sürecinin alt üst edici gelgitli hallerini aktarırken, kimlik sorunları, arkadaşlık, aile, ilişkiler ve cinsellik konularını da masaya yatırıyor.







9- Lanetli Kan (Stoker)

Yönetmen: Park Chan-Wook

Park Chan-wook´un ilk Hollywood çalışması, yaslı anne, kızı ve gizemli ama çekici bir "amcası" arasındaki aşk üçgeninin karanlık hikâyesini anlatıyor. India babasının ölümünün ardından, dengesiz annesi ve ikili bir yaşam sürdüren, yakışıklı Charlie Amca ile aynı evi paylaşmaya başlar. Hiç dostu ya da arkadaşı olmayan genç kadın, babasının ardında bıraktığı boşluğun nihayet dolduğunu düşünürken amcasına gönlünü kaptırır. Prison Break´in yıldızı Wentworth Miller´ın senaryosunu yazdığı Lanetli Kan, yıldızlarla dolu, ahlaksızlığın derinlerini eşeleyen, Hitchcockvari bir gerilim.







10- Aklımı Oynatacağım (Los Amantes Pasajeros)

Yönetmen: Pedro Almodovar

Almodovar´ın "hafif, çok hafif bir komedi" olarak tanımladığı yeni filmi, ilk filmlerindeki kahkahalı, imkânsız durumlara geri dönüşünün habercisi. Bu kez kahramanlarımız Mexico City´ye giden bir uçakta... Havada sorunlar yaşanmaya başladığı anda yolcular uçağın düşeceğini düşünerek en mahrem sırlarını itiraf etmeye geçiverir. Almodovar´ın alıştığımız oyuncularının yanı sıra Antonio Banderas, Penélope Cruz ve Paz Vega da filmde ufak rollerde karşımıza çıkıyor.






11- Çocuk Pozu (Pozitia Copilului)

Yönetmen: Calin Peter Netzer

Çocuk Pozu, dediğim dedik bir anne ile yetişkin oğlu arasındaki ilişkiyi duygusal ve heyecan verici olduğu kadar mizahi bir yolla aktarıyor. 60 yaşındaki Cornelia, son derece mutsuzdur çünkü 34 yaşındaki oğlu Barbu bütün gücüyle ondan bağımsızlığını ilan etmeye çalışmaktadır. Barbu hem ayrı eve çıkmış, hem kendine bir araba almış hem de Cornelia´nın tasvip etmeyeceği besbelli bir de kız arkadaş edinmiştir. Barbu´nun bir kazaya karıştığı için tutuklandığını öğrendiğinde Cornelia´nın annelik içgüdüsü kabarır, oğlunu kurtarmak için elinden geleni yapar. Ondan sonra da oğlunun yine eskisi gibi bağımlılığını sürdürmesini bekler.






12- Sislerin İçinde (V Tumane)

Yönetmen: Sergei Loznitsa

Barbarlık, insanlık onuru ve savaş... 1942, SSCB´nin Batı sınırı... Bölge Nazi işgali altındadır. Yerel direnişçiler bir treni raydan çıkardığında, demiryolu işçilerinden Sushenya da tutuklanır ama sonra serbest bırakılır. Sözde ihaneti kulaktan kulağa yayılan Sushenya iki direnişçi tarafından ormana götürülür, çünkü hainliğin cezası ölümdür. Ormanda ilerlediklerinde pusuya düşerler ve Sushenya bir anda kendini yaralı düşmanıyla karşı karşıya bulur. Kadim ormanın derinliklerinde, etrafta ne dost ne düşman varken ahlaki bir karar vermek zorundadır, ne var ki şartlar ahlaki değildir.




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...