27.03.2013

G.I.Joe: Retaliation / G.I.Joe: Misilleme


Paramount Pictures, Metro-Goldwyn-Mayer ve Skydance Productions, 2009 yılında vizyona giren ve dünya çapında 300 milyon dolardan fazla gişe yapan G.I. JOE: THE RISE OF COBRA (G.I. JOE: KOBRANIN YÜKSELİŞİ) filmini takiben, HASBRO’nun da işbirliğiyle, bir di Bonaventura Pictures yapımı olan G.I. JOE: RETALIATION (G.I. JOE: MİSİLLEME) filmini sunar.

G.I. JOE: MİSİLLEME filminde, takım sadece ölümcül düşmanları Kobra ile savaşmayıp, bizzat varoluşlarını tehlikeye atan devletin içinden tehtidlerle de uğraşmaya mecbur kalırlar.

Filmi üç boyutlu hale dönüştürmek; seyir zevkini yepyeni bir seviyeye taşımaktadır ve seyirciyi durmaksızın devam eden aksiyona daha da yaklaştırmaktadır.
Filmin başrollerini Bruce Willis ve Dwayne Johnson’ın yanı sıra D.J. Cotrona, Byung-hun Lee, Adrianne Palicki, Ray Park, Jonathan Pryce, Ray Stevenson ve Channing Tatum paylaşmaktadır.


G.I. JOE: MİSİLLEME’nin yönetmeni Jon M. Chu; prodüktörleri Lorenzo di Bonaventura ve Brian Goldner’dir. Senaryosu Hasbro’nun G.I. JOE® karakterlerinden yola çıkılarak Rhett Reese ve Paul Wernick tarafından yazılmıştır.  G.I. JOE: MİSİLLEME filmi, RealD 3D & Digital 3D olarak 29 Mart 2013 tarihinde vizyona girecektir.
Filmin idareci yapımcıları Stephen Sommers, Herbert W. Gains Erik Howsam, Gary Barber, Roger Birnbaum, David Ellison, Dana Goldberg ve Paul Schwake’dir. Görüntü yönetmenliğini Stephen Windon yapmıştır. Yapım tasarımcısı Andrew Menzies ve kurgucuları Roger Barton ve Jim May’dir.  Kostümler Louise Mingenbach tarafından tasarlanmış, müzikler ise Henry Jackman tarafından bestelenmiştir.

FİLM HAKKINDA

Milyar dolarlarca gişe yapmış TRANSFORMERS da dahil olmak üzere, gelmiş geçmiş en başarılı yapımların kimilerinde çalışmış olan yapımcı Lorenzo di Bonaventura, ilk filmin parlak finansal neticelerinin, G.I. JOE dünyasını keşfe devam etmenin kapılarını açtığını hissetti.
“İlk filmin sonundaki, oval ofiste bir sahtekar olabileceği önermesi tamamen eşsiz birşeydi ve bu fikri mercek altına yatırmak çok enteresan olabilirdi diye düşündüm. Filmi tam anlamıyla sahiplenebilecek ve tüm bu çok katmanlı karakterleri ele alıp ciddiyetle işleyebilecek bir yönetmen bulmak çok önemliydi,” diyor di Bonaventura.
Bu devam filminde dümene geçmesi için çeşitli yönetmenler düşünülürken, Paramount’s Film Group’un başkanı  Adam Goodman, olağanüstü bir başarı yakalamış olan Justin Bieber filmi NEVER SAY NEVER’da daha yeni işini bitirmiş, yükselmekte olan yönetmen Jon M. Chu’yu önererek, di Bonaventura’ya büyük bir sürpriz yaptı. “Jon ile ilk buluşmamız biraz tuhaf geçti, onun deneyimleri benimkilerden çok farklıydı, tabii onunkiler de benden. Sonra onun G.I. JOE, KOBRA’ya karşı mitolojisiyle büyüdüğünü, G.I. JOE’nun içsel estetiğinin tam olarak ne olduğunu anladığını keşfettim.  Bu paha biçilmez bir şeydi,” diye anımsıyor di Bonaventura.“Konuşmalarımızdan sonra, anladık ki ikimiz de birebir aynı filmi yapmaya çalışıyoruz. Müthiş bir ortaklık oldu bu.”
Chu ise şöyle diyor: “Ben G.I. JOE ile büyüdüm, henüz çizgi film ve çizgi roman olduğu dönemlerden beri aşinayım. Bu da bana G.I. JOE markasıyla değişik kuşakları bir araya getirebileceğimizi hissettirdi. Benim versiyonum, hayran bir erkek çocuğunun izlemek isteyeceği film olacaktı.”
G.I. JOE efsanesi çok derinlere iner. Üstlerinden yola çıkılacak ulusal kahraman niteliğinde karakterleri vardır ve bu karakterlerin her birinin kendine ait bir geçmişi, farklılıkları  ve özellikleri bulunmaktadır. Devam niteliğindeki bu filme yaklaşırken, film yapımcıları ilk filmden en iyi unsurların ve hikayelerin üzerinden bir yapı kurmak ve bu yapıyı ikinci film boyunca da, eş zamanlı olarak kurulan yeni kimlik ve hissiyat ile birlikte taşımak istediler. Bu filme, mitolojiden yeni karakterler kazandırma fırsatı sundu.
Filme kazandırılan üç boyut ilavesi, filmi bambaşka bir oyun sahasına taşıyacaktı. Bu, hem yapım şirketlerinin, hem de filmin yönetmeni Jon M. Chu’nun nasıl olacağını görmeye can attıkları heyecan verici birşeydi. “Bence 3D bize, seyirciyi filmimizin tam içine davet etme şansı veriyor” diyor Chu.“Filmimizde Tokyo’dan Pakistan’a, ordan Himalaya’lara kadar dünyanın pekçok yerine uzanıyoruz. 3D sayesinde seyircilerimizi buralara götürme imkanımız doğuyor. Bundan da ötesi, bütün aksiyonu tam da oradalarmış gibi deneyimleyebilecekler. Dwayne Johnson’ın yumrukları daha güçlü hissediliyor. Storm Shadow’un kılıcını savurmasına sadece seyirci kalmayacaksınız, kılıçtan korunmak için başınızı eğmek zorunda hissedeceksiniz kendinizi. 3D, filmimizi dünyanın dört bir yanındaki izleyiciler için çok daha eğlenceli kılıyor. Üstelik, GI JOE hayranları, onu hiç bu şekilde tecrübe etmemişti, işte bu yüzden onları bu maceraya götürmek konusunda kendimizi sorumlu hissediyoruz.”

KARAKTERLER VE OYUNCULAR HAKKINDA

İlk filmden DUKE gene bizimle. Ekibini büyük bir özgüven, hassasiyet ve müthiş bir gururla yöneten tam Amerikalı genç bir asker. DUKE, kararlı ve sadık biridir. Kendi komutası altındaki askerleri korumak için herşeyi yapabilir ve her birinin en iyi olması için mücadele etmekten asla kaçınmaz.
Bu rolde karşımızda gene ilk filmde olduğu gibi, karaktere bir esneklik katan ve değişik çevrelerden izleyicilerin beğenisini kazanan Channing Tatum var. “Channing, tam bir sokaktaki adam. Kendimizi DUKE’a çok daha yakın hissedebiliyoruz çünkü o dümdüz bir adam. Kendini seyirciye tanıdık hissettirmek gibi inanılmaz bir becerisi var,” diyor Chu.
“Bu gelmiş geçmiş en büyük hayal ürünü oyunda tekrar oynamak, müthiş keyifli birşey” diyor Channing.
DUKE, bu elit birliğin başıdır fakat grubun belkemiği, omurgası da, DUKE’ün sağ kolu ve yardımcısı ROADBLOCK’tır. ROADBLOCK, deneyimleriyle, birliğine ve ülkesine duyduğu karşı konulmaz bağlılığıyla ve onuruyla, takımın idaresine yardımcı olan, dağ gibi bir adamdır. “G.I. JOE dünyasında en çok sevilen karakterlerden biri o, ve elbette biz de ROADBLOCK’ın filmin bir parçası olmasını istediğimizi biliyorduk,” diye açıklıyor Chu.
Sınır noktalarda fiziksel üstünlüğü ve efsanevi ölçüleriyle bilinen bir karakter için oyuncu aranmaya başlandığında, yapımcılar, karakterin fiziksel özelliklerine sahip olmasının yanı sıra içsel dayanıklılığını ve cesaretini de yansıtabilecek bir aktör bulmak gibi zor bir arayışa girdiler.
“Tüm dünyada bu karakteri ete kemiğe bürüyebilecek sadece tek bir kişi düşünebiliyordum, ve o da Dwayne Johnson’ın ta kendisi idi,” diyor Chu. “Açıkça görünen fiziksel gerçeklerin yanısıra Dwayne bir asker ve bir lider olmanın ne demek olduğunu gayet iyi biliyordu. Role onur ve ayakları yere basan bir insancıllık kattı.”
Chu devam ediyor: “Dwayne özü itibarı ile bir G.I. JOE. Bu –mış gibi yapabileceğiniz ya da senaryodan türetebileceğiniz birşey değil. Onun DNA’larında var bu. Ne zaman, nerdeyse yaşayan bir oyuncak asker ya da bir aksiyon figürü düşünseniz, akla Dwayne gelir.”
“Dwayne, gerçek bir aksiyon figürü,” diyor Tatum. “Sette ona her bakışımda ‘İşte bu! Bu Rock!’ diyorum kendi kendime.  Adamın kolu hiç abartısız benim belim kadar.”
Pekçok diğer kişiler gibi, Dwayne Johnson’ın da çocukken oynadığı G.I. JOE oyuncaklarına ait sevgiyle andığı hatıraları var.  “Bir çocuk olarak, G.I. JOE aksiyon figürleriyle oynamaya bayılıyordum. Projeye dahil olduğumda mitolojisini anlamaya başladım ve ne kadar çok katmanlı olduğunu ve ne kadar derinlere indiğini görmek beni çok etkiledi,” diyor Johnson.
“ROADBLOCK, G.I. JOE takımını bir arada tutan bir tutkal gibi nitelendirilebilir. Ve ben gerçekten kendini öne çıkartmaya çalışmamasını ya da ışıkların altına atmamasını taktir ediyorum,” diyor Johnson. “Sadece ülkesine duyduğu sevgi ve hizmet anlayışıyla hareket ediyor. Ben böyle durumlardaki adamlara çok büyük hayranlık duyuyorum.”
ROADBLOCK ve DUKE’ün ilişkisi, karşılıklı  saygı ve tecrübeyle beslenmiş bir ortaklık.  “DUKE, G.I. JOE takımının başı, ROADBLOCK da omurgası ve ikisi birlikte gayet güzel çalışıyorlar.” diye açıklıyor Chu. “DUKE emirleri verip takım kaptanı olarak hizmet ederken, kendine destek olacağına inandığı ROADBLOCK’un deneyimine ve güçlerine itimat ediyor.  Aralarındaki ilişki epeyce yakın.”
G.I. JOE mitolojisinin film serisine sunduğu bir diğer sevilen karakter ise FLINT; sağlam, iradesi güçlü bir asker. Sadece ince bir başkaldırı damarı var. “FLINT yaptığı her işi gayet iyi başaran bir adam, tek sorun azıcık başına buyruk olması,” diye açıklıyor di Bonaventura.  “O parti çizgilerini, emirleri takip etmek istemiyor, bu da G.I. JOE takımı gibi bir organizasyonla her zaman uyum sağlamasına yardımcı olmuyor.”
Bu role oyuncu atamak demek, kendine sahip çıkabilecek, rol arkadaşları Dwayne Johnson ve Channing Tatum ile omuz omuza dövüşebilecek ve her zaman önüne serilen emirlere uymayı istemeyecek kadar da kendine güven işaretleri veren bir aktör bulmak demekti.  Film yapımcıları kafalarındaki FLINT’i, yeni yeni ünlenen, güç, cazibe ve azıcık da ukalalık özellikleri ile doğru bir kombinasyona sahip olan D.J. Cotrona’da gördüler.
“D.J. ciddi bir gerginliğe sahip. Bu da Dwayne ve Channing’in karşısında farklı ve aykırı durmasını sağlıyor. Channing’in gerçek bir nezaketi ve cana yakınlığı var, Dwayne ise son derece güçlü. D.J. de onlarla geçinebiliyor ama kendi kararlarını vermede burnunun dikine gidiyor.” diyor di Bonaventura.
Cotrona, G.I. JOE mitolojisi ile kişisel bir bağ  kurma aşamasında, çocukluk fantazilerini yaşama fırsatı bulduğu için çok heyecanlanmıştı. “Ben G.I. JOE aksiyon figür oyuncakları oynayarak büyüdüm. Yani ben bu role 6 yaşımdan bri hazırlanıyorum,” diyor.  “G.I. JOE benim ilk oyuncak takıntımdı, yani bu, kalbimde çok özel bir yere sahip.”
Birlikte, her bir G.I. JOE takım üyesi, kendine özgü ve özel uzmanlık alanlarına sahip, buna FLINT de dahil. Onun özel yeteneği Parkur; insan vücudunun A noktasından B noktasına mümkün olan en kısa sürede gidebilmesini sağlayacak hareket ve esneklik gerektiren, çok atletik ve tehlikeli bir metod. Bu role hazırlanabilmek için Cotrona, aylarca Los Angeles - Tempest Studio’larındaki Parkur uzmanlarıyla çalıştı. “Benim buna sanki bir yeteneğim varmış gibi bile davranmayacağım.” deyip gülüyor Cotrona. “Çok çekinerek ve endişeli gittim, ama Tempest’teki çocuklar her hareketi parçalara ayırıp teker teker öğrettiklerinde o kadar da göz kortucu birşey olmadığını fark ettim.” Bu elit birliğin yeni üylerinden biri olarak, FLINT kendi başına kahramanlaşmakla, birliğin destekçi bir üyesi olmak arasındaki dengeyi bulma konusunda mücadele vermektedir. “FLINT pek çok doğal yeteneğe sahip, ama gereğinden çabuk karar veriyor ve kendi yöntemlerinin en doğrusu olduğunu düşünüyor,” diyerek devam ediyor Cotrona.
Filmde yeni sunulan bir diğer karakter ise LADY JAYE, ekipteki tek kadın ama asla geri adım atmıyor ya da gözü korkmuyor. Aynı zamanda istihbarat işlerine de bakan uzman bir nişancı. LADY JAYE, erkek meslektaşları ile eşit azim ve güç ile omuz omuza dövüşen, takımın bütünleyici bir parçası.
Böyle bir karakteri hem güzellik hem de kas gücü olarak canlandırabilecek bir kadın oyuncu aramak ve bulmak ne kolaydı, ne de hafife alınacak bir yanı vardı.  Film yapımcılar akıllarındaki LADY JAYE’i daha önceleri RED DAWN (Kızıl Şafak) filminde ve “Friday Night Lights” (Cuma Gecesi Işıkları) adlı televizyon dizisinde de görev almış olan Adrianne Palicki’de buldular.
“Kendini ispatlayabilecek güçlü bir kadına ihtiyacımız vardı. Adrianne keskin bir zekaya sahip, çok güzel ve fizik olarak son derece becerikli. Bütün bunlar da seyircilerin onu gerçek bir G.I. JOE takım üyesi olarak kabullenmelerine yardımcı olacak,” diyor di Bonaventura.
Palicki LADY JAYE gibi güçlü bir karakteri hakkını vererek canlandırmak konusunda çok istekliydi.  “LADY JAYE’nin biraz küstah bir tutumu ve her seferinde kendini kanıtlama gücü var,” diyor Palicki: “O, grubun silah ve istihbarat uzmanı. Ekibin ihtiyaç duyduğu değişik özelliklere sahip.”
“Adrianne tam bir çetin ceviz, kimsenin çantada kekliği değil.” diyor Dwayne Johnson.  “Nesillerdir askerlik yapan bir aileden geliyor ve uygunsuz fıkralar anlatabilen bir kadın. Bu da onu benim listemde bir numara yapıyor.”
Askeri bir eğitimden geçmiş  ve rolün zorlayıcı gerekliliklerini yerine getirebilmek için vücut geliştirme danışmanlarına başvurmuş olsa da, Palicki zaten önceki işlerinden dolayı aksiyon dünyasına aşinaydı. “Şükürler olsun ki; zaten KIZIL ŞAFAK’ta çalışmıştım ve “Wonder Woman”ın çekimleri daha yeni bitmişti. Bu tecrübelerimden dolayı ince ayar gerektiren detayların üzerinde durabildim; tabancanın kılıfına nasıl sokulacağı ve nasıl doğru bir şekilde çıkartılacağı gibi. Bunu yıllardır yapan insanlar seyrederken hatalarımızı görüp bizimle dalga geçmesinler diye...” diyor ve gülüyor Palicki.
“Adrianne sonuna kadar açıktı ve silah tutmanın temelinden taktiksel hareketlere kadar herşeyi öğrenmek istiyordu ve sonuçta sette ona hiç göz kulak olmak, taktik vermek zorunda kalmadım,” diyor teknik danışman Harry Humphries.
Bir önceki filmden devam eden, hayranların gözdesi, artık kendi mitolojisinde sembolleşmiş bir diğer G.I. JOE karakteri ise SNAKE EYES’dir.“Elbette SNAKE EYES’ı geri getirmemizin şart olduğunu hepimiz biliyorduk” diyor Chu. “Film boyunca, kendiyle ve geçmişinin gerçekleriyle ilgili pek çok şey keşfediyor.”
Rolünü ikinci kez canlandıran aktör ve dövüş sanatçısı Ray Park, karşımıza gene ölümcül ninja kılığında çıkıyor. Kendine yaptığı işlerden STAR WARS EPISODE I: THE PHANTOM MENACE (Yıldız Savaşları Bölüm I: Gizli Tehlike)’deki Darth Maul karakteri ve X-MEN’den müthiş bir hayran kitlesi oluşturan dinamik, yüksek kondüsyonlu sanatçı Park, çok az diyalogla veya diyalogsuz, oynadığı karakterlere hayat üflemek ünvanına sahip.
“Ray, küçük bir kafa sallama ya da bir bakış vasıtasıyla çok fazla iletişim kurabiliyor ve SNAKE EYES’ı bir tek kelime etmeksizin hayata geçirebiliyor,” diye yorumluyor di Bonaventura.
“Gerek omuz kaldırması olsun, gerek kafasını eğmesi ya da çenesini kaldırması olsun, Ray’in hareketlerinini kendine özel bir dili var,” diye ekliyor Chu.  “Herkesin SNAKE EYES’ın karakteri ile ilgisi kesin bir kanaatinin olması çok hayret verici ve bu tamamen Ray Park’ın başarısı.”
Park, Chu’nun vizyonunun ve karakter gelişiminin nasıl olması gerektiğinin tartışıldığı ilk buluşmadan sonra, kendini güvenli ellere teslim ettiğinden emindi. “Gerçekten hemen kaynaşıverdik, Jon karakterlerle ilgili çok şey biliyordu.  Karakterlerin inandırıcı olmasının ne kadar önemli olduğunu biliyordu ve bu filmle ilgili çok sağlam bir öngörüsü vardı.”
Film yapımcıları için, bu rolü Park gibi kendini kanıtlamış bir dövüş sanatçısının oynaması büyük bir avantaj sağlıyordu; artık kavga sahnelerinde hile yapıp kesmelere girmelerine ve geleneksel film hokus pokuslarını kullanmalarına gerek kalmadan bu sahneleri daha da ileri seviyelere taşıyabileceklerdi. “Ray yaptığı işte o kadar iyi ki; kavga sahnelerinde yumrukları azaltmamız gerekmeyecek,” diyor di Bonaventura.
G.I. JOE: MİSİLLEME’nin ana hikayelerinden biri; SNAKE EYES ve G.I. JOE: KOBRANIN YÜKSELİŞİ filminin sonunda öldüğünü düşündüğümüz baş düşmanı STORM SHADOW’un aralarındaki ilişkiye yoğunlaşıyor. SNAKE EYES ile tekrar karşılaştığımızda, BLIND MASTER’dan eğitim almak için kendini inzivaya çektiği Arashikage yolculuğunun ardından, iç huzuru ve kendiyle barışı ararken görüyoruz. SNAKE EYES, STORM SHADOW’un hala hayatta olduğunu orda öğreniyor. “SNAKE EYES, STORM SHADOW’u bulup, yargılanması ve yaptıklarının hesabının sorulması için Blind Master’a getirmekle görevlendiriliyor,” diye açıklıyor Park.
Yönetmen Jon M. Chu ninjaların duygusal hikayelerinin derinine inmek ve iki kardeş gibi yan yana eğitim almış bu iki adamın, birbirlerine karşı düşmanlıklarının boyutunu araştırmak istedi. “Gerçekten insanın ve ninjanın nerde çatışmaya düştüğünü, nerde öfkenin ve kıskançlığın devreye girdiğini keşfetmek istedik. İşte bu iki karakterde de bunu buluyoruz.”
STORM SHADOW rolünde tekrar karşımıza çıkan Koreli süper star Byung-hun Lee, karakterin daha da derinliklerine inme fırsatı bulduğu için çok heyecanlıydı. “Tekrar bu rolü oynadığım için çok memnunun, STORM SHADOW’la ilgili daha çok şey göstermek ve değişik yönlerini keşfetmek gerçekten çok heyecan verici,” diyor Byung-hun Lee.
Lee, karakterin duygusal iç yapısına dalış yapmaya tam olarak kendini hazırlamıştı. Role yaklaşımında büyük bir tutku ve fiziksel bir teslimiyet vardı. “Byung-hun, bu karakterin kim olduğuna dair çok güçlü savlarla geldi ve bunu da perdeye tam manasıyla yansıtmayı başardı,” diyor Chu.
“Byung-hun, inanılmaz bir duruşa sahip,” diyor di Bonaventura. “Bütün o dövüş sahnelerini kendisi oynuyor, ama aynı zamanda öyle kuvvetli bir iç dünyası var ki; STORM SHADOW’a müthiş bir saygınlık kazandırıyor.”
Zaten çok güçlü bir dövüş sanatçısı  sporcu olan Lee, rolü tekrar canlandırmak üzere yoğun bir eğitimden geçti. Ayrıca aksiyon sahnelerinine daha pratik bir bakış açısıyla yaklaşmak onu heyecanlandırıyordu. “Jon, filmin daha sahici olmasını istediğini söyledi, ben de bu yüzden vücudum daha da büyüsün ve kaslarım netleşsin diye çok çalıştım.”
“Elimizde gerçekten dövüşebilen aktörler olduğundan, kavgalarının vahşetini göstermek, bugüne kadar hep gördüğümüz kasıntı ninja imajından uzaklaştırmak istedim,” diye anlatıyo Chu. “STORM SHADOW yüzüne bir darbe aldığında, beyaz maskesinin ardından kan sızdığını görmek istedim.”
Dövüş sanatları sahnelerinde seyirciyi kesinlikle heyecanlandıran yeni bir unsur da; sais denen ölümcül keskin bıçaklara sahip, G.I. JOE çizgi romanlarında sıklıkla gördüğümüz silahların kullanımı oldu. “Yumruklarının bir eklentisi, uzantısı olarak böyle korkunç keskin kenarları olan, acımasız pirinç metalinden yapılmış el kemikleri gibi sais kullanmak konusunda çok heyecanlıydım,” diyor Chu. “Bu silahları, seyircinin ne kadar tehlikeli şeyler olduğunu iyice hissedebilecekleri kameraya yakın alanlara yerleştirdik.”
Film serisine yeni eklenen ama G.I. JOE dünyasında gayet iyi tanınan bir karakter de, dişi ninja, STORM SHADOW’un kuzeni JINX’tir. “JINX her zaman filmde görmeyi çok istediğim karakterlerden biriydi,” diye anlatıyor Chu. “Arashikage dünyasının bir şekilde prensesi ama bu ünvanı kabul etmek istemiyor. Hatta bundan nefret ediyor. Tek istediği dövüşmek ve SNAKE EYES’ın yaptıklarını yapmak, ama hep bir köşeye itilmiş hissediyor kendini.”
Film yapımcıları JINX rolü için, Fransız parkur filmi DISTRICT 13: ULTIMATUM ve yakın zamanda David Fincher yönetiminde EJDERHA DÖVMELİ KIZ filminde rol alan Elodie Yung’ı, ilk ninja kadın savaşçıları olarak uygun buldular. “Elodie herkesin üzerinde çok iyi bir etki bıraktı, JINX için muükemmel bir seçim olacağından hepimiz emindik,” diye devam ediyor Chu. “İçeriye girdiğinde öyle güçlü bir duruş ve varlık sergiledi ki; Elodie’ın içinde zaten JINX’ın yaşamakta olduğunu ispat etti.”
Role büyük bir tutku ve yoğunlaşma ile sarılan Yung için büyük şeyler küçük paketlerde gelir söylemini yakıştırmak hiç de yanlış olmaz. “Elodie’in ufak tefek ve son derece zarif göründüğüne aldanmayın; pekala canınıza okuyabilir,” diyor di Bonaventura. “İlk bakışta onun için endişelenebilirsiniz ama ölümcül bir katil olduğunu anlamanız pek de uzun sürmez. Bence bu denklemin iki tarafını da tamamladığı için çok eğlenceli.”
Hali hazırda karatede siyah kuşak sahibi olmasına rağmen, Yung rolü için muazzam bir fiziksel eğitime girdi. “Çekimler başlamadan bir ay evvel hazırlanmaya başladık, rolün ne kadar yüksek bir kondüsyon gerektirdiğini bildiğimiz için temel yoğunluğumuz kardiyo üzerineydi,” diye anlatıyor Yung.
Bu hazırlığın büyük bir kısmı, ileri derecede kılıç savaşı da içeren, Çin Dövüş Sanatı Wushu üzerineydi. “Daha önce de aksiyon filmlerinde oynadığım için kendimi çok da yabancı hissetmiyordum. Ama buraya vardığımda iki kılıcı aynı anda kullanarak dövüşmenin tamamen farklı bir şey olduğunu ayırt etmem uzun sürmedi,” diye gülümsüyor Yung.
“Kılıçlar hakkında hiç birşey bilmediği halde bu kadar hızlı kırıp dökmeye, hedeflerini doğramaya başlayan başka hiç kimse tanımadım ben. İnanılmaz bir şeydi. Oynadığı karakterin de ötesinde bir savaşçı olarak geliştiğini hissediyorsunuz, bence seyirci bu maceralı yolculuktan çok keyif alacak,” diyor Chu.
Filmin değindiği en önemli hikayelerden biri, Birleşik Amerika Devleti’nin başkanlık mevkiisinin ve oval ofisin ele geçirilmiş olması hakkında. Geçen filmden hayranlar, G.I. JOE: KOBRANIN YÜKSELİŞİ’nin son sahnesinde, Amerikan başkanının şüphe uyandıracak biçimde ZARTAN’ın imzası olan melodiyi ıslıkla çaldığını hatırlayacaklardır.  Bu ikincil film, Beyaz Saray’ın şeytani güçler tarafından ele geçirilmiş ve bir şekilde başkanın içine girilmiş olduğunu onaylıyor. Hem de kelimenin geçek manasıyla.
Büyük saygı gören usta oyuncu Jonathan Pryce, ilk filmde olduğu gibi Amerikan başkanı olarak karşımıza çıkıyor ve spektrumun zıt köşelerinde iki ayrı karakteri canlandırmak gibi son derece olağanüstü bir görevi sırtlanıyor; iyilerin tarafında gerçek Amerikan başkanını ve kötülerin tarafında Amerikan başkanı kılığına girmiş bir caniyi oynuyor.
Pryce, birbirine zıt iki yönü olan bu karakteri oynamak konusuna büyük bir coşuyla yaklaştı ve karşılaşabileceği zorluklar ona heyecan verdi. “İnsanlar durmadan bana, bu filmde kötü adamı mı  yoksa iyi adamı mı oynamanın daha enteresan olduğunu soruyorlar. Aynı anda hem hem suçlu hem mağdur olan birini oynamak benim için çok eğlenceliydi,” diyor Pryce.
Rolün zorlukları da yok değildi elbette. Karakterin çift taraflılığı, filmin çekimleri boyunca, devamlılığı korumak konusunda inanılmaz tutarlı bir dikkat gerektiriyordu ve Pryce hiçbir noktayı gözden kaçırmadı. Bütün bunlara ilaveten, Pryce’ın kendiyle karşılıklı konuştuğu sahnelerin teknik gerekliliklerini yerine getirmek konusuyla da baş etmesi gerekiyordu.  “Kendi kendine konuşmanın teknik zorluklarına karşı tam olarak hazırlıklı değildim,” diyerek gülümsüyor Pryce. “Bir sopanın ucuna yapıştırılmış yeşil bir kağıt parçasına konuşmak, kesinlikle ilginç bir durumdu. Ama asıl inanılmaz olan; nerdeyse hemen sonuçları seyredebiliyor olmamız ve benim bu iki ayrı görüntümü nasıl böyle bir araya getirebildikleriydi.”
Di Bonaventura, Pryce ile tekrar çalışmaktan mutluluk duyduğunu belirtip devam ediyor, “Jonathan Pryce olmadan film tamamlanamazdı. Onunla tekrar çalışmaktan ötürü büyük heyecan içindeyiz çünkü hem onun espri anlayışına hem de filmin iki tarafını dengeleyici ağırbaşlı duruşuna ihtiyacımız vardı. Muazzam bir duruşu inanılmaz bir zamanlama kabiliyeti var. Karakterin bu son derece çetrefilli dengesini doğru oturtmayı başardı.”
Hayranların yeni favorisi olacağı şüphesiz kötü karakterlerden biri de insanı  çileden çıkaracak derecede zalim FIREFLY’dır. COBRA tarafından, dünyanın ele geçirilmesi vazifesini ifa edecek KOBRA KOMUTANI’nı hapisten kaçırmakla görevlendirilmiştir. G.I. JOE mitolojisinde bulabileceğiniz en kötü karakterlerinden biri olan FIREFLY, kendini kaos yaratmaya adamıştır ve bu yıkım eylemlerini sanatsal bir dışa vurum olarak tanımlamaktadır. Kısaca, ve kendi söylemiyle, FIREFLY etrafındaki şeylerin “boom” etmesine bayılır.
“Firefly, enerjinin yeniden dağılımında bir güzellik görüyor. Böylece o patlamalar bize yıkım gibi görünse de, o bir şeyler yarattığına inanıyor,” diyerek savunuyor Chu. “Bu neredeyse artistik diyebileceğimiz felsefe, FIREFLY’ı benim için çok ilginç kıldı ve karakteri yalnızca soğuk kanlı bir katil olmanın çok ötesine taşıdı.”
“Senaryoyu ilk okuduğumuzda FIREFLY’ın sadece altı kadar repliği vardı ama çok kısa sürede karakterin ne kadar harika olduğunu keşfettik,” diyerek devam ediyor di Bonaventura. “Onun özünde çok sahici kabadayılık, ters adamlık, kötülük var.”
Bu alışılmamış çılgınlıktaki karakteri ete kemiğe bürümek üzere, film yapımcıları, bir İngiliz aktörü olan Ray Stevenson’un kabiliyetlerine başvurdular. Kendisi çok yakın zamanda THOR and THE BOOK OF ELI (TANRI’NIN KİTABI) filmlerinde seyircinin büyük hayranlığını kazanmıştı. Stevenson role öyle kuvvetli bir yoğunlaşma ve iç güdüyle yaklaştı ki; karakter beklentilerin çok çok üzerine çıktı. “Ray dört dörtlük bir aktör. FIREFLY’a son derece tekinsiz ve sadistik bir derinlik kazandırdı,” diyor di Bonaventura. “Bu çılgın ruh hastası karaktere belirgin bir ağırlık kazandırarak, ayaklarının yere değmesini, inandırıcılığını sağladı.”
“Ray gerçekten bu karakteri sıfırdan yarattı. Karaktere, tamamen kendiliğinden güneyli bir kasıntı havası, öyle de bir aksan kattı. Giydiği ceketin derisinin türünden, taktığı COBRA yüzüğüne, yüzündeki yara izlerine kadar bütün detaylarla son derece ilgiliydi. FIREFLY’ın nihayetinde dönüştüğü kişide Ray’in gerçekten büyük katkısı var,” diyor Chu.
Neresinden bakarsanız bakın, film yapımcıları  için, Dwayne Johnson’ın canlandırdığı ROADBLOCK karakterinin karşısında yeterince inandırıcı bir tehtid oluşturabilecek bir aktör seçmek hiç de kolay bir iş değildi. “Sıra benim karakterimin baş düşmanını bulmaya geldiğinde, hepimiz anladık ki; beni inandırıcı bir şekilde alt edebilecek bir rakip bulmak konusu çok önemliydi. Zira beni yenmek hiç de kolay birşey değil,” diyerek gülüyor Johnson.
“Filmde özellikle FIREFLY’ın ROADBLOCK’ı gerçekten yenebilme şansının olduğunu hissetirecek dövüş sahneleri tasarladık, ve filmin kimi yerlerinde de gerçekten yeniyor,” diyor di Bonaventura. “Bu birbirinin karşısına dikilen iki kocaman adam arasında, son derece sağlıklı bir mücadele söz konusu.”
İki aktör de, zaman zaman çürümelere ve kanamalara yol açmış olsa da, bu acımasız dövüş sahnelerine, çok ciddi güç sarfederek ve inançla hazırlandılar. “Bu ikisini birbirine tutuşturmak harika. Kavgaları öyle sarsıcı oluyor ki; birbirlerine vurduklarında duvarların sallandığını hissediyorsunuz,” diyerek devam ediyor Stevenson. “Dwayne ile dövüşmenin bir başka yanı da, mesela bir yumruğu engellemek üzere bloke ettiğinde, demirden bir kalıba çarpmış gibi oluyorsunuz. Adam tam manasıyla taştan yapılmış. Hiç bir hasar görmeden ordan uzaklaşmanız mümkün değil. Tabii ki ben de payıma düşen kesikleri ve yara bereleri aldım.”
G.I. JOE hayranlarının tüylerini diken diken edecek kadar heyecanlı bir başka olay da; film yapımcılarının  hakiki Joe Colton’ı, G.I. JOE markasının kalbine ve ruhuna saygı duruşunda bulunmak üzere, filme dahil etmeleriydi. “Aslında herşeyin başlangıç noktası olan orjinal 12 aksiyon figürü Joe’yu geri getirerek, bütün bu değişik enkarneleri birbirine bağlamak istedik,” diyerek açıklıyor Jon M. Chu. “Joe Colton’ın filme dahil olması bizce gerçekten çok heyecan verici bir durumdu.”
Gişelerin uluslararası süper starı Bruce Willis filmde, hakiki G.I. JOE’nun bizzat kendisi Joe Colton olarak boy gösteriyor. Yapımcı di Bonaventura, bu rol için ondan daha uygun hiçbir aktörün olmadığına inanıyor.“Orijinal G.I. JOE artık sembolleşmiş bir kavramdır ve Bruce’un kendisi de kesinlikle bir semboldür. Bu ikisini bir araya getirmek hem benim jenerasyonun hem de benden daha büyük jenerasyonlar için çok heyecan vericidir. Bruce, G.I. JOE’nun büyük bir hayranı olarak, ve onun aksiyon figürlerini oynayarak büyümüştür, yani bundan daha akla yakın birşey düşünemiyorum.”
“Bruce Willis’den başka kim orjinal G.I. JOE’nun özünü ve ruhunu bu karar iyi taşıyabilir ki?” diye soruyor Chu. “Joe Colton, kimi çizgi romanlarda adı geçen ama hiç bir zaman tam olarak tanımlanmayan gizemli bir karakter. Böylece Bruce Willis resme dahil olup tüm boşlukları dolduruyor. Joe Colton’ın G.I. JOE ruhundaki devasa önemi açığa çıkmış oluyor.”
Bruce Willis’in orjinal G.I. JOE rolüne hayat vereceği haberi, Dwayne Johnson için de çok heyecan vericiydi. “Bruce Willis doruk noktasında adamın da adamı. Bu rol için daha mükemmeli olamazdı.”
Film severler ve elbette aksiyon türü hayranları için, bu görmüş geçirmiş aksiyon ikonlarını omuz omuza dövüşürken seyretmek heyecan verici olacaktır. Yönetmen Jon M. Chu kendini, iki muhteşem güçlü aktörün aynı sahnede olduğu anlara şahitlik ederken, şöyle bir geri çekiyor. “Film boyunca bir kaç kere durdum ve düşündüm. Ve kendi kendime dedim ki; ‘Şu anda bunun gerçekten olduğuna inanamıyorum’ ve o an, Dwayne Johnson, Bruce Willis ve işte SNAKE EYES, hepsi bir odada. Nutkum tutulmuştu.”
Uzun yıllardır dost oldukları  halde nihayet birlikte çalışma fırsatı bulmuş olmak Johnson’ı minnettar kılıyordu. “Bruce ve ben uzun zamandır çok sıkı dostuz. Onun da filme dahil olduğunu duyduğumda sevincimden havalara uçtum,” diye anlatıyor Johnson. “Ben de bir aksiyon hayranıyım ve bence Bruce ile beni beyaz perdede her türlü kıçı tekmelerken görmek son derece harika.”

YAPIM HAKKINDA

Film yapımcıları için, İslamabad’ın çöllerinden Tokyo’nun gökdelenlerine, Himalaya’nın doruklarından Almanya’da bir yer altı hapishanesine, ordan da Washignton D.C.’nin caddelerine uzanan bir hikaye yapısında, bütün gereksinimleri karşılayabilecek lokasyonlar bulabilmek en zorlu mücadelelerden biriydi. CGI teknolojisine bel bağlayıp kendi görsel dünyalarını yaratan aynı ölçü ve kapsamdaki birçok filmin aksine, film yapımcıları, gerçek insan gücü dahilinde kalıp, filmi daha gerçeklere dayalı ve sahici kılabilmek adına, mümkün mertebe elverişli lokasyonlardan yararlanmak istediler.
Kimi anahtar dış çekimlerin ana ekibin haricinde daha küçük bir ekiple dışarda da çekilebileceği bilgisi dahilinde, kılı kırk yaran mekan araştırmaları sonucu, yapımcılar gereken pekçok unsurun New Orleans, Louisiana’da bir arada bulunduğunu keşfettiler.
“Filmin tamamını senaryoda bahsi geçen gerçek mekanlarda yapamayacağımızı anladık. Daha küçük ikicil bir ekip kurmak ve film için bir tek ana merkez kullanmak yoluna gittik,” diyerek açıklıyor uygulayıcı yapımcı Herb Gains. “Lorenzo ve Jon ile birlikte potansiyel olarak düşündüğümüz değişik birçok mekanı gezdikten sonra, hepimiz New Orleans’ta karar kıldık ve bu tercih bizim için harkulade doğru işledi.”
Film yapımcıları, kimi güneye ait güzellikleri, New Orleans ve civarındaki cazip bölgeleri değerlendirebilmek adına, senaryoda birkaç küçük değişiklik yaptı. Bu küçük değişiklerin sonucu olarak filmin son sahnesi artık, Amerikan İç Savaşı’nın da ilk atışlarının yapıldığı yer olan, New Orleans’ın hemen dışındaki bir savunma mevkiinde, Fort Sumter’da geçecekti. “Hikaye bazında hiçbir gerçek kayıp yaşanmadan birazcık zekice senaryo oynaması ile, amaçlarımıza en iyi şekilde hizmet edecek ve bize sunacağı tarihi değerle filmin son sahnesini epeyce yukarıya taşıyacak en doğru mekanı, Louisiana’da bulduk,” diye açıklıyor Gains.
72 gün süren çekimler, Baton Rouge’un hemen dışında, Pakistan’da bir çöl görevi gören devasa bir insan yapımı kum ocağında başladı. Yaz sıcağı ve nem yüzünden ısı 37 derecenin üzerine çıkmıştı ve sahiden altına sığınılabilecek hiçbir gölge yoktu. Bu yaşananlar, teknik ekibi ve oyuncuları paha biçilmez bir ölçüde yakınlaştırdı. “Filme bir kum çukurunda başlamak, ilk vuruşta herkesi savaştalarmış havasına soktu, kuşatma altındaydık,” diye anlatıyor di Bonventura. “Sıcaklık ve nem aşırı derecelerdeydi. Bu, ortak çekilen bir çile yarattı ve bunu birlikte paylaşmanın getirdiği bir miktar eğlence de mevcuttu. Çölden hep birlikte sağ kurtulduk ve bu duygu ekibi birbirine gerçekten ilginç bir biçimde bağladı.”
Yönetmen Jon M. Chu için, ateşe atlamanın harika bir yoluydu bu: “Yaşadığım en yoğun sıcaklıktı bu ve daha birbirimizi yeni tanımaya başlamıştık. Üstelik bu benim ilk aksiyon filmimdi ve başladıklarımız bir dolu kocaman patlamaları olan ağır ağır sahnelerdi.”
Acımasız hava şartları, tam takım askeri üniformalar ve silahlarla donanmış oyuncular için, aşılması gereken bir mücadeleye dönüşmüştü. Ve üstelik bir buçuk haftadan uzun bir süre o sıcakta ve o kıyafetlerle korkunç kum tepelerine durmadan inip inip çıkmaları gerekiyordu. Johnson şöyle anlatıyor, “Kumun içindesiniz ve hava sıcak, nemli, yapış yapış... Elbette yorulup sinirlenmek çok kolay ama günün sonunda hepimiz takımın daha iyi olması için elimizden geleni yapıyoruz. Bunun da ötesinde; filmin daha iyi olması için.”
Bu ölçekte bir film için gereken alt yapının yokluğu, prodüksiyonların yoğunlukta olduğu Los Angeles, Vancouver, Sidney veya Londra gibi şehirlerin dışında çekim yapmanın bir diğer zorlayıcı tarafıdır. Bu filmi New Orleans’ta çekildiği halde hayata geçirebilmenin en büyük destekçi etkenlerinden biri NASA Michoud Montaj Tesisi’dir. Prodüksiyonun geçici ana merkezi olarak kullanılmış ve bir çok görkemli sahne burada çekilmiştir. Uzay mekiğini parçalarına ayırma programı, tarihinde ilk kez bir film prodüksiyonuna tesisin kapılarını açmaya izin vermiş ve yaratıcı takımın film için gereken değişik ortamları ve büyük çaplı setleri yaratmalarına müsaade etmiştir.
İnanılmaz genişlikte bir arazi alanının yanı sıra, devasa uzay mekiği parçalarını birleştirmek ve yakıt araçlarını koruyabilmek için inşa edilmiş dev ölçekteki ambarlar, bize 76 metre tavan yüksekliği sunuyordu. Bu mekanlar, yaratıcı takıma, eş zamanlı olarak müthiş büyüklükte setler kurabilme olanağını sağlıyordu. Tüm prodüksiyon süresince setler durmaksızın bir değişim içindeydi; ya kuruluyordu, ya kullanılıyordu, ya da bir sonraki sette kullanılmak üzere sökülüp hazırlanıyordu. “Bize NASA’nın sunduğu pek çok şeyden biri de bu geniş alan ve bu sayede sürekli parçaları dağıtıp tekrar toparlama kabiliyetiydi,” diye açıklıyor uygulayıcı yapımcı Herb Gains. “Öyle zamanlar oldu ki; mesela burda aynı anda 2 ekip çekim yaparken diğer yanda setler kurulup bozuluyordu. Yaklaşık 700 eleman burda durmaksızın bir arada çalışıyordu. Ayağımız bir kez bile birşeye takılmadı, işte mekan o kadar büyüktü.”
Kurduğu hayali, vizyonu gerçekleştirmesini desteklesin diye, yapımcılar, yönetmeni  başarılarıyla kendilerini kanıtlamış, çok sağlam bir grup kamera arkası sanatçısı ile çevrelediler; 2011 yılının en büyük filmlerinden biri olan HIZLI VE ÖFKELİ 5’te çalışmış görüntü yönetmeni Stephen Windon, kostüm tasarımcısı Louise Mingenbach, yapım tasarımcısı Andrew Menzies, dublör koordinatörü Steve Ritzi, dövüş koordinatörü Thomas Dupont ve ikinci ekip yönetmeni George Ruge gibi. “Jon’un en önemli özelliklerinden biri güçlü bir egosunun olması. Ama asla diğer insanların fikirlerini yok saymıyor. Sonuç olarak, o çok iyi bir çalışma arkadaşı ve herkesin kendi sınırlarında ellerinden gelenin en iyisini çıkartmalarını sağlıyor,” diyor di Bonaventura. “Ekibin en iyi fikirlerini toparladı ve kendi elindekilerle birleştirdi. Ve bu da umabileceğimiz en iyi sonucu almamızı sağladı.”
Sıra görsel bakış ve filmin boyutuna geldiğinde, yapımcılar, yenilikçi katılımlarıyla bilinen, daha önce MÜNİH ve SYRIANA gibi filmlerde sanat yönetmenliği de yapmış olan yapım tasarımcısı Andrew Menzies’i işe aldılar. Menzies, filmi CGI dünyasından gerçek dünyaya taşıma ve bunun filmin genel görünüşü üzerinde yaratıcağı etkileri konusunda son derece heyecanlıydı.  “Senaryoyu okuduğumda, BLACK HAWK DOWN (KARA ŞAHİN DÜŞTÜ) gibi öteki askeri filmlerde olduğu gibi bu filme de gerçekçi bir dokunuş getirme ihtimali, beni çok heyecanlandırdı,” diye anlatıyor Menzies.
Menzies’in filmin görünüşü, tonları  ve dokusu üzerine öncelikli fikirlerini duyduktan sonra Chu, G.I. JOE’nun uzaklara erişen dünyalarını gerçek hayata taşıyabilecek kişinin Menzies olduğundan emin oldu. “En başından beri filmin gerçekçi bir dokusu, derinlik sağlayan pekçok katmanı ve bir hacmi olsun istiyorduk. Andrew’un kurduğu setlere sahtelik değil yaşanmışlık duygusu katma yeteneğinin olduğunu biliyorduk.”
Çalışılacak devasa alanlara sahip olunması Menzies’e G.I. JOE’nun değişik dünyalarını yaratmak konusunda nerdeyse imkansız bir özgürlük sağlıyordu. “Lorenzo, Jon ve Herb ile ben NASA giden ilk ekibin içindeydik. Araç birleştirme binasını ilk gördüğümde bu iş tamamdır diye düşündüm. Film çekmek için emsalsiz bir yerdi. Hatta nerdeyse biraz fazla büyüktü, ama büyük bir lokma olmasına rağmen kaçırılamayacak kadar lezzetliydi,” diyerek gülüyor Menzies.
“Andrew fevkalade bir iş başardı. Çok zorlu bir mücadeleydi ve o kazandı,” diyor ve ekliyor di Bonaventura. “Filmde olağanüstü sayıda görsel alanlar var ve hepsi de inanılmaz zengin duruyor. Haritada ordan oraya sıçrayıp duruyoruz ve bu yarattığımız görsel çeşitlilik, gerçek bir hayranlık uyandırıyor.”
İster bir yer altı hapishanesi olsun, ister Tokyo gökdelenlerinden birinde modern, şehirli bir Zen dövüş okulu olsun, ya da Himalaya doruklarında gösterişsiz bir manastır olsun; Menzies, her bir mekanı filmin görsel şablonları dahilinde yaratmayı başardı. Tasarımcının en çok sevdiklerinden biri SNAKE EYES ve JINX’in BLIND MASTER’dan eğitim aldıkları Arashikage setiydi. Dojo ise modernizmle gösterişsizliğin bir arada olduğu, organikle endüstriyel materyallerin ikilemlerinin sergilendiği, Tokyo’da bir gökdelenin en tepesinde bulunan bir Zen dövüş okuluydu.
Bu ortam; iki dünyanın çatışması fikrine emsal teşkil ediyordu. “Tokyo’daki en yüksek gökdelenin tepesine bir dövüş okulu, dojo koymak, filmimizdeki eskinin ve en yeninin, modernin ve antik olanın kaynaşma noktasını anlatır,” diye açıklıyor di Bonaventura.
Menzies tasarımlarını yaparken, aksiyon sahnelerini, setin dublorlü dövüş sahnelerinden nasıl etkileneceğini ve elbette dublörlerin de setten nasıl etkileneceğini aklının bir köşesinde hep tutmak durumundaydı. “Elbette setlerin mümkün mertebe güzel görünmesini istiyordum ancak her zaman dublörleri ve performansları da göz önünde bulunduram gerekiyordu,” diyerek devam ediyor Menzies. “Bunun farkındalığını setlerin görünümlerine yaklaşımımda hep canlı tutuyordum. Dojo, dövüş okulu bunun klasik bir örneğidir.”
Setlerin fonksiyonelliklerinin ötesinde, Jon M. Chu, gerçekçi set görünüşlerinin oyuncuları nasıl da olumlu etkilediği konusunu çok taktir ediyordu. “Set tasarımları aktörlere daha da gerçekçi oynayabilecekleri kocaman bir alan sağlıyor. Himalaya dağlarındaki manastırdan, ziyaretçi merkezine, hapishaneden yeni çukura kadar, Menzies bizim için değişik dünyalardan kolajlar tasarladı.”
“Andrew bu işi harkulade başardı. İçine girdiğiniz her bir setin ne kadar harika göründüğüne inanamıyorsunuz. Bu, oyuncuların da ekibin de motivasyonunu ciddi şekilde yükseltiyor. Bir film için yapım tasarımının gerçekten ne demek olduğuna dair mükemmel bir örnek bu,” diyor Howsam.
İlk filmde nelerin işe yaradığını analiz edip, yeni imajların ihtiyaç duyulduğu taktirde devreye sokulması cephesinden işine yaklaşan kostüm tasarımcısı Louise Mingenbach, filmin genelinde yeni bir doku oluşturabilmek adına, Menzies ile dirsek dirseğe çalışanlardan biriydi. “Elimizde referans noktası olarak kullanabileceğimiz bir ilk film olması çok işimize yaradı.” diye açıklıyor Mingenbach. “Neleri koruyup sürdürmek istediğimize ve neleri değiştirmek istediğimize bakabildik, bu bize epeyce yardımcı oldu.”
Filmi daha gerçekçi bir hale getirmek demek, mitolojinin çok da uzağına düşmeden, karakterlerin kostüm tasarımlarında ve genel olarak filmin görünümünde değişiklikler yapmak anlamına geliyordu. Gerçek dünya ile G.I. JOE’nun dünyasının  arasındaki ince çizgide yürümek müthiş bir dikkat gerektiriyordu. “Bence bu tür filmlerdeki aşılması en zorlu konu, böylesi karakterlerin gerçek hayatta ne şekilde var olabileceklerini çözmeye dayanır. Çünkü eğer doğru düzgün uygulanmazsa, gerçekten de hiç iyi görünmezler ve dolayısı ile de insanlara inandırıcı gelmez.” diyor Erik Howsam. “Louise, bu harkulade karakterlerin görünüşlerini daha da gerçek dünyaya yakınlaştırmak konusunda dahiyane bir iş başardı.”
G.I. JOE takımı için, Mingenbach, ilk filmde gördüğümüz herkese uyan tek model evrensel uniformalar yerine, her bir karakterin kendine özel yeteneklerine hitab eden görünümler, kostümler geliştirdi. Artık her bir G.I. JOE çekirdek takım elemanının kendi dövüş stillerinin de ipuçlarını taşıyan, imza niteliğinde savaş zırhları vardı. Dwayne Johnson için, ROADBLOCK’un G.I. JOE üniformasını giymek, oyuncu olarak doğru karaktere bürünmesine yardımcı oldu. “Bu zırh özel olarak sadece ROADBLOCK için tasarlanmıştı, ihtiyaç duyduğumda pirinçten el kemiklerimi açıp kapatmama yarayacak düzeneğe sahip şekilde yapılmıştı. Zırh yaklaşık olarak 13 kg kadardı ve onu giydiğimde kendimi savaşa gitmeye hazır hissediyordum.”
Mingenbach ve film yapımcıları, görsel olarak sembolleşmiş SNAKE EYES’ın ninja karakteri görünümünü, bir kıyafetten çok, sanki vücudunun bir parçasıymış gibi kullanabilmesi üzerine değiştirtiler. “SNAKE EYES’ın hergün böyle giyinip kuşanmasının kendisi için bir zırh, bir silah olması kavramı ile hareket ettik,” diye açıklıyor Mingenbach.
Mingenbach, bitmek tükenmek bilmez çizimler ve düzenlemelerle SNAKE EYES’ın kostümü için tam 2 ay harcadı.  Çoğunlukla süper kahraman kıyafetlerinin, onları giyen oyuncular için, bir şekilde hantal ve sınırlayıcı olduğunu göz önünde tuturak, ekip, SNAKE EYES’a daha fazla akışkanlık ve rahatlık getirecek bir kıyafet sağlamak konusunda anlaştı. “Ray’in içinde yaşayıp rahatça hareket edebileceği, ama aynı zamanda iyi de görünen bir kotüm tasarlamak zorundaydık. Oyuncuyla birlikte çalışmak ve onun bu konudaki fikirlerini de almak zorundaydık. Böylece zırhındaki birkaç parçayı değiştirdik, daha yumuşak maddeler ekledik, yan taraflarına biraz daha lastik elementler koyduk ki; rahatça hareket edebilsin. Uygun olanı bulabilmek için çok fazla araştırma ve geliştirme çalışması yaptık.”
“Bu kıyafet, sanki SNAKE EYES’ın bizzat kendisi yapmış gibi, savaşmak için çok daha uygun,” diyerek devam ediyor Ray Park. “Daha dayanıklı ve rahat. Eskisine göre daha çok bu savaş zırhının içinde gerçekten bir insan varmış gibi görünüyor.  Bunu çok sevdim.”
SNAKE EYES’ın koruması altındaki dişi ninja savaşçısı JINX’in kıyafeti için, Mingenbach, orjinal çizgi roman serisinde de görülen o çok belirgin kırmızıdan tam olarak kopmamakla beraber, karakterin daha bir modaya uygun olmasını sağlayacak ilaveler yapmayı başardı. “JINX çok eğlenceliydi çünkü onun kıyafetlerine daha revaçta unsurlar eklenebiliyordu. Asya’lı modası asimetrik ve heykelvari. Bu sebeple, istediğimiz kadar parça ekleme şansına sahip olduk.”
STORM SHADOW ve onun sembolleşmiş beyaz kostümü  için film yapımcıları, zaten mükemmelliğe ulaşmış olduğundan, herhangi bir değişikliğe ihtiyaç duyulmayacağını düşündüler. “STORM SHADOW’un kostümünde gerçekten çok az tadilat yaptık, ama zaten onun kostümü hali hazırda nerdeyse mükemmeldi.”
Film yapımcıları, filmdeki askeri dünyaya mümkün olan en yüksek seviyede gerçekçilik katması adına, eski bir donanma askeri olan ve film dünyasını, orda işlerin nasıl yürüdüğünü çok iyi bilen; ünlü askeri teknik danışman Harry Humphries’i ekibe kattılar. “Harry’i aramıza aldık çünkü bizim asker çocukların mümkün mertebe gerçeğe yakın olmasını istiyorduk,” diye açıklıyor di Bonaventura. “Harry ve onun donanma mensubu ekibi, asker olmanın detaylarına dair, işe anında bir inandırıcılık kattı ve bu, filmin son halini müthiş etkiledi.”
Film yapımcıları için adeta aslına uygunluğu  ölçen bir termometre gibi danışmanlık yapıyor olmasının yanı  sıra, Humphries aynı zamanda, hazırlık süreçlerinde oyuncularla silahların tutuluşları, taktiksel uygulamaların teknik yönleri ve askeriye hakkında bilinmesi gereken herşeyle iligili birebir çalıştı. Humphries, günümüz seyircilerinin hiçbir detayı kaçırmadığına sıkı sıkıya inanıyor. “Bugünün seyircisi çok donanımlı ve büyük bir çoğunluğu nasıl doğru düzgün silah tutulacağını ve bunun nasıl görüneceğini gayet iyi biliyor,” diye iddia ediyor Humphries. “Kimi anahtar konular var; silahlarını tecrübeyle ve rahatlıkla kullanıyormuş gibi görünmeleri ve bir birlik olarak nasıl hareket etmeleri gerektiği gibi. Bütün bunları doğru yapabilmesi için, oyuncuyu mutlaka iyice eğitmelisiniz.”
Humphries, film çekimlerinden önce ve çekimler boyunca her bir G.I. JOE oyuncusuyla, kendi karakterlerinin özel yetenekleri ile ilgili olduğu kadar, askeriyenin temel teknikleriyle iligili de çalıştı. Sonra, genelde filmlerde gözden kaçırılan; bir askeri birlik olarak takım halinde nasıl çalışmak gerektiğini öğrenmeleri için, hepsi bir araya getirildi. “Bütün oyunculara kendi özel yeteneklerini nasıl gösterebileceklerine dair temel eğitim verildi, sonra birliğin harekât kabiliyetini uzmanlaştırmak adına, takım olarak bir araya getirildiler.”
“Askeriyede hizmet eden kadın ve erkeklere taktirlerimizi sunmayı ve bunun gerçek hissedilmesini istedik. Umuyorum ki; filmimiz vasıtasıyla bu uğurda gayet güzel sonuçlar elde ettik.” diyor Erik Howsam.
Humphries’in halen aktif olarak donanma mensubu ekibinin G.I. JOE takım üyeleri olarak filmde oynaması, çekimler boyunca, oyuncuların ve teknik ekibin üzerinde müthiş olumlu bir etki oluşturdu. “Nerdeyse ağzımızı açık bırakacak derecede bir tecrübeydi gerçek askerlerin bizimle olması. Onların bizim yanımızda olmasının anlamı çok büyüktü,” diyerek devam ediyor di Bonaventura.  “Onlara insan gözüyle bakıyorsunuz, neleri feda etmeye hazır olduklarını görüyorsunuz. Bu askerlerle çalışmak, her birimizde, onlara karşı derin bir minnettarlık ve hayranlık uyandırdı.”
Dublörler/Dövüşler
Böylesi büyük ve gösterişli filmler, gerçeğe meydan okuyan ve seyircinin tüylerini diken diken eden aksiyon sahneleriyle anılırlar, ve film yapımcıları G.I. JOE: MİSİLLEME’yi, seyirciyi garanti olarak memnun edecek bir film haline getirmeyi kafaya koydular. Yönetmen Jon M. Chu, aksiyon hayranlarının kesinlikle büyük beğenisini kazanacak, özenle tasarlanmış ve koreografisi yapılmış dövüş sahneleri yaratan, çifte yumruk kombinasyonu; dublör koordinatörü Steve Ritzi ve dövüş koordinatörü Thomas Dupont ile çalışmanın avantajlarından faydalandı.  “En yaratıcı fikirler; dublörler, oyuncular, yönetmen, yapımcılar ve yazarların, tek kelime ile bu filme özgü müthiş bir kaç sahne yaratmak üzere yaptıkları çalışmalarda ortaya çıktı,” diye açıklıyor di Bonaventura.  “Seyirciler bu filmde şunları bulacaklar: Aksiyon bir başladı mı; korkunç gergin ve hayatlarında hiç görmedikleri gibi bir şey olacak.”
Dublör koordinatörü, hem askeri hem de ninja temalarına dair dövüş sahneleri tasarlama fırsatı bulduğu ve her iki temanın da kendine ait güzellikleri olduğu için çok sevinçliydi. “Bu kadar birbirinden ayrı iki farklı unsuru bir arada kullanmak fikri, büyüleyici olduğu kadar zorlayıcıydı da,” diye anlatıyor Ritzi. “G.I. JOE stili çok daha dolambaçsız ve anlaşılırken, hemen yanında son derece kendine has bir koreografisi ve iplerle kendilerini bağlayıp dağların tepelerinde uçuşmak gibi beklenmedik eğlenceli unsurları da ninjalar var. Bu kombinasyon gerçekten çok eğlenceliydi.”
Filmin ilk yarısında, G.I. JOE ekibi ve onların fiziksel çarpıcılıkları, aksiyon seyircilerinin beklentilerini fazlasıyla karşılayacak iki muhteşem büyük sahne ile seyircilere sunuluyor.  Pakistan’da bir nükleer silah deposunu yok etmek görevinde, ekip, büyük bir hassasiyet ve beceri ile, çok tehlikeli ve yüksek riskli bir çıkartma yapar.  Bu sahne, çok yüksek dağlardan iplerle inmeleri, yumruk yumruğa dövüşleri, son derece tehlikeli atlaya zıplaya koşmaları, silah oyunları, pekçok değişik öldürücü alet ve onların mermilerini barındıran bir aksiyon filmi açık büfesi gibidir. Bu; her bir G.I. JOE takım üyesinin özel maharetlerinin ve onların takım olarak inkar edilemez yetkinlik ve üstünlüklerinin sergilendiği bir sahnedir.
Yapım ekibi, NASA’nın roketleri diklemesine inşaa ettiği binasında çalışma şansını, 67 metre yükseklikteki tavanları ve daha önce hiç görülmemiş roket hızlandırıcılarını, bilinen aksiyon menzilinin sınırlarını zorlamak üzere değerlendirdiler. “Yapım değeri çok yüksek. ROADBLOCK ve iki diğer JOE’nun adamını bu 60 küsur metre uzunluğundaki roketten aşağı püskürtüp savaştırdık,” diye açıklıyor dublör koordinatörü Steve Ritzi. “Gerçek anlamda bir G.I. JOE’nun adamları yağmuru gibiydi; gökyüzünden aşağı, isyankarların üzerine şimşek gibi yağıyor, en alta kadar ateş ediyorlardı. Her kata ateş eden, düşen ve dövüşen insanlar koyduk ve her bir karakterin kendine özel bir dövüşme anı oldu. Müthiş özenli bir çalışmaydı.”
“Nükleer silah deposundaki sahne, ekibin birbirine olan bağlılığını ve yetkinliğini gösterip asker olarak yeteneklerini gözler önüne seriyordu,” diye açıklıyor Dwayne Johnson.
Çok zor ve tehlikeli bir görevi, hiçbir G.I. JOE can kaybı olmadan tamamlamanın sevincini yaşarlarken, haddi zatında takımın büyük bir kısmını yok edecek müthiş bir güç tarafından pusuya düşürülüp gafil avlanırlar. Dublörler ve özel efekt takımı, çok güçlü ve patlayıcı kuşatma altında kalan birliğin portresini planlamıştır. Sahneye, G.I. JOE’nun müthiş askeri birliğini temsilen, dikkat ve özenle koreografisi yapılmış, patlayarak 10 metre kadar havaya uçan bir Humvee (jipten büyük askeri araç), çok sayıda roket hızlandırıcı, alev alev yanan bir sürü aracın yanı sıra, gerçek donanma mensupları, 30’dan fazla aksiyon dublörü ve yaklaşık 40 figüran yerleştirilmişti. Bu tehlikeli savaş sahnesini nerdeyse hiç CGI pekiştirmesi kullanmadan gerçekleştirmek; gerçek patlamalar kullanılacağı anlamına geliyordu ve eldeki patlayıcı ve mermi miktarına bakılınca, hata yapmaya çok az veya hiç pay olmadığı görülüyordu. “Çarpışmaların ve patlamaların büyük çoğunluğu gerçekti. Çok da fazla üzerinde oynama yapılmadı,” diye açıklıyor Ritzi. “Yüklemeleri ve patlamaları oyuncularımızın ve dublörlerimizin hemen yanı başında yapıyorduk ve onlardan bu darbeleri alışlarını ve tepkilerini olabilecek en gerçekçi halde göstermelerini bekliyorduk.”
Sahnenin inanılmaz komplikasyonlarına rağmen, film yapımcıları son derece inandırıcı bir tahribatın gözler önüne serilmesi için, aksiyonun tamamının adım adım haritasını çıkartıp, kusursuzca bir ekip olarak çalıştı.  “Özel efekt ekibi inanılmaz iyiydi, koskocaman özel efekt bölmelerini sette nerelere yerleştirmemiz gerektiğini tasarlamışlardı ve Jon M. Chu, Steve Windon, 1. yardımcı yönetmenimiz Phil Patterson ile ben, aktörlerin dublörlerle beraber boşlukları doldurmak için nerden nereye hareket edeceklerinin planlarını tasarladık,” diye ekliyor Ritzi. “Korkunç özen isteyen bir sahneydi, en ufak hatada bambaşka bir yöne gidebilirdi herşey. Ama herkes o kadar iyi çalıştı ki; herşey sorunsuz yolunda gitti.”
Hakkında çok konuşturacak ve muhakkak seyircinin memnuniyetini kazanacak aksiyon sahnelerinin en can alıcılarından biri de; Himalaya’ların en tepesinde, yüksek irtifada halatlara bağlanmışken gerçekleşen kovalamaca ve ninja dövüşüdür. STORM SHADOW’un iyileştiğini ve bir Nepal manastırında kızıl ninjalardan sığınma istediğini öğrendikten sonra, SNAKE EYES ve JINX, onu yakalayıp yargılanabilmesi için BLIND MASTER’a geri getirme görevine atanırlar. Bu iki büyük düşman arasında geçen epik kavganın sonunda, STORM SHADOW’un kendinden geçmiş vücudunu da sırtlanmışken, ikili, kaçabilecekleri tek yolu seçmeye mecbur bırakılırlar. Bu en tehlikeli sahnede, sadece iplere tutunarak hareket edebiliyorlarken, karlarla kaplı ihitşamlı dağın zirvelerinde, bir kızıl ninja sürüsü tarafından kıyasıya kovalanırlar.
“Sahneyi ilk okuduğumuzda, kendi kendimize gerçekten bu işi becerip beceremeyeceğimizi sormak zorunda kaldık,” diye devam ediyor di Bonaventura. “Kafamızda giderek şekillenmeye başladı; şansımız yaver giderse, cidden akıl almaz çılgınlıkta bir takım numaraları ip üstünde becerebilecek olağanüstü bir dublör takımı ve birkaç anahtar görsel efektin yardımıyla, seyircilerin bugüne değin hiç şahit olmadıkları kadar yüksek bir seviyede ve büyüklükte bir heyecan yaratabilirdik.”
Sahnenin halat düzeneğini, dağların tepesine kadar çıkabilen devasa boyutlardaki yüksek hızda çalışan vinçleri ve altına serilmiş kocaman tenteleri, tepelerin arasına gerilmiş binlerce ve binlerce metre ipleri kurmak, birkaç ay kadar zaman aldı. Dağa tırmanış uzmanı Paul Borne filme dahil olmuştu. Kilit önemi taşıyan halat düzenekçisi Dave Lane’in de yardımıyla, Ritzi ve ekibi muhteşem bir sahne çekmeyi başardılar. “Korkunç detayları olan bir sahne. İnsanlar seyrettiklerinde tamamen CGI teknolojisiyle üretildiğini düşünecekler, ama biz çok büyük bir kısmını gerçekten insan gücüyle yaptık,” diyor Ritzi.  “Dağın yanlarından aşağı sarkan 30 metrelik dev gibi aletlerimiz vardı, helikopterlerle habire aşağı yukarı inip çıkıp duruyorduk, kar dozerleri malzemeyi yukarı çıkartıp aşağı taşıyordu. Fevkalade birşeydi.”
Oyuncaklar/Araçlar
Film, oyuncak meraklılarının ve aksiyon türü hayranlarının hasretlerini gidermek adına (G.I. JOE markasının da bu özelliği ile tanındığı üzere) güçlendirilmiş araçlarla ve özenle hazırlanmış değişik değişik silahlarla donatıldı. Araç sanat yönetmeni Luke Freeborn’a göre bu, herkesin içindeki çocuğu ortaya çıkartıyor. “Bu dev oyuncakları yaratmak ve onların canlanmasına şahit olmak, en başından yeniden çocuk olmak gibi birşey. Bu oyuncakları gerçek manada iş başında çalışırken görme beklentisi bile, akıllarımızı yerinden oynatmıştı,” diyor.
Filmde; iki değişik tür tank, üç değişik helikopter, iki farklı uçak, güçlendirilmiş bir motorsiklet, kılıçlar, bıçaklar, ninjaların kullandığı türden tutma yerlerinin kenarları içe doğru kıvrık sai isimli katanalar ve öteki silahlar başta olmak üzere, son derece geniş yelpazeli bir silah ve araç çeşitliliği sunuluyor. di Bonaventura diyor ki; “Bu oyuncakları hayata geçirmek size tekrar çocukmuşsunuz gibi hissettiriyor. Bence insanlar hayatlarında daha önce hiç karşılaşmadıkları birşeyleri görmekten büyük keyif alacaklar.”
Ekip çalışanları araçları ilk tasarlamaya başladıklarında, bir yandan sınırları zorlamayı hedeflerken, diğer yandan da G.I. JOE efsanesini onurlandırma konusunda hep çok düşünceli davrandılar. “Bize verilen talimatlar hep dinamik görüntülü, mümkün mertebe inandırıcı ve haşmetli araçlar tasarlamamız yönündeydi,” diyor Freeborn. “Tanıdığımız ve görmeyi arzu ettiğimiz kimi oyuncak dillerini dahil edebilmek için çok çaba sarf ettik.”
Filme dahil edilen böylesi oyuncaklardan biri de UÇAN KOBRA TEKNESİ’dir. Bu devasa ve meymenetsiz görünümlü teknenin uzaktan da olsa yola çıkış noktası; üzerine ikiz motorlar, geri geri dönen pervaneler ve karada da gidebilmesini sağlayacak yeterlilikte beygir gücü eklediğimiz, zehirli deniz yılanı diye adlandırılan oyuncak bir deniz aracıdır.
Filmin sunduğu, bir başka klasik G.I. JOE/Hasbro oyuncağından esinlenilmiş ve kesinlikle her yaş grubundan seyirciyi heyecanlandıracak araç; sembolleşmiş COBRA HISS TANK (TISLAYAN KOBRA TANKI)’nın yeni versiyonudur. Bu dev aracı yaratmak için yapım ekibi bir M548’ı temel alarak işe başladı. Henüz dış cephesi, genişletilmiş kokpiti ve ilave silahları eklenmemiş olduğu halde, aracın kendisini sadece inşaa etmek, ekibin 12 haftasını almıştır. Araçlar sanat yönetmeni Luke Freeborn şöyle açıklıyor: “Bizi en çok zorlayan şey, bütün bu elementlerin tam olarak nasıl olup da bir araya geleceğini, üst parçası konulunca ana gövdenin nasıl çalışacağını, tamamlanmış halinin görüntüsünü kestirebilmekti. İşin estetik tarafını düşünüyorduk; onu nasıl haşmetli ve ürkütücü kılabilirdik. Silahların, tekerleklerin ve kumandanın hepbirden kameranın önünde kusursuz çalışmasını sağlamak, tam bir ekip çabası ürünüydü.”
Filmde karşımıza çıkan, farkedilir ölçüde daha küçük ancak daha hızlı bir diğer tank ise Joe Colton’a ait, ROADBLOCK tarafından düşmanları kesip biçmek için kullanılan araçtır. TISLAYAN TANK’a göre alenen daha az haşmetli duran Joe Colton’ın tankının gücü, hızından ve çevikliğinden kaynaklanmaktadır. Colton’ın tankı 750 beygir gücündedir ve 104km’ye kadar çıkabilir, tıpkı çimenin üzerinde bir ZR1 Corvette kadar hızlıdır. Bunlara ek olarak, ROADBLOCK karakterinin de marifetlerini ve fiziksel gücünü sergilemede kullandığı aracın tepesine, 45’er kiloluk azametli roket-atarlar ilave edilmiştir.
Yapım ekibi, her bir karakterin silahlarının, o karakterlerin bireysel dövüş stillerine ve güçlerine uygun olarak tasarlanması konusunda büyük çaba sarfetmiştir. Yumruk yumruğa dövüşmekten hiç geri durmayan ROADBLOCK’a, kostümlerine dahil edilebilecek özel aksesuarlar verilmişti. “ROADBLOCK’un zırhına tutturabileceği, pirinç metalinden yapılmış özel el kemiği benzeri bir silahı var. Bununla kafatasınızı rahatlıkla dağıtabilir ve diğer silahlarla birlikte kullanılabilmek gibi bir özelliği de var. Silah takımları ve dövüş stilini kombinlediğinizde onun has be has gaddarlığını görebiliyorsunuz,” diye açıklıyor Dwayne Johnson.
Ninjaları ve sahip oldukları özellikleri birbirlerinden ayırt edilebilir kılmak için, her biri, kostümleriyle karaktere özel bir şekilde bütünleşen, kendilerine has kılıçlarla donatılmışlardı. “Ninjaların silahları özellikle çok eğlenceliydi çünkü her birinin nasıl birbirinden farklı olduğunu tanımlamaya çalıştık,” diye açıklıyor Jon M. Chu. “JINX’in tek bir yanında iki kılıcı var, STORM SHADOW’un iki yanında ikişer kılıcı var ve SNAKE EYES’ın sadece bir kılıcı var. Böylece profilden bile bakıldığında hangi ninjanın kim olduğunu ayırt edebiliyorsunuz.”
Herşeyden daha fazla zorlayacak olan, muhtemelen, filmde görünen karakterlere erişebilecek aksiyon figürü oyuncakları üretmek olacaktır.“Gerçek ROADBLOCK’un müthiş kaslı vücudunu doldurabilecek kadar plastikleri var mıdır, emin değilim,” diye şakalaşıyor Chu. “Yeteri kadar aksiyon hareketi kazandırabilirler mi bu oyuncaklara, ondan da emin değilim, zira Kung-Fu numaraları bu filmden çıkma bir karakter için asla yeterli değil. Vücudu yerden yere atabilmek, boyun kırabilmek ve arkadan sinsice yaklaşıp boğabilmek gibi özellikler katmaları gerekecek.”

OYUNCULAR HAKKINDA

DJ Cotrona (FLINT) DJ bu Mart, başrollerini Dwayne Johnson, Channing Tatum, Ray Parker, Adrianne Palicki, Jonathan Pryce ve Ray Stevenson ile paylaştığı, Paramount Pictures’ın G.I. JOE: MİSİLLEME filminde karşımıza çıkacak. Son olarak televizyonda ABC'nin “Detroit 1-8-7” dizisinde Michael Imperiloi’in karşısında, sinemada ise Nicholas Sparks’ın başarılı romanından uyarlanan Screen Gems’in DEAR JOHN adlı filminde Channing Tatum ve Amanda Seyfried ile karşılıklı rol almıştır. Yaptığı işlerden bazıları ise şöyle sıralanabilir: Lizzy Caplan ve Jenny Wade ile başrollerini paylaştığı bağımsız sinema filmi LOVE IS THE DRUG ve NBC televizyonunda yayınlanan dizi “Windfall”.
Byung-hun Lee (STORM SHADOW) Byung-hun Lee, televizyon ve film dünyasında “Kore Patlaması”nı başlatan yıldızlardan biri olarak da tanınan, uluslararası bir süperstardır.  Japonya’da dört kraldan biri olarak bilinir. Lee, Tokyo Dome (Tokyo’nun en büyük stadı)nı 45,000 çığlık atan hayranla tıka basa doldurabilen ilk yıldızdır. Japonya’da 2007 senesinde 70,000 kişilik hayran turnesini tamamlayan aktör, 2011 için yeni bir turne planlamaktadır. Pozisyonunu Asya’nın en önde gelen yıldızları arasında sağlamlaştırmıştır.
Lee, oyunculuk kariyerine 1991 yılında bir Kore TV dizisi olan “Asphalt, My Hometown” ile başlamıştır.  O zamandan bu yana “Tomorrow Love”, “Police”, “Son of Wind”, “Happy Together”, “Beautiful Days”, “All In”, ve 2009 yılında "Iris" gibi televizyon ekranlarında pekçok işe imza atmıştır;
Erken yıllarında kariyerindeki başarılarının  çoğu televizyondan geliyor olsa da, Lee’nin gerçek tutkusu büyük perde için filmler çekmektir. THE GOOD, THE BAD, AND THE WEIRD ve I COME WITH THE RAIN 2008 yılında perdelerini açtı. Lee'nin en yeni filmi I SAW THE DEVIL ilk olarak Sundance Film Festival’inde, olumlu eleştiri yağmuruna tutularak gösterime girmiştir. Lee'nin, bir Hollywood filmindeki ilk denemesi 2010 yılında G.I.JOE: RISE OF COBRA (G.I.JOE: KOBRANIN YÜKSELİŞİ) ile geldi. Filmin dünya çapında kazandığı büyük başarının ardından Lee, 29 Mart 2013’te vizyona girecek olan G.I JOE: RETALIATION (G.I JOE: MİSİLLEME) filminde de görev aldı.
Adrianne Palicki (LADY JAYE) Kendini hem televizyonda hem de sinemada patlama yapmış bir yıldız olarak kabul ettiren genç ve yetenekli aktirist Adrianne Palicki’in en çok bilinen işi; NBC’nin “Friday Night Lights” dizisinde oynadığı roldür. Palicki, son olarak LADY JAYE rolünü canlandırmak üzere yakında vizyona girecek olan, ilkine devam niteliğinde G.I JOE: RETALIATION (G.I JOE: MİSİLLEME) filminde, Channing Tatum, Bruce Willis ve Dwayne Johnson gibi ünlü isimlerle oyuncu kadrosunda yer almıştır. Film, Paramount tarafından 29 Mart 2013’te vizyona sokulacaktır.
Palicki’nin bir sonraki işi; MGM’in RED DAWN isimli filminin yeniden çevrilmiş halinde olacaktır. İlk versiyonunda Jennifer Grey tarafından oynanmış olan ‘Toni’ karakterini oynayacaktır. Oyuncu kadrosunun geri kalanına Chris Hemsworth, Josh Peck ve Connor Cruise’da dahildir.
Palicki, son dönemde Ocak 2010’da vizyona giren, Sony Pictures’ın epik filmi LEGION’da rol aldı.  Paul Bettany, insanlıkla, insanlığa olan inancını yitirmiş Tanrı’nın kıyameti arasında tek başına kalmış baş melek ‘Michael’ı oynamaktadır. İnsanoğlu’nun son umut kaynağı, ikinci kez dünyaya geleceğini fark ettikleri İsa’nın doğumunu sağlamaya çalışan bir grup yabancıya dayanır. Palicki, İsa’ya hamile ‘Charlie’ rolünü oynamaktadır. Filmin diğer oyuncuları Dennis Quaid, Kate Walsh ve Lucas Black’tir.
Palicki ayrıca 2009 yapımı bir bağımsız sinema komedi filmi olan WOMEN IN TROUBLE’da, Carla Gugino, Josh Brolin, Emmanuelle Chriqui, Connie Britton ve Marley Shelton’ın karşısında da oynamıştır. Film, Los Angeles’ta 24 saat içinde hayatları birbirine karışan 6 kadını konu alır.
2006-2009 arası, Palicki, ilk üç sezonunda NBC’nin övgüye değer dizisi “Friday Night Lights”ta, Kyle Chandler ve Connie Britton karşısında sürekli oyuncu olarak görev almıştır.  “Friday Night Lights” küçük bir kasabada, çok yüksek puanlarla değerlendirilen bir futbol takımını ve etrafında olanları anlatan, gene aynı isimli kitaptan ve filmden uyarlanmıştır. 2011 yılında, beşinci ve final sezonunun son iki bölümünde Palicki, rolüne ‘Tyra Collette’ olarak geri dönmüş, ve dizideki performansından ötürü övgü dolu eleştiriler almıştır.
Palicki, Ohio’da doğdu ve büyüdü. Oyunculuk kariyerini kovalamak istediğine karar verdiğinde Los Angeles’a taşındı. İlk içinde olduğu projede, yönetmen John Woo’nun televizyon için tekrar çektiği klasik “Lost in Space” adlı programda Judy Robinson rolünü oynamıştır. “North Shore,” South Beach” ve “CSI” televizyon için yaptığı diğer işlerin bazılarındandır. “Smallville” adlı dizide “Super Girl” rolünü oynamıştır. “Supernatural” dizisinde de devam eden bir rolü vardır.
Palicki, resim yapmayı ve çizgi roman biriktirip onları okumayı çok sever. Halen Los Angeles’ta yaşamaktadır.
Ray Park (SNAKE EYES) Raymond Park, 23 Ağustos, 1974’te, İskoçya’nın Glasgow şehrinde dünyaya gelmiştir. Park her zaman filmlerde oynamak isterdi ama dövüş sanatlarından da çok etkileniyordu. Babasının Bruce Lee filmlerine duyduğu hayranlık küçük çocuğun aklında asla dinmeyecek bir yangın başlatınca, yedi yaşından bu yana, dövüş sanatlarına karşı bir sevgi besleyip büyütmüştür. Kendini geleneksel Çin Kuzey Shaolin Kung-fu (Park, Chin Woo stilinden başka stillerde ustalaşmaya doğru yola çıkmış, en çok da Wushu üzerinde çalışmıştır) dalında uzmanlaştırmıştır. Kısa zamanda dövüş sanatı gösterilerinin ve turnuvalarının değişmez bir parçası olmuş, yeni yeni ün kazanan sporcu İngiltere’nin dövüş sporcularını alt etmiş, daha sonra da yeteneklerini geliştirmek amacıyla Malezya’ya gitmiştir.
Sayılamayacak kadar çok dünya çapında şampiyonayı  feth edip, bir sürü madalya kazanan Park, 1995’te Dövüş Sanatları Dünya Şampiyonası’nı tamamladığında kişisel bir hayalinin farkına vardı. 1997 yılında sıklıkla gittiği Malezya seyahatlerinin birinde “Mortal Kombat: Annihilation” filmi için dublör olarak seçmelere katılması istenmişti. Çocukluğuna ait sinematik dövüş sanatları tutkusunun büyülü hatıralarıyla, Park, film yapma süreciyle ilgili mümkün olduğunca çok şey öğrenmeye başladı. Kısa zamanda daha fazla sayıda sahnelerde oynamaya ve sette giderek daha da doğal olmaya başladı. Daha sonra dublör koordinatörü Nick Gillard onu, George Lucas'ın yakında çekilecek olan Star Wars filmi için seçmelere davet etti. Yapımcı Rick McCallum işi ona teklif etmişti. Yaptıklarından çok etkilenen Lucas, Park’a kendi koreografisini yaratma özgürlüğünü tanıdı. Çok kısa zamanda en yetenekli olduğu unsurlara göre rolünü geliştirme güvenini kazandı. 1999 yılında Park, STAR WARS EPISODE 1: THE PHANTOM MENACE filminde, Sith Lord Darth Maul rolüyle karşımıza çıktı. (Star Wars’daki işi sayesinde, Park, FAN BOYS adlı filmde, bir yandan iki tane copu sallarken "Senin için artık hırpalanma zamanı geldi çocuk" repliğini de sarfeden, Skywalker Ranch güvenlik görevlisi olarak küçük ama etkili bir rol de kapmıştır.)
Kısa süre sonra, Ray, Christopher Walken’ın dövüş dublörü olarak SLEEPY HOLLOW filminde görev aldı. Park, ilk gerçek diyaloglu rolü, X-MEN filminde Toad karakteri ile oynamıştır. Bu filmin bir sahnesinde, Storm (Halle Berry)yi asansör boşluğuna attıktan sonra, eline uzun bir boru alır ve Dart Maul olarak çift ışıklı ışın kılıcını salladığı gibi sallar, bu klasik bir wushu hareketidir. Ray’in diğer katkıda bulunduğu sinema filmlerine; BALLISTIC: ECKS VS. SEVER, SLAYER, WHAT WE DO IS SECRET? ve THE LEGEND OF BRUCE LEE’de dahildir.
Ocak 2008’de, Park, G.I. JOE’nun orjinal eserinden yola çıkılan; G.I. JOE: KOBRANIN YÜKSELİŞİ filminde oynamak üzere resmen onaylanmıştır. Filmde COBRA’nın emirleri doğrultusunda savaşan, çizgi romanda da olduğu üzere, çeşitli uluslararası G.I. JOE kuvvetlerinin hikayeleri anlatılır. Aynı yılın ilerleyen dönemlerinde, “Heroes” dizisinin oyunucu kadrosuna “Edgar” rolüyle katıldı ve 2008 James Bond video oyunu – “Quantum of Solace”ın hareket kayıt ekibi için, dövüş ve koreografi hizmeti verdi. Geçen sene, Ray, Maggie Q and Sean Faris’in karşısında, THE KING OF FIGHTERS filminde rol aldı, NO REST FOR THE WICKED filminde Zachary Levi ile dövüştü, ve THE FIREBREATHER isimli, Detroit Autorama 2010’da Classic Design Concepts’e ait bir aracın tanıtım filmini seslendirdi. Bu araç aynı zamanda JINN adlı doğa üstü konuları işleyen bir gerilimin parçasıydı, Ray orda da başrollerden birini oynuyordu.
Bu yıl, Ray Park, Channing Tatum ile birlikte, G.I. JOE: MİSİLLEME filminde, tekrar SNAKE EYES rolü ile karşımıza çıkıyor. Bu kez filme Dwayne Johnson, Bruce Willis, Adrianne Palicki ve Ray Stevenson’da dahil.
Jonathan Pryce (AMERİKAN BAŞKANI) Jonathan Pryce, hem sahne hem de beyaz perde için sergilediği olağanüstü performansları ile anılan, uluslararası taktir görmüş, ödüller kazanmış bir oyuncudur. Hamlet ve Miss Saigon tiyatro oyunlarında yeni ufuklar performansından, Carrington ve Pirates of the Caribbean filmlerindeki rollerine kadar, Atlantik’in her iki kıyısında ve ötesinde seyircileri eğlendirmiştir.
Jonathan, Royal Academy of Dramatic Art’da eğitim almış, mezuniyetinin ardından, Liverpool Everyman Theatre Company adlı kumpanyaya 18 aylık bir süre için katılmış, takip eden sezonda Nottingham Playhouse’da Richard Eyre’ın yönetmenliği altında çalışmıştır. Akabinde Everyman tiyatrosuna bir sezonluğuna Sanat Yönetmeni olarak geri dönmüştür.
Müthiş tiyatro katılımları  devam eder. 1975 yılında, The Old Vic tiyatrosunda Richard Eyre tarafından yönetilen Trevor Griffiths’in “Comedians” oyununda baş rol oynar, sonrasında bu rolü Mike Nichols yönetiminde New York’a taşır, orda Tony Ödüllerinde ilk kez En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanır. Bir sonraki sezonu Royal Shakespeare Company’de, “The Taming of the Shrew”, “Antony and Cleopatra” ve “Measure for Measure” oyunlarında başroller oynayarak geçer, ve 1980 yılında, Royal Court tiyatrosunda Richard Eyre tarafından yönetilen ve büyük beğeni kazanan “Hamlet” oyunu sayesinde bir Olivier Ödülü kazanır. Takip eden tiyatro çalışmaları arasında: Lyric Theatre Hammersmith’te “Tally’s Folly”; Broadway’de sahnelenen “Accidental Death of an Anarchist”de Soytarı; Vanessa Redgrave’in karşısında “Martı”; RSC’de “Macbeth”; ve Michael Blakemore tarafından yönetilen “Vanya Dayı” da vardır.
1989 yılında Jonathan, “Miss Saigon” isimli müzikalde Mühendis rolünü canlandırmış, bu rol ona, Müzikalde En İyi Erkek Oyuncu dalında ikinci Tony, Drama Desk, Olivier ve Outer Circle Critics ödüllerini kazandırmıştır. Başrolünü oynadığı öteki müzikal deneyimleri Londra’da “Oliver!” ve “My Fair Lady”, Broadway’de “Dirty Rotten Scoundrels” olmak üzere devam eder.
Son dönem tiyatro kariyerine şunları da eklemiştir: Kendine Olivier ödüllerinde En İyi Erkek Oyuncu adaylığı getiren Almeida ve Apollo Tiyatroları’nda oynadığı “The Goat or Who Is Sylvia?”; James MacDonald tarafından yönetilen “Glengarry Glen Ross”; Donmar Warehouse’da “Dimetos”; ve 2010 yılında West End’de transfer olmadan önce oynadığı ve zihinlere kazıdığı performansı “The Caretaker”da Davies rolüdür.
Jonathan’ın sahne üzerinde elde ettiği başarılar, beyaz perde kariyerine de yansımıştır. İlk dönem film tecrübelerine Stuart Rosenburg’un VOYAGE OF THE DAMNED’i, Evening Standard’da Umut Vaadeden Genç Oyuncu ödülünü kazandığı Brian Gibdon’un BREAKING GLASS’ı, Jack Clayton’ın SOMETHING WICKED THIS WAY COMES’ı, Terry Gilliam’ın ödüllü filmi BRAZIL de dahildir. Bu filmden sonra GILLIAM ile iki projede daha çalışmıştır: THE ADVENTURES OF BARON MUNCHAUSEN ve THE BROTHERS GRIMM.
Öteki sinema deneyimleri şöyle sıralanabilir: THE PLOUGHMAN’S LUNCH, MAN ON FIRE, CONSUMING PASSIONS, THE DOCTOR AND THE DEVIL’S, JUMPIN’ JACK FLASH, Scorcese’nin THE AGE OF INNOCENCE ve GLENGARRY GLEN ROSS. 1995 yılında Pryce, Christopher Hampton’un CARRINGTON filminde başrol oynadı, ve bu rol ona Cannes Film Festival’inde ve Evening Standard Ödüllerinde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü, ve bir BAFTA Ödül adaylığını getirdi. Madonna’nın karşısında EVITA’da oynadığı rolü takiben, en az onun kadar hatıralarda iz bırakan TOMORROW NEVER DIES filminde James Bond canisi Eliot Carver rolünü, RONIN ve STIGMATA’da diğer rolleri canlandırmıştır.
Son dönem sinema çalışmaları  şöyledir: G.I. JOE: MİSİLLEME, yöneten Jon M. Chu; JUNK, yöneten Justin Trefgarne; HYSTERIA, yöneten Tania Wexler; BEDTIME STORIES, yöneten Adam Shankman; G.I.JOE: KOBRANIN YÜKSELİŞİ, yöneten Stephen Sommers; MY ZINC BED, yöneten Anthony Page; LEATHERHEADS, yöneten George Clooney; DE-LOVELY, yöneten Irwin Walker; and THE AFFAIR OF THE NECKLACE, yöneten Charles Shyer.  Jonathan ayrıca ilk üç Karayib Korsanları filmi THE CURSE OF THE BLACK PEARL, DEAD MAN’S CHEST ve AT WORLD’S END’de oynadığı Governor Weatherby Swann rolü ile milyonların sevgisini kazanmıştır.
Jonathan’ın televizyon çalışmaları; HBO’nu “Barbarians at the Gate” (bu rolünden ötürü Emmy ve Golden Globe adaylıkları vardır), BBC TV filmi “The Man from the Pru”da başrol Wallace, 4 bölümlük mini dizi “Selling Hitler”de Gerd Heidemann; BBC Films’in Beeban Kidron tarafından yönetilen “Great Moments in Aviation”da başrol; RDF Media için Julian Kemp yönetiminde “Baker Street Irregulars” dizisinde Sherlock Holmes; ve BBC TV’nin “Thicker Than Water” dizisinde başrol diye sıralanabilir. Son olarak, Mini-dizi ve Drama dalında, Olağanüstü Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne sayesinde aday gösterildiği; “Cranford: Return to Cranford” dizisinde, Mr. Buxton rolünde oynamıştır.
Film, televizyon ve tiyatroda üstün başarıları ile kendini kanıtlayan Jonathan, 2006 yılında Liverpool Üniversitesi’nden Onursal Doktora ödülü ve 2009 yılında Kraliçe Kutlu Doğum Ödüllerinde Büyük İngiltere İmparatorluğu Komutanlığı onursal ödülünü almıştır.
RZA (BLIND MASTER) RZA, en çok Wu-Tang Clan’ın kurucusu, yapımcısı ve beyni olarak tanınıyor olsa da, kendine inanılmaz çeşitlilik ve başarıda değişik meslek gruplarından kariyerler edinmiştir; müzisyenlik, film müziği besteciliği, yapımcılık, oyunculuk, iş adamlığı, satranç oyunculuğu ve savunuculuğu, Wu-Tang Elkitabı’nın ve New York Times Best Seller’ı, The Tao of Wu’nun yazarlığı gibi.
Brownsville, Brooklyn’de doğan ve gerçek adı Robert F. Diggs olan RZA, önce 1990’ların sonrarına doğru the hip-hop piyasasında göze çarpmaya başladı. Pek de uzun vadeli olmayan All In Together Now grubunun üyeliği ve Prince Rakeem ismi altında yaptığı solo çalışmalarının ardından, 1992 yılında Wu-Tang Clan’ı kurdu.
Staten Island kökenli grup gelmiş geçmiş en başarılı ve en çok etki yaratan hip-hop grubu haline gelmiştir.
Grubun ilk uzun çaları, 1993 yılında çıkan Enter the Wu-Tang (36 Şarkılık) albümüdür. RZA'nın nevi şahsına münhasır, yeri göğü sarsan tınıları and markalaşan cesur yapım tarzı kuşku götürmez bir hip-hop klasiği yarattı ve gelmiş geçmiş en iyi hip-hop albümlerinden biri olarak taçlandırıldı. Diğerleri ile beraber albümleri dünya çapında 12 milyon kopyanın üzerinde sattı.
Bizzat kendi adı ve alt egosunun hedonistik karakteri Bobby Digital adı altında; RZA as Bobby Digital in Stereo, Digital Bullet, Birth of a Prince, ve son olarak da Digi Snax isimli birkaç solo albüm de çıkarttı. Toplamında RZA, 44 milyonun üzerinde albüm sattı. Hırslı ve tutkulu bir satranç oyuncusu olan RZA 1990’larda WuChess.com isimli, satranç oyuncularının ve hip-hop hayranlarının satranç üstadlarından dersler alabileceği, burs alabilmek için yarışabileceği, RZA ve diğer ünlü hip-hop sanatçılarıyla kapışabilecekleri bir platform oluşturan, dünyanın ilk online hip-hop satranç web sitesini kurdu.
Aynı sene RZA, Eli Roth ile senaristliğini de yaptığı ve ‘The Blacksmith’ karakterini canlandığı THE MAN WITH THE IRON FISTS filminin yönetmenliğini yaparak, bu alanda da ilk çıkışını gerçekleştirmiş oldu. Filmde başlıca rolleri Russell Crowe, Lucy Liu, Jamie Chung, Daniel Wu ve Cung Le paylaşıyor. Eli Roth ve Strike Entertainment filmin yapımcılığını üstlendi. Filmin uygulayıcı yapımcısı ve piyasaya sunan kişisi ise, bizzat Quentin Tarantino’ydu. Universal 2012 yılında filmin dağıtımını yaptı. RZA aynı zamanda filmin müziklerini de yaptı.
RZA son dönem katılım oranı çok yüksek beklenen Weinstein Company’nin Quentin Tarantino filmi DJANGO UNCHAINED için anlaştı. RZA, Mississippi’de tarla çalışanı ‘Thaddeus’ adlı kızgın bir köleyi oynayacaktı, ancak anlaşma sağlanamadı.
RZA bu sıralarda David Duchovny’nin karşısında Showtime televizyonunun giderek hayranı artan dizisi “Californication”da karşımıza çıkıyor. 5. Sezonun ilk bölümü 8 Ocak, 2012’de yayınlandı.
RZA, Lorenzo di Bonaventura'nın G.I. JOE: MİSİLLEME filminde oynadığı çizgi roman kahramanı BLIND MASTER rolünün çekimlerini henüz tamamladı. Bu Paramount Studios’nun en iddialı sezon filmlerinden biri ve 29 Mart, 2013’te vizyona giriyor.
RZA’nın diğer deneyimleri de şöyle: Miguel Sapochnik’in REPO MEN, Paul Haggis’in THE NEXT THREE DAYS, Todd Phillip’in DUE DATE, Judd Apatow’un FUNNY PEOPLE, Ridley Scott’ın AMERICAN GANGSTER, Buddy Giovinazzo’nun LIFE IS HOT IN CRACK TOWN, ve Mikael Håfström’un DERAILED.
RZA’nın; Ridley Scott, Jim Jarmusch ve Quentin Tarantino gibi ünlü film yapımcı ve yönetmenleri için yaptığı, çok kendine özel ve taktir gören film müziği çalışmaları vardır. RZA yakın zamanda uygulayıcı yapımcılığını ve başrolünü Samuel L. Jackson’ın üstlendiği, Emmy ödüllerinden adaylığı da bulunan, Japon animasyon filminden adapte edilmiş “Afro Samurai” için film müzikleri yapmıştır.
Müteşebbis RZA, son dönemde bir İsveç şirketi olan WeSC ile, aralık ayında satışına başlanacak, Chambers by RZA adlı kulaklıkları piyasaya sürme işine ortak olmuştur. RZA aynı zamanda yeni bilgisayar ve cep telefonu programı “RZA's World”ün hazırlığı içindedir. Bu, RZA ile ilgile çok özel haberlerin yayımlanacağı birinci el bir haber kaynağı, satranç oyunu, hayatın sıkıntıları ile baş etmenin RZA’a münhasır çözümleri ve yol göstermelerini içeren bir program olmakla bereber, hayranların RZA markalı ürünleri satın alabileceği bir market forumu da vardır.
Ray Stevenson (FIREFLY) Ray Stevenson adını en çok, muhtemelen HBO/BBC televizyon dizisi "Rome"da canlandırdığı lejyoner Titus Pullo rolü ile aldığı büyük hayranlık ve olumlu eleştirilerden dolayı duymuşuzdur. Dizinin sona ermesiyle beraber, hiç ara vermeden, birbirinden farklı uzun metraj filmlerde çalışmaya başladı.
Stevenson, son dönem projelerinden biri olan, yönetmen Jonathon Hensleigh’in, Christopher Walken, Vincent D'Onofrio ve Val Kilmer ile başrollerini paylaştığı, gerçek bir şiddet hikayesinden dehşet saçan ve filmin adını da taşıyan Danny Greene isimli mafya babasını oynadığı KILL THE IRISHMAN filminde seyredilebilir. ‘To Kill the Irishman: The War That Crippled the Mafia’ isimli kurgusal olmayıp gerçekleri anlatan kitabı Rick Porello yazmış, Hensleigh ve Jeremy Walters kitaptan senaryoya uyarlamıştır. Marvel Çizgi Romanları'dan THOR’da başrollerden biri olan Volstagg karakterini oynayan Stevenson, yönetmenliğini Paul Greengrass’ın yaptığı THEORY OF FLIGHT filminde karşılıklı rol aldığı Kenneth Branagh ile, bu kez yönetmen olarak tekrar buluşmuştur.
Stevenson, Paul W.S. Anderson'nın THE THREE MUSKETEERS filminde, Logan Lerman, Orlando Bloom, Christoph Waltz, ve Milla Jovovich ile birlikte oyuncu olarak yer almıştır.  Film Alexandre Dumas’nın meşhur romanından uyarlanmış ve 14 Ekim, 2011’de vizyona girmiştir.
An itibarıyla Stevenson, Billy Bob Thorton'un dramatik komedisi "JAYNE MANSFIELD'S CAR" filminde, John Patrick Amedori, Robert Duvall, John Hurt, Kevin Bacon ve Robert Patrick gibi oyuncularla birlikte rol alıyor. Film, 1960’ların çalkantılı İnsan Hakları hareketinin vukuu bulduğu sıralarda Texas’da yaşayan, biri Amerikalı, diğeri İngiliz iki ailenin arasındaki ilişkileri ele alıyor. Stevenson G.I. JOE: MİSİLLEME filminin çekimlerini yeni bitirdi. Filmde Channing Tatum ve Dwayne Johnson’ın karşısında zalim FIREFLY karakterini canlandırıyor.  Filmin beklenen vizyona girme tarihi 29 Mart, 2013’tür.
Yakın zamanda Warner Bros.’un, kıyamet ertesi filmi BOOK OF ELI’yda, Albert ve Allen Hughes’un yönetiminde, Denzel Washington ve Gary Oldman ile karşılıklı rol alan Stevenson, aynı zamanda fantastik gerilim CIRQUE DE FREAK: THE VAMPIRE'S ASSISTANT filminde de görev aldı. 2008 yılında, Marvel çizgi romanlarının alışılagelmedik kahramanı Frank Castle’ı ve onun, karısıyla kızının ölümünün ardından dünyayı kötülükten ve şeytandan temizleme görevini konu alan; PUNISHER: WAR ZONE isimli filmde başrol oynamıştır. Stevenson'ın erken dönem sinema tecrübelerine; Jerry Bruckheimer’ın yapımcılığını üstlendiği, Antoine Fuqua'nın KING ARTHUR filminde Dragonet rolü; yönetmen Steven Barker’ın kült filmler arasında favorilere giren OUTPOST; Catherine Zeta Jones ile birlikte oynadığı THE RETURN OF THE NATIVE; ve Jane Horrocks ile karşılıklı oynadığı SOME KIND OF LIFE gibi yapımlar da dahildir.
Sahne çalışmalarından biri de 2000 yılında York Minster’da, York Mystery Plays adlı  tiyatroda oynadığı İsa rolüdür. 2001’de, Londra’da Albery Tiyatrosu’nda Kevin Ely’nin yönettiği "Mouth to Mouth" oyununda, Lindsay Duncan ve Michael Maloney ile birlikte ‘Roger’ ve 2003 yılında, Royal National Theatre’da John Webster’in yönettiği "The Duchess of Malfi"de, Janet McTeer ile birlikte ‘Kardinal’ rollerini oynadı.
Kuzey İrlanda’da dünyaya gelen Stevenson, İngiltere’de büyüdü. Bristol Old Vic Theatre School’da oyunculuk eğitimi aldı.
Channing Tatum (DUKE) Hollywood’un en çok aranılan genç oyuncularından biridir ve gelecek kuşaklar için artık bir başrol erkeği olduğunu ispat etmiştir.
Son olarak Tatum, Steven Soderbergh’in HAYWIRE (KNOCKOUT, bilinen eski adıdır) filminde rol aldı. Bu ajan gerilim tarzı filmde Tatum, Gina Carano, Ewan McGregor, Michael Fassbender ve Michael Douglas karşılıklı sahne aldı. Film 20 Ocak, 2012 tarihinde vizyona girdi.
Gene 2012 yılında Tatum, bir Sony Screen Gems yapımı olan THE VOW filminde Rachel McAdams’ın karşısında oynadı. THE VOW, başlarına bir araba kazası gelen yeni evli bir New Mexico çiftinin başına gelen gerçek hikayeyi anlatıyor.  Kadın komaya girer ve tüm bakımını kendini ona adamış kocası karşılar. Evliliğine ya da kocasına dair hiç bir hatırası olmadan hafıza kaybı ile komadan uyandığında, adam tekrar kadının kalbini kazanmak için mücadele etmeye başlar. Michael Sucsy tarafından yönetilen film, 10 Şubat, 2012 tarihinde gösterime girdi.
Hemen arkasından, Tatum, Jonah Hill’in karşısında bir günümüz sinema uyarlaması olan 21 JUMP STREET filminde başrol oynadı. Phil Lord ve Christopher Miller tarafından yönetilen, senaryosu Hill ve Bacall’ın yazdığı bir tretmandan yola çıkılarak Michael Bacall tarafından yaratılan filmde, Tatum ve Hill aynı zamanda uygulayıcı yapımcılık görevini de üstlenmişti. Sony filmi 16 Mart, 2012 tarihinde piyasaya sürdü.
Tatum daha sonra Warner Bros. yapımı, Steven Soderbergh tatafından yönetilen MAGIC MIKE filminde başrol oynadı. Filmin diğer yıldızları; Matthew McConaughey, Alex Pettyfer, Matt Bomer ve Joe Manganiello idi. Filmin yapımcısı Tatum ve kendine ait yapım şirketi Iron Horse Productions’dan ortağı Reid Carolin’di. Reid Carolin aynı zamanda filmin senaryosunu da yazdı. Filmin diğer yapımcıları Nick Wechsler, Gregory Jacobs ve Steven Soderbergh idi. Film, 18 yaşındayken Channing Tatum’un da iş olarak yaptığı striptizciliği anlatıyordu. Film 29 Haziran, 2012 tarihinde vizyona girdi.
Tatum, TEN YEAR isimli filmde de karşımıza çıkıyor. Bu filmin de yapımcılığını Iron Horse Productions’dan ortağı Reid Carolin ile birlikte kendisi üstlendi. Film Tatum’un oynadığı karakterin, yıllar sonra bir araya geldikleri liseden kız arkadaşına evlilik teklif etmeyi isteyip istemediği üzerine dönüyor.  Filmin diğer yıldızları da şöyle: Jenna Dewan, Rosario Dawson, Lynn Collins, Kate Mara, Anna Faris, Brian Geraghty, Justin Long ve Chris Pratt. Film 2011 Toronto Film Festival’inde gösterildi ve Anchor Bay tarafından Aralık 2012’de vizyona sunuldu.
Tatum son dönemde bir cinayet – gerilim filmi olan THE SON OF NO ONE’da, Al Pacino ve Katie Holmes’un karşısında rol aldı. Filmin ilk gösterimi Ocak 2011’de Sundance Film Festivali’nde yapıldı ve 4 Kasım, 2011 tarihinde de vizyona girdi.
2011 yılında, Tatum, Oscar ödüllü Kevin Macdonald’ın yönettiği ve yapımcılığını Duncan Kenworthy’nin yaptığı, Roma dönemine ait destansı macera filmi THE EAGLE’da başrol oynadı. Tatum karşısındaki yıldızlar Jamie Bell ve Donald Sutherland idi.
2010’da Tatum, Nicolas Sparks (THE NOTEBOOK gibi en çok satanlar listesinde kitapları olan yazar)ın DEAR JOHN adlı eserinden uyarlanmış, gişe rekorları kıran bir Sony Screen Gems yapımı filmde, Amanda Seyfried ile karşılıklı oynadı. Tatum, ordudan izine geldiğinde genç bir kadınla (Seyfried) tanışan ve ona aşık olan bir askeri canlandırdı. Jamie Linden’in adapte edip senaryosunu yazdığı filmi, Lasse Hallstrom (THE CIDER HOUSE RULES, CHOCOLAT) yönetti. Film dünya çapında 100 milyon doların üzerinde gişe yaptı.
Ağustos 2009’da, Tatum, Paramount Pictures’ın gişe rekortmeni, Stephen Sommers tarafından yönetilen G.I. JOE filminde oynadı. Tatum’un perdeyi paylaştığı yıldızlar arasında Sienna Miller, Marlon Wayans ve Dennis Quaid’de vardı. 29 Mart, 2013’te vizyona girecek olan G.I. JOE: RETALIATION filminde de kendi rolünü oynamaya devam edecek.
Nisan 2009 tarihinde Tatum Dito Montiel’in yönettiği Universal/Rogue Pictures yapımı FIGHTING filminde, Terrance Howard ile başrolleri paylaştı. Channing, eski kurtlardan bir sokak düzenbazı (Howard) tarafından keşfedilip, yeraltı sokak dövüşünün tehlikeli dünyasına sürüklenen ve New York sokaklarında yaşam mücadelesi veren ‘Sean Arthur’ isimli genç bir adamı canlandırıyor.
Mart 2008’de Tatum, tezahüratla anılan Kimberly Peirce (BOYS DON’T CRY) tarafından yönetilen ve yapımcılığını Scott Rudin’in üstlendiği bir Paramount Pictures dramı STOPLOSS filminde oynadı.
2006 yılında, Sundance Film Festivali’nde Dito Montiel’e En İyi Ekip Performansı Jüri Özel Ödülü ve Dramatik Yönetmenlik Ödülü kazandıran, Tatum’un da Independent Spirit ve Gotham Ödüllerinden bu bağımsız filmdeki güçlü rolünden dolayı aday gösterildiği, A GUIDE TO RECOGNIZING YOUR SAINTS filminde rol aldı. Film, Dito Montiel tarafından yazılıp yönetilmişti ve Montiel’in 2003 baskısı aynı isimli otobiyografik kitabından uyarlanmıştı. Bu son derece güçlü çocukluktan yetişkinliğe adım atma draması 1980’lerin, New York’un Astoria adlı bir mahallesinde geçer ve Montiel’in fakir düşmüş ve şiddet dolu hayatını; gençliğinden (Shia LaBeouf tarafından canlandırılımıştır) erişkinliğine kadar (Robert Downey Jr. tarafından canlandırılımıştır) anlatır. Babasını Chazz Palminteri’nin oynadığı filmde Tatum, Dito’nun en yakın arkadaşı ‘Antonio’ rolünü üstlenir. Newsday gazetesi bu performansını “karizmatik” diye nitelendirirken, Daily Variety gazetesi şöyle devam ediyor “Tatum; hiçbir iyi opsiyonu, beklentisi olmayan bir köşeye sıkışmış, kendini yok eden bu sokak çocuğundan müthiş bir araştırma konusu yaratıyor.” Rolling Stone dergisi ise, “Dito’nun kör kurşun gibi ortalıkta dolaşan arkadaşını oynayan yeni yetme Channing Tatum’dan gözlerinizi ayırmayın.  Vücudunun üst tarafı çıplak, fiziksel ve cinsel bir tehtid saçan Tatum, tıpkı Brando’nun Streetcar’da yaptığı gibi sinsice mahalleyi yönetiyor,” diyor. Boston Herald gazetesi performansını “Robert De Niro-esk” diye tanımlarken, New York Times gazetesi “Brando’nun gençliğini andıran boğa gibi bir fiziğe sahip Bay Tatum, insanı heyecanlandıran bir aktör. Sanırım bu performans patlamasından sonra karşımıza çok daha fazla çıkacak.”
Mart 2006 tarihinde, Tatum, bir Dreamworks filmi olan SHE’S THE MAN’de Amanda Bynes ile başrolleri paylaştı. Bu film Andy Fickman yönetilmişti ve yapımcılığını Lauren Shuler Donner yapmaktaydı.
Ağustos 2006 tarihinde, Tatum, Anne Fletcher tarafından yönetilen ve yapımcılığını Adam Shankman’ın üstlendiği gişe rekorları kıran STEP UP filminde başrol oynadı. Film, sokak serserisi ‘Tyler Gage’ adlı, Tatum tarafından canlandırılan, hükümlü bir genç çocuğun, amme hizmeti vermek üzere bir görsel sanatlar ve performanslar lisesinde görevlendilmesi cezası etrafında gelişir.
Tatum Alabama doğmuş, Florida’da büyümüştür. Halen eşi Jenna Dewan ile birlikte Los Angeles’ta ikamet etmektedir.

Elodie Yung (JINX) Fransa’da doğup büyüyen Elodie Yung, egzotik güzelliğini Fransız annesi ve Kamboçyalı babasınından alır. Hukukla iligili eğitim alırken bunun yerine ömrü boyunca hayalini kurduğu oyunculuğun peşinden gitmesi gerektiğini fark eder, Paris’teki Acting International School’a kayıt yaptırır ve akabinde mezun olur.
Okuldan mezun olur olmaz teklifler almaya başlar, önce “La Vie Devant Nous” isimli televizyon dizisinde sürekli bir rol bulur, ve sonra ilk gösterimi 2007 Cannes Film Festival’inde yapılan ve büyük saygı toplayan FRAGILE(S) filminde oynar.
Bu tecrübeler, Fransa’da ses getirecek ve ona ün kazandıracak roller bulmasının yolunu açar. Önce bir Fransız televizyon draması olan “Les Bleus” dizisinde “Laura Maurier” rolü ve ardından Pierre Morel’in District B13 fimine müteakip DISTRICT 13 ULTIMATUM filminde baş kadın oyuncu olarak seçilmesi, uluslar arası bir şöhrete kavuşmasını sağladı. Bu filmde çocukluğundan beri tutkusu olan ileri derecede dövüş sporları yeteneğini de gözler önüne serme şansı buldu.
Bu yaptığı işler sayesine Amerika’nın dikkatini çekmeyi başardı ve “Miriam Wu” rolünü oynamak üzere David Fincher’in yönettiği film serisi THE GIRL WITH THE DRAGON TATTOO’da görevlendirildi. Film 21 Aralık, 2011’de vizyona girdi. Karakter Steig Larson’ın üçlemesi boyunca da devam ediyor seride son derece önemli bir hikayesi var.
Son olarak Elodie, Jon Chu’nun yönettiği G.I. JOE: MİSİLLEME filminin kadrosuna başrollerden biri olan JINX karakterini, Dwayne Johnson ile birlikte oynamak üzere dahil oldu.
Elodie halen Londra’da ikamet etmektedir.
Bruce Willis (GENERAL JOE COLTON) kariyerinde bu denli çeşitlilik içeren karakterleri yaratarak, inanılmaz bir çok yönlülük sergilerdi. Bu karakterlerden bazıları: Quentin Tarantino’nun PULP FICTION (1994 Palme D’Or winner at Cannes) filminde para için dövüşen bir boksör, Robert Benton’ın NOBODY’S FOOL filminde kadın peşinde koşan bir inşaatçı, Terry Gilliam’ın 12 Monkeys filminde kahramansı bir zaman yolcusu, Norman Jewison’ın IN COUNTRY’sinde travmalar geçirmiş eski bir Vietnam gazisi, M. Night Shyamalan’ın Oscar’a aday olmuş THE SIXTH SENSE (yönetmen bu filmle Halkın Tercihi Ödülü’ne layık görülmüştür) filminde şefkatli bir çocuk psikiyatristi ve imzası niteliğinde DIE HARD dörtlemesindeki Detektif John McClane.
Montclair State College’ın prestijli tiyatro eğitimini tamamlamanın ardından, New Jersey’nin yerlisi Bruce, Sam Shepard’ın 1984 yapımı sahne draması, off-Broadway sahnelerinde 100 defa perde açan “Fool for Love”da baş rollerden birini kapmadan önce, yeteneğini bir kaç tiyatro oyunu ve sayısız televizyon reklam filmi ile biledi, geliştirdi.
Akabinde, liste başı televizyon dizisi diğer MOONLIGHTING’de esas karakter olan özel dedektif David Addison rolünü, 3,000 aktörün arasından bileğinin hakkıyla alması, ona uluslarası bir şöhretle beraber, Emmy ve Golden Globe onur nişanları dahil olmak üzere bir kaç ödül kazandı. Aynı dönemde Kim Basinger’ın karşısında Blake Edwards’ın yönettiği romantik komedi BLIND DATE ile sinema dünyasına ilk adımını attı.
1988 yılında, o yılın en yüksek gelirli filmlerinden biri olan Die Hard’da John McClane karakterini yarattı. Rolüne ilkinin serisi niteliğinde çekilen her üç filmde de devam etti: DIE HARD: DIE HARDER (1990), DIE HARD: WITH A VENGEANCE (1995’in uluslararası gişe rekortmenliği şampiyonu), ve LIVE FREE, DIE HARD (2007 yazının en yüksek gişe gelirli filmlerinden biri).
Yer aldığı uzun ve görkemli film listesine şöyle bir bakınca, birlikte çalıştığı  son derece saygıdeğer sinemacıyı görüyoruz: Michael Bay (ARMAGEDDON), M. Night Shyamalan (THE SIXTH SENSE ve UNBREAKABLE), Alan Rudolph (MORTAL THOUGHTS, BREAKFAST OF CHAMPIONS), Walter Hill (LAST MAN STANDING), Robert Benton (BILLY BATHGATE, NOBODY’S FOOL), Rob Reiner (THE STORY OF US), Ed Zwick (THE SIEGE), Luc Besson (THE FIFTH ELEMENT), Barry Levinson (BANDITS, WHAT JUST HAPPENED), Robert Zemeckis (DEATH BECOMES HER) ve Robert Rodriguez (SIN CITY, GRIND HOUSE).
Yer aldığı diğer sinema fimlerinin bazıları da şunlardır: THE JACKAL, MERCURY RISING, HART’S WAR, THE WHOLE NINE YARDS, THE WHOLE TEN YARDS, THE KID, TEARS OF THE SUN, HOSTAGE, 16 BLOCKS, ALPHA DOG, LUCKY NUMBER SLEVIN, ve PERFECT STRANGER. OVER THE HEDGE ve RUGRATS GO WILD! filmlerinde başrolleri RJ & Spike’ın yanı sıra, LOOK WHO’S TALKING ve LOOK WHO’S TALKING TOO filmlerindeki cin fikirli ufaklık Mikey’e de sesiyle hayat verdi.
Willis son dönemlerde, Golden Globe ödüllerine de aday olmuş uzun metraj film RED’de, Helen Mirren, Morgan Freeman ve John Malkovich ile boy göstermiştir. Yakın zamanda G.I. JOE: RETALIATION (G.I. JOE: MİSİLLEME) ve EXPENDABLES 2’nin yanı sıra Wes Anderson’un MOONRISE KINGDOM’u ve Rian Johnson’ın bilim kurgu gerilim filmi LOOPER’da da karşımıza çıkacaktır. Willis, A GOOD DAY TO DIE HARD (popüler DIE HARD film serisinin beşincisi) filminin de çekimlerini bitirmiştir.
Kamera önünde yaptığı  işlerin yanı sıra Willis, HOSTAGE ve THE WHOLE NINE YARDS isimli filmerin yapımcılığını ve BREAKFAST OF CHAMPIONS adlı Kurt Vonnegut’u yüksek tirajlı romanından uyarlanan filmin de uygulayıcı yapımcılığını üstlenmiştir. Erkek kardeşi David Willis ve iş ortağı Stephen Eads ile birlikte, Willis Brothers Films adlı, Los Angeles’ta faaliyet gösteren bir film yapım şirketi kurmuştur.
Willis aynı zamanda tiyatrodan da elini çekmemiştir. A Company of Fools adlı kâr amacı gütmeyen, kendini Idaho’nun Wood River Valley bölgesinde ve Amerika Birleşik Devletleri’nin genelinde sahne sanatlarını geliştirmeye ve desteklemeye adamış, 1997 yılında faaliyete geçmiş bir tiyatro topluluğunun kurucularından biridir. Idaho’da Liberty Tiyatrosu’nda, Sam Shepard’ın kara mizah oyunu TRUE WEST’i hem yönetmiş hem de başrolünü oynamıştır. İki erkek kardeşin sorunlu ilişkisini konu alan oyun, Showtime televizyon kanalında da yayınlanmış ve Willis’in merhum erkek kardeşi Robert’a ithaf edilmiştir.
Aynı zamanda başarılı  bir müzisyen olan Willis, 1986 yılında Motown müzik şirketinden, The Return of Bruno isimli bir albüm çıkartmıştır. 2 milyon kopyadan fazla sattığı için platinyum olmuş ve hit müzik listelerinde “Respect Yourself” şarkısıyla 5. sıraya oturmuştur.  Üç yıl sonra ikinci albümü If It Don’t Kill You, It Just Makes You Stronger’ı çıkartmıştır. 2002 yılında, müzik grubu Bruce Willis ve Blues Band ile bir Amerika klüp turnesi yapmış, ve orda hizmet veren askerlere konser vermek amacıyla Irak’a seyahat etmiştir.
Dwayne Johnson (ROADBLOCK) 1,5 milyar doların üzerinde kazandırdığı hasılat ile, adını dünya çapında gişe başarısı listesine yazdırmıştır.
Sıradışı bir şov-dünyası  ailesinde doğan Johnson, canlı performansın inceliklerini anlamanın temellerini oluşturacak ve geliştirecek fırsatı, hem babasının hem de dedesinin profesyonel güreş aleminde müthiş başarılar kazandığına şahit olurken buldu. Onları ülke çapında gösteriler yaparken seyretmek, Johnson için eşi benzeri bulunmaz bir temel eğitim olmuştu. Onlu yaşlarının sonlarına doğru Pennsylvania’ya taşınmalarıyla birlikte Johnson, doğuştan sahip olduğu atletik becerilerine Amerikan futbolu ile yoğunlaşmaya başladı. Onun bu sahadaki yeteneği Miami Üniversitesi’nin dikkatini çekti. Eğitiminin tamamını karşılayacak bir futbol bursu kazandıktan sonra Johnson, son derece etkin bir futbol programına katıldı ve takımıyla beraber 1991’de ilk Ulusal Şampiyona’sını kazandı. 1992 yılında bir kez daha Ulusal Şampiyona’da oynadı ve 1995 yılında Orange Bowl’da (üniversiteler arası bir futbol müsabakası) Ulusal Şampiyona için üçüncü ve son kez Nebraska Üniversite’sine karşı oynayarak, parlak futbol kariyerini sonlandırdı.
Mezuniyeti ile birlikte Johnson, genlerinde bulununan atadan kalma tutku ve disiplini, şov dünyasına beslediği sevgiyi hayat değiştiren bir kariyere döndürmek konusunda kullanmaya karar verdi. Dünya Güreş Müsabakaları Onur Listesi’nde yer alan babası ve dedesinin ayak izlerini takip eden Dwayne, geçmiş hayat deneyimlerini çabucak, ikonik bir karakter olan ‘The Rock’ı geliştirmek üzere, devreye soktu. Johnson haftada 10 milyondan fazla hayranına televizyondan, ulusal ve uluslararası gösterilerde de canlı 70,000’in üzerinde seyirciye performansını sergiledi. Johnson, Houston Astrodome, Madison Square Garden ve Toronto Sky Dome gibi dev merkezlerde, ardı ardına kapalı gişe gösteriler yaptı. ‘The Rock’ karakteriyle, gerek New York Times’ın yayınladığı satış rekorları kıran The Rock Says adlı otobiyografinin yazarı olarak, gerekse de Grammy ödüllü Wyclef Jean gibi sanatçılarla birlikte WWE (Dünya Güreş Gösterileri) derleme CD’si için gerçekleştirdiği performanslarla platinyum albüm sanatçısı ünvanını alarak, Dwayne, emsalsiz başarılara imza attı.
Nisan 2011’de, Dwayne ‘The Rock’ Johnson, WWE’ye, WrestleMania XXVII’nın sunucusu olarak, katılımı olağanüstü yüksek bir dönüş yaptı. Nisan 2012’de, Miami, Florida’da düzenlenecek WrestleMania XXVIII’de John Cena ile yarışacak.  
Johnson, sahip olduğu ve eğlence dünyasında değerlendirebileceği özellikleri geliştirme arzusunun peşini bırakmadı ve kendini televizyondan sinemaya taşıdı. Önce 2001 yapımı THE MUMMY RETURNS filminde Mısırlı yarı insan yarı tanrı ‘the Scorpion King’ karakterini canlandırdı. Bu rol, onu ilk başrolüne ulaştıracaktı; 2002 yapımı THE SCORPION KING. Filmin başarısı ardı ardına başrol teklifleri getirdi; THE RUNDOWN (Güney Amerika’da, yeteneklerini kaybetmiş bir kelle avcısı rolünde), WALKING TALL (Basra Körfezi Savaşı yeni dönmüş, kasabasını uyuşturucu tacirlerinden koruyan bir kahraman olarak) ve GRIDIRON GANG (bir grup genç mahkuma ilham kaynağı olan merhametli ama aynı zamanda sert bir gardiyan karakterinde). Ayrıca, BE COOL adlı müthiş kadrosuyla liste başı olmuş filmdeki çok renkli homo-seksüel koruma görevlisi Samoan rolündeki performansı büyük bir yankı uyandırıp Johnson’a hayranlık kazandırdı.
Johnson, sesini PLANET 51 filmindeki astronot ‘Captain Charles Baker’a ödünç vererek, animasyon dünyasına yatay geçiş yaptı. Oyuncu büyük aile komedisine, THE TOOTH FAIRY filminde oynadığı başrolle dönüş yaptı.  
Johnson, yakın zamanda Universal’ın FAST AND FURIOUS serisinin beşinci parçası olan FAST FIVE filminde Amerika Birleşik Devletler Diplomatik Koruma Özel Ajanı ‘Luke Hobbs’ karakteriyle karşımıza çıktı. Film, serisindeki en yüksek gişe hasılatını yaptı. Johnson, çekimleri henüz tamamlanan Jon Chu’nun yönetiminde G.I. JOE: MİSİLLEME filminde, filmin en büyük ve en güçlü karakteri ‘Roadblock’ı oynadı. Bunlara ek olarak son dönemde Brad Peyton’in yönettiği ve 3D (üç boyutlu olarak) Şubat 2012’de vizyona giren JOURNEY 2: THE MYSTERIOUS ISLAND’da başrol oynadı. Sıradaki projesi; yapımcılığını ve başrolünü üstleneceği, zenci bir Amerikan folk müzik yıldızı Charlie Pride’ın hayatını anlatan biyografik filmdir. Kasım 2010 tarihinde, Johnson, George Tillman’ın yönettiği, CBS Films yapımı “Faster” filminde oynadığı başrol ile karşımıza çıktı. Filmde Johnson, yolunda gitmeyen bir soygun sırasında atılan korkunç bir kazık yüzünden öldürülen erkek kardeşinin intikamını almak üzere yola çıkan, eski bir dolandırıcıyı canlandırmaktadır. Bu film, Johnson’ın heyecanla beklenen aksiyon filmlerine dönüşünün bir işaretiydi.      
Dünya çapında bir hayırsever olan Johnson, Amerikan Kızıl Haç kuruluşuna kendini adamış bir Ünlüler Kabinesi Üyesidir. National Advisory Board (Ulusal Danışmanlık Kurulu)nda, The Make-A-Wish Foundation (Bir Dilek Tut Fonu) için Wish Ambassador (Dilek Temsilcisi) göreviyle hizmetlerde bulunmuştur. After School All-Stars (bir diğer adıyla Arnold Schwarzenegger Gençlik Fonu – gelir düzeyi düşük ailelerin çocukları için, ders saatlerini uzatmayı, daha iyi bir eğitim almalarını sağlamayı ve sosyal olarak da hayatta başarılı olmalarını hedefleyen bir yardım kuruluşu – ) derneği için Ulusal Sözcülük görevini üstlenmiştir.        
The Giving Back Fund (geniş yelpazeli bir yardım derneği) Dwayne’i 2006 senesinde ihtiyaç sahiplerine en çok yardım yapan 30 ünlüden biri olarak duyurmuştur. (Miami Üniversitesi).
Haziran 2008 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi, Katılımcı Liderlik Komisyonu ve Amerika Birleşik Devletleri Kongresel Ödül Kurumu, Johnson’ı, şahsi katkılarıyla bütün Amerikalı’lar için olanakları genişletmeye yardımı dokunan, ve genç insanlar için hayatları boyunca sürdürdükleri başarılarla bir örnek temsil eden, özel sektörden kişilere verilen prestijli Horizon Ödülüne layık görmüştür.    
Dwayne’nin çok sevdiği, 9 yaşında Simone isimli bir kız çocuğu vardır.

FİLM YAPIMCILARI HAKKINDA

Jon M. Chu (Yönetmen) kendini becerikli, özgün ve teknolojik yenilikçi bir yönetmen olarak kabul ettiren Chu, çok sayıda farklı platformda akıcı çalışmalarıyla bilinir. An itibarıyla Chu, popüler serinin ikincisi olan ve dört gözle beklenen G.I. JOE: MİSİLLEME filminin üretim sonrası aşamasındadır. Paramount filmi 29 Mart, 2013’te vizyona sokacaktır.
2004 yılında, kendisinin yönettiği ve serinin ikinci filmi olan STEP UP sırasında Chu, USC School of Cinematic Arts okulundan daha yeni mezun olmuştu. Yönetmenliğe sarf ettiği emek, ona 2008 Gençlerin Tercihi ödülünü kazandırdı. Toplamında, Chu’nun yönettiği iki STEP UP filmi, dünya çapında 310 milyon dolar kazandı. Chu, yakın zamanda, müzik fenomeni Justin Bieber’ın hikayesini anlatan 3D belgesel film NEVER SAY NEVER’ı piyasaya sürdü. Filmi dağıtımı Paramount tarafından Şubat 2011’de sağlandı, ve kazancı dünya çapında 98 milyon doları geçti.
Chu ayrıca, bütün dans çeşitlerinden kollektif dansçıları konu alan Legion of Extraordinary Dancers (LXD) dizisini yarattı ve yönetmenliğini yaptı. Kısa zaman önce, “The LXD”nin ikinci parçası ve devamı olarak, dünyanın ilk online dans macerası dizisini, Paramount Digital kanalıyla yayına soktu. LXD ayrıca Oscar Ödül töreninde, “So You Think You Can Dance” programında, “Conan”da, 2010 TED konferansında ve 2010 “Glee” canlı turnesinde performanslarını sergiledi. Chu şu sıralar dans odaklı bir YouTube kanalı çalışmalarını sürdürüyor.
Beş artistik çocuktan biri olarak, Chu, müziğe ve dansa aşkını çok erken yaşlarda taşımaya başladı. Aile tatillerinde kendi Super 8 filmlerini yapmaya, sonra da erkek ve kız kardeşleriyle kısa konular çekmeye başladı. California’da Los Altos Hills lisesine giderken, düğünleri, yahudi yaş kutlamalarını, okul anılarını ve video yıllıklarını çekiyordu ve sinamacı olmak istediğinden emindi.
Üniversitede 2. sınıf öğrencisiyken, Chu, hikayesini step dansı ritimleri albümüyle anlatan yenilikçi kısa filmi SILENT BEATS’i yaptı. Film ona, USC’de okumaya devam edebilmesi için filiz veren yönetmen bursu yanısıra bir çok ödül kazandırdı; Jack Nicholson Yönetmenlik ödülü, Prenses Grace Foundation’ın Cary Grant Ödülü gibi. Eğitimine devam ederken çektiği, 50 parçalık orkestralı ve 20 öğrenciden oluşan korosuyla, salsa, swing ve hip-hop danslarını kullanarak annelerin gizli dünyasını keşfeden, son derece heyecan verici 20 dakikalık müzikal filmi WHEN THE KIDS ARE AWAY, büyük taktir gördü.
Film kısa zamanda Hollywood’da hızla yayılan bir ilgi topladı. Sayesinde STEP UP 2: THE STREETS yapımcılarının da dikkatini çekmeyi başardı. Bu film ona çok nadir rastlanabilecek türden bir fırsat sunuyordu; yaratıcı dansçılığa beslediği, aşkı beyaz perdeyle sinemacı olarak birleştirebilmek.
Kendi alanlarındaki en iyi ve ünlü dansçıları bünyesinde toplayan Adam/Chu Dans Ekibinin sunulduğu “The Biggest Online Dance Battle in History” (Tarihteki En Büyük Online Dans Savaşı) gösterinin başarısının ardından Chu, internet üzerinde müthiş bir ağırlık kazandı.
Chu ve STEP UP 3D oyuncusu Adam Sevani’nin birlikte buldukları bu müthiş parlak fikir, internetten 45 milyonun üzerinde seyredilmesi, 2008 yılında Gençliğin Tercihi Ödül töreninde ve YouTube Live gösterilerinde sergiledikleri performanslarla, dünya çapında bir fenomene dönüştü.
Rhett Reese & Paul Wernick (Yazarlar) Rhett Reese ve Paul Wernick, başlıca rollerini Dwayne Johnson ve Bruce Willis’in paylaştığı, 29 Mart, 2013 tarihinde vizyona girecek olan Paramount Pictures’ın G.I. JOE: MİSİLLEME filminin senaryosunu yazdılar.
Misilleme, Reese ve Wernick’in ilk kez birlikte çalışarak senaryosunu yazdıkları ve uygulayıcı yapımcılığını yaptıkları, 2009 Columbia Pictures yapımı uzun metraj ZOMBIELAND filminin hemen arkasından gelir. ZOMBIELAND çok ciddi bir eleştirel övgü almıştır (Rotten Tomatoes’da %90 taze) ve kısa zamanda, gelmiş geçmiş en hızlı kazancı sağlayan gişeli zombi filmi olmuştur. (100 Milyon doların üzerinde).
Reese ve Wernick yakın zamanda senaryosunu yazdıkları filmler şöyledir: Twentieth Century Fox için, X-MEN: DEADPOOL, başrol oyuncusu Ryan Reynolds; Universal Pictures için COWBOY NINJA VIKING ve Paramount ile Hasbro ve Bad Robot yapımı MICRONAUTS.
Reese ve Wernick ilk olarak 2001 yılında Spike TV için tasarım, yazım ve uygulayıcı yapımcılık görevlerini üstlendikleri “The Joe Schmo Show”da birlikte çalışmışlardır. Dizi Spike TV’ye gelmiş geçmiş en yüksek seyredilme oranlarını sağlamıştır. Joe Schmo, TIME dergisinin yılın En İyi 10 Programı, ve Entertainment Weekly’nin DVD’si çıkmış Gelmiş Geçmiş En İyi 50 Program gibi bir çok En İyiler listesine girmiştir. Reese ve Wernick yola “Joe Schmo 2” ve yüksek dozlu komedi kırması, başrolünü William Shatner’in oynadığı “Invasion Iowa” programlarıyla devam etmiştir.
Reese, diğerlerinin yanı sıra; Pixar Animation Studios (MONSTERS, INC.), Walt Disney Feature Animation (DINOSAUR), ve Warner Brothers (ClIFFORD’S REALLY BIG MOVIE) için senaryolar yazmıştır. Wernick televizyon kanalları için birkaç reality-showun yapımcılığını yapmıştır. Haberler konusunda yaptığı işler için üç Emmy ödülü kazanmıştır.
Lorenzo di Bonaventura (Yapımcı) New York’ta doğmuştur. Babası Mario di Bonaventura, uluslarası bir orkestra şefidir.
Di Bonaventura üniversite diplomasını Harvard Üniversitesi’nden, Zihinsel Tarih üzerine almıştır. Üzerine Pennsylvania Üniversitesi’nin Wharton School of Business bölümünden işletme yüksek lisansını almıştır. Profesyonel iş hayatına bir ırmak rafting şirketinin idareciliği ile başlamış, daha sonra Columbia Pictures’a katılmış ve dağıtım, pazarlama bölümlerinde çalışmış, ardından genel müdürlük ofisine geçmiştir.
1989 yılının şubat ayında di Bonaventura Warner Bros. şirketine geçer. Warner Bros.’ta çalıştığı süre boyunca 130’dan fazla projeye dahil olur. Maddi olarak en başarılı olduğu ve eleştirel övgü aldığı yapımlardan bazıları şöyledir: FALLING DOWN (1993), A TIME TO KILL (1996), THE MATRIX (1999), ANALYZE THIS (2000), THE PERFECT STORM (2000), OCEAN’S ELEVEN (2001), HARRY POTTER AND THE SORCERER’S STONE (2001), TRAINING DAY (2001) ve THREE KINGS (1999).
Ocak 2003’te di Bonaventura, Paramount Pictures merkezli bir yapım şirketi kurdu.  Başladığı andan bu yana, şirket 16 film yaptı. Yakın zamanda di Bonaventura Pictures, Warren Ellis’in çizgi romanından uyarlanmış, başrollerini Bruce Willis, Morgan Freeman, John Malkovich ve Helen Mirren’ın paylaştığı, yönetmenliğini Robert Schwentke’nin üstlendiği muazzam başarılı casus/gerilim filmi RED’in prodüktörlüğünü yapmıştır. Gişe kazancı liste başı olan öbür prodüksiyonları şöyledir: Angelina Jolie’nin başrolünü oynadığı SALT, yöneten Philip Noyce; popüler çizgi romandan beyaz perdeye uyarlanmış G.I. JOE: RISE OF THE COBRA, yöneten Stephen Sommers; başrolünü Shia LaBoeuf’un oynadığı TRANSFORMERS ve TRANSFORMERS: REVENGE OF THE FALLEN, yöneten Michael Bay.
TRANSFORMERS serisinin üçüncü filmi TRANSFORMERS: DARK OF THE MOON, serinin en yüksek hasılat yapan filmi oldu. Ayrıca 2011 yılının dünya çapında en çok kazananlar listesinde ikinci, tüm zamanların dünya çapında en çok kazananlar listesinde dördüncü oldu.
Şirket yakın zamanda, Sam Worthington’ın başrolünü oynadığı MAN ON A LEDGE, ve Arnold Schwarzenegger’in başrolünü oynadığı LAST STAND filmlerinin prodüksiyonunu tamamladı.
Brian Goldner (Yapımcı) Brian Goldner Hasbro’nun marka-oyun stratejisini, dünya standartlarında marka portfolyosunun evrensel ölçekte yeniden imgelenmesi, yeniden keşfedilmesi ve yeniden ateşlendirilmesinin tasarlanması ve uygulanmasından ve stratejik ortaklarla uzun vadeli ilişkileri geliştirmekten sorumlu kişisidir.
Hasbro’ya 2000 yılında katıldığından ve 2008 yılında şirketin başına yönetim kurulu başkanı olarak geçtiğinden beri, Goldner’ın Hasbro’nun geleneksel bir oyun ve oyuncak şirketi olma vasfından, piyasada büyük bir marka haline dönüştürülmesinde, büyük etkileri olmuştur. Bu dinamik değişimi taktir eden Marketwatch, 2008 yılında Goldner’ı Yılın Yönetim Kurulu Başkanı seçmiştir.
Bugün, Hasbro dünyanın her yerindeki çocuklara ve ailelerine çok geniş bir yelpazede, Hasbro’nun sevilen markalarından ürünler sunmaktadır – oyuncaklar ve oyunlar, eğlence, dijital oyunlar ve yaşam stili ürünleri gibi.
Bu marka oyunu stratejisini desteklemesi adına, Golden, Discovery Communications ile 50-50 müşterek bir teşebbüsle10-10-10 tarihinde yayına geçen, çocuklar ve aileleri için bir televizyon kanalı olan The Hub’ın kurulmasına ön ayak olmuştur. Aktif olarak Hasbro’yu sinema dünyasına girmesi için yönlendirmiş, ve şirketin en çok tanınan kimi markalarından uyarlanmış filmler yapılması adına; Paramount Pictures, DreamWorks Pictures, Sony ve Universal Studios gibi şirketlerle çok büyük antlaşmalara imza atmıştır. Gişe rekortmeni TRANSFORMERS serisi dahil olmak üzere bu filmlerin çoğunda uygulayıcı yapımcı olarak görev almıştır.
Goldner ayrıca, uzun yıllardır stratejik müttefiki olan Electronic Arts, Inc.’ın altını çizdiği üzere, şirketin dijital stratejisini formüle etmek ve şirketin hızla büyümekte olan yaşam tarzı lisanslama işlerinin geliştirilmesinde de çok önemli roller oynamıştır.
2000 yılında şirkete katıldığından bu yana, Goldner bir seri yöneticilik pozisyonunu, artmakta olan sorumluluklarıyla birlikte taşıdı. Yönetim kurulu başkanı seçilmesinden önce, Hasbro’nun genel müdürü olarak hizmet verdi ve Hasbro’nun sektörün en başarılı ve kar eden şirketine dönüştürülmesindeki kilit güç; ta kendisiydi.
Hasbro ve The Hub’ın yönetim kurullarının bir üyesi olmasına ilaveten Goldner, Molson Coors Brewing şirketinin de yönetim kurulunda görev almaktadır. Ayrıca her ikisi de Rhode Island bölgesinde yer alan The Miriam ve The Rhode Island hastanelerinin de yönetim kurullarında hizmetine devam etmektedir. Amerikan Yapımcılar Sendikası’nın bir üyesidir ve Rhode Island’daki Moses Brown Okulu’nun mütevelli heyetinde çalışmaktadır.
Hasbro’ya katılmadan önce Goldner, Bandai America’da başkan yardımcılığı ve genel müdürlük, J. Walter Thompson’ın L.A. ofisinde sorumlu müdürlük, Leo Burnett Advertising’in Chicago ofisinde başkan vekilliği ve muhasebe müdürlüğü gibi bir takım yönetici pozisyonlarında görev almıştır.
Dartmouth College ve Amos Tuck School’un Executive Education Program (Yönetici Eğitim Programı) bölümlerinden mezundur. Johnson & Wales Üniversitesi’nden işletme üzerine onursal doktorası vardır.
Stephen Sommers (Uygulayıcı Yapımcı) THE MUMMY ve THE MUMMY RETURNS’ün yanı sıra VAN HELSING filmini de yazmış ve yönetmiştir. Ayrıca Mummy filmlerinin bir yan ürünü olan THE SCORPION KING’i de yazıp, yapımcılığını üstlenmiştir. Başrollerini Elijah Wood ve Jason Robards’un paylaştığı THE ADVENTURES OF HUCK FINN; Jason Scott Lee, Cary Elwes, Sam Neill ve John Cleese’nin oynadığı THE JUNGLE BOOK; ve Treat Williams ve Famke Janssen’nin başrolleri canlandırdığı DEEP RISING filmlerini yazıp yönetmiştir. Sommers, Jonathan Taylor Thomas ve Brad Renfro oynadığı Disney’in TOM AND HUCK filminin de hem yazarı hem de uygulayıcı yapımcısıdır. Televizyon için yazdığı ve uygulayıcı yapımcılığını yaptığı OLIVER TWIST’te, tekrar Richard Dreyfuss’un yanı sıra, Woods’la da çalışmıştır. Sommers, yakın zamanda baş rollerini Channing Tatum, Sienna Miller, Marlon Wayans, Rachel Nichols, Dennis Quaid, Joseph Gordon-Levitt, ve Jonathan Pryce’ın paylaştığı Paramount Pictures’ın G.I. JOE: RISE OF THE COBRA filminde çalışmıştır. An itibarı ile Sommers, Dean Koontz’un aynı adlı romanından uyarlama ODD THOMAS filminin prodüksiyonundadır.
Doğma büyüme Minnesota’lı Sommers, St. John’s Üniversitesi ve İspanya’da Seville Üniversitesi’nde eğitim aldı. Akabinde Sommers, sonraki dört yılını, sokak tiyatrosunda çalışarak ve rock müzik gruplarının menajerliğini yaparakAvrupa’da geçirdi.
Oradan Los Angeles’a taşındı  ve master derecesi aldığı ve yazıp yönettiği, ödüllü kısa metraj filmi PERFECT ALIBI’ı çektiği USC Sinema-Televizyon Okulu’na üç yıl boyunca devam etti. Bulduğu bağımsız para kaynaklarıyla ilk uzun metraj filmini yazdı ve yönetti: CATCH ME IF YOU CAN (1989). Filmi doğup büyüdüğü St. Cloud, Minnesota’da çekti. Eşi Jana ile yirmi yıldır süren mutlu bir evliliği ve ergenlik çağında iki tane kız çocukları var.
Herbert W. Gains (Uygulayıcı Yapımcı) yakın zaman önce Warner Bros.’un Martin Campbell yönetiminde, başrollerini Ryan Reynolds ve Blake Lively’nin oynadığı DC Comic’in film versiyonu GREEN LANTERN’inde uygulayıcı yapımcı olarak görev aldı. Bundan önceki uygulayıcı yapımcılık tecrübeleri Zack Snyder’ın WATCHMEN’i ve Neil Jordan’ın Jodie Foster’ın rol aldığı THE BRAVE ONE filmleridir.
Hilary Swank’ın oynadığı  korku filmi THE REAPING’in yapımcılığını yapmıştır. Ayrıca Cuba Gooding, Jr. ve Ed Harris’in de rol aldığı Michael Tollin’in dokunaklı spor draması RADIO filminin de yapımcısıdır.
Diğer uygulayıcı yapımcılık tecrübeleri şöyledir: Elisha Cuthbert ve Chad Michael Murray’ın oynadığı HOUSE OF WAX; Brittany Murphy’nin oynadığı 2004 yapımı romantik komedi LITTLE BLACK BOOK; Jet Li ve DMX’in oynadığı CRADLE 2 THE GRAVE; Jake Kasdan’ın komedisi ORANGE COUNTY; Keanu Reeves ve Diane Lane’nin oynadığı HARDBALL; ve Freddie Prinze, Jr. ile Jessica Biel oynadığı SUMMER CATCH.
Gains ortak yapımcısı olduğu bazı filmleri de şöyle sıralıyor: James Van Der Beek, Jon Voight ve Amy Smart’ın oynadığı VARSITY BLUES; READY TO RUMBLE; ve Sylvester Stallone’nin oynadığı Rob Cohen’in DAYLIGHT filmi.
THE NEGOTIATOR ve MOUSE HUNT gibi filmlerde yapım sorumlusu olarak görev almıştır. Önceleri birçok filmde yardımcı yönetmenlik de yapmıştır. Bu filmlerden bazılar şunlardır: NATURAL BORN KILLERS, HEAVEN & EARTH, POINT BREAK, PACIFIC HEIGHTS, DRAGON: THE BRUCE LEE STORY, DIRTY DANCING, MANHUNTER, ve THE FAN.
Eric Howsam (Uygulayıcı Yapımcı) oyuncakları ve çizgi romanları biriktirmekten 1980’lerde okulda eve koşa koşa gelip televizyonda çizgi filmini seyretmeye kadar, çok uzun yıllardır bir G.I. JOE hayranıdır. Howsam, G.I. JOE: MİSİLLEME filminin, en erken geliştirme dönemlerinden, New Orleans’taki çekimler süresince sette bulunmaya, ordan Los Angeles’taki prodüksiyon ertesi işlere kadar, her aşamasında görev aldı.
Uygulayıcı yapımcı olarak görev aldığı filmler şunlardır: Stephen Sommers tarafından yönetilen, başrolünü Channing Tatum’un oynadığı G.I. JOE: THE RISE OF COBRA; Antoine Fuqua tarafından yönetilen ve başrolünü Mark Wahlberg’ün oynadığı SHOOTER; gene Wahlberg’in Tyrese Gibson, Andre Benjamin ve Garrett Hedlund’la başrolleri paylaştığı, John Singleton’ın FOUR BROTHERS filmi. Ayrıca başrollerini Shia LaBeouf ve Meagan Fox’un oynadığı ve Michael Bay tarafından yönetilen TRANSFORMERS filminin geliştirme döneminde de çok yoğun çalıştı.
Arizona, Scottsdale’de büyüyen Howsam’ın sinemaya ilgisi daha çok küçük yaşlarında babasının onu klasik THE SEVEN SAMURAI gibi filmleri seyretmeye sinemaya götürmesiyle başladı. Sonraki yaşlarında Steven Spielberg’in mezun olduğu Ingleside Orta Okulu’na gitti.
Film okuyup Arizona Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Howsam CAA’ya sinema departmanında asistan olarak katıldı, daha sonra Touchstone Pictures’da Mike Stenson’ın yardımcısı oldu. Stenson’ı Jerry Bruckheimer Films takip etti. Howsam önce kreatif uygulayıcılığa, sonra da geliştirme direktörlüne terfii edildi. Bu kapasitede, 4 dalda Oscar’a aday olan ve 2’sini kazanan BLACK HAWK DOWN filminin geliştirilmesi ve prodüksiyonunda çalıştı. Howsam ayrıca NATIONAL TREASURE, PIRATES OF THE CARIBBEAN, GONE IN 60 SECONDS ve REMEMBER THE TITANS gibi gişe rekorları kıran filmlerde de görev aldı.
Howsam, an itibarıyla di Bonaventura Pictures’da, film geliştirme ve uygulamasının bütün evrelerinin gözetim ve denetimlerine yardımcı olarak, Yapımlardan Sorumlu İcra Kurulu Başkanlığı görevini sürdürmektedir.
Gary Barber (Uygulayıcı Yapımcı) Gary Barber, Ekim 2012 tarihinde Metro-Goldwyn-Mayer Inc.’de Genel Başkan ve Yönetim Kurulu Başkanı ilan edildi. Bu buluşmanın öncesinde, Barber, Aralık 2010’dan beri Yardımcı Genel Başkan ve Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini ifa ediyordu.
Barber'ın idaresi altında, Metro-Goldwyn-Mayer’in uzun metraj film listesinde yeni bir canlanma yaşandı. Bu dönemde yapılan prodüksiyonlar arasında, televizyon yapımları "Teen Wolf" ve "Vikings"in yanı sıra 23. James Bond filmi, "Skyfall," Hobbit üçlemesi, "Carrie," "RoboCop" sinema filmleri de yer aldı.


Mr. Barber, 1998 yılında Eş Başkan ve Yönetim Kurulu Başkanlığı rütbelerini paylaştığı Roger Birnbaum ile birlikte prodüksiyon, finans ve dağıtım şirketi Spyglass Entertainment’i kurdu. Barber halen Spyglass yönetim kurulundaki Genel Başkan Yardımcılığı görevine devam etmektedir.
Spyglass’ın ürettiği film listesi, bugüne kadar dünya çapında 5 milyar doların üzerinde hasılat yapmış, ve ikisi kazanılmış 34 Oscar adaylığı toplamıştır. Barber sayısız prodüksiyona yapımcılık yapmış, ve uzun metraj film üretimi, uluslararası dağıtımcılık, müzik ve sergi gibi sinema sektörünün dahilinde iş kolları yürütmüştür. 


Spyglass’ın yaptığı filmler arasında şunlar sayılabilir: "The Sixth Sense," "Bruce Almighty," "Memoirs of a Geisha," "27 Dresses," "Wanted," "Four Christmases," "Star Trek," "G.I. Joe: The Rise of Cobra," "Invictus," "Leap Year," "The Tourist," "No Strings Attached," "The Vow" ve "Footloose"un yeni versiyonu.


1989’dan 1997’ye kadar, Barber, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı ve İcra Kurulu Başkan Yardımcılığı görevleriyle Morgan Creek’de hizmet vermiştir. Bundan önce Barber Vestron International Group’ta Genel Müdür olarak çalışmaktaydı. 


Barber lisans ve yüksek lisans diplomalarını Güney Afrika’daki Witwatersrand Üniversitesi’nden almıştır. Price Waterhouse şirketi için, hem Güney Afrika’da, hem de Amerika’da serbest muhasebecilik ve yeminli mali müşavirlik de yapmıştır. The Academy of Motion Picture Arts and Sciences’ın bir üyesidir.
Roger Birnbaum (Yapımcı) Aralık 2010’dan itibaren, Eş Başkan ve İcra Kurulu Başkanı olarak Metro-Goldwyn-Mayer, Inc.’de hizmet vermiş, fakat çok kısa bir süre önce yapımcılığa odaklanmak için kimi görevlerinden geri çekilmiştir. Birnbaum sadece MGM için çalışmaya devam edecektir; ilk projeleri José Padilha’nın yönettiği “Robocop”tur. Öteki projelerine, “Death Wish”, “War Games” ve “Magnificent Seven” da dahil edilebilir.
Birnbaum, Gary Barber ile birlikte Spyglass Entertainment yönetim kurulunda Eş Başkanlık görevine devam etmektedir. Şirketin başarıları dünya çapında 661 milyon dolar kazanan “The Sixth Sense”ten, liste başı filmi “Bruce Almighty”ye kadar sıralanabilir. Spyglass’ın kütüphanesinde Oscar’a aday gösterilmiş “Seabiscuit,” ve “The Insider” gibi favori filmler de vardır.
Öteki başarılı yapımları; “The Vow”, “Wanted,” “27 Dresses,” “Shanghai Noon” ve devam filmi “Shanghai Knights”tır.
Birnbaum ayrıca “Rush Hour” film serisinde kendi şirketi Roger Birnbaum Productions bayrağı altında yapımcılık da yapmıştır.
Spyglass’ı kurmadan önce Birnbaum, “While You Were Sleeping,” “Grosse Point Blank”, “Six Days/Seven Nights,” “Angels in the Outfield,” ve “The Three Musketeers” gibi başarılı filmlere yapımcı olarak imzasını atan Caravan Pictures şirketini, ortaklarıyla kurmuştur.
Caravan’ı işletmeye başlamadan evvel Birnbaum; “Home Alone,” Edward Scissorhands,”  “My Cousin Vinny,” “The Last of the Mohicans,” ve “Mrs. Doubtfire” gibi filmlerin hayata geçmesini sağladığı Twentieth Century Fox şirketinde, Uluslararası Yapımlar Genel Müdürlüğü ve İcra Kurulu Başkanlığı görevlerinde hizmet veriyordu. Ayrıca Oscar ödüllü “Rain Man” filminin yapımını sağladığı United Artists şirketinde de Yapımlar Müdürü olarak hizmet etmişti.
Film sektörüne girmeden önce Birnbaum kendine, A&M Records ve Arista Records adlı müzik şirketlerinde Sanatçı ve Repertuar Müdürü olarak başarılı bir kariyer inşaa etmiştir.
Birnbaum, American Film Institute Mütevelli Heyeti’nin ve The Academy of Motion Picture Arts and Sciences’ın bir üyesidir. Ayrıca Y.E.S. adlı, gelir düzeyi düşük çocuklar için burs sağlayan bir yardım derneğinde de kurul üyesidir. Birnbaum’un Denver Üniversitesi’nden Beşeri Bilimler dalında Onursal Doktora’sı vardır.
David Ellison (Uygulayıcı Yapımcı) Skydance Productions şirketini, ileri düzey ticari gösteriler yaratmak ve finanse etmek için kurmuştur. Şirket; büyük aksiyon, macera, bilim kurgu ve fantastik filmlerin yanı sıra mütevazı bütçeli komedi ve janra filmlerine odaklanmıştır. Skydance, gün geçtikçe film yapmanın zorlaştığı bu şehirde film yapımcıları ile dost kalmaya büyük çaba harcıyor. 2010 yılında, Skydance, Paramount Pictures ile dört yıllık bir prodüksiyon, dağıtım ve finansman antlaşması imzaladı. Vizyona girecek ilk film Joel and Ethan Coen’in Charles Portis romanından uyarladıkları, Coen kardeşler, Scott Rudin ve Steven Spielberg tarafından yapımcılığı üstlenilen, ve başrollerini Matt Damon, Josh Brolin ve Jeff Bridges’im paylaştığı TRUE GRIT filmiydi. Film, En İyi Film dahil olmak üzere 10 dalda Oscar’a aday oldu.
Skydance, Brad Bird’ün yönettiği, J.J. Abrams’ın yapımcılığını üstlendiği Paramount’un uzun metrajı MISSION: IMPOSSIBLE – GHOST PROTOCOL filminin prodüksiyonunu yapmıştır. Film 16 Aralık 2011’de vizyona girmiştir. Tom Cruise ikonik rolü ile yine karşımızdadır. Skydance aynı zamanda başrollerini Bruce Willis, Channing Tatum ve Dwayne Johnson’ın paylaştığı, 29 Mart, 2013’de vizyona girecek olan G.I. JOE: MİSİLLEME, filminin ortak yapım şirketidir. Skydance tarafından prodüksiyonu üstlenilecek diğer filmler; halen çekimleri devam eden, Barbra Streisand ve Seth Rogen’in oynadığı komedi MY MOTHER’S CURSE, ve Jack Bender’in yönetip Chris Pine’ın başrolünü oynadığı, yapımcılığını ise Lorenzo di Bonaventura ve Mace Neufeld’in yürüttüğü UNTITLED JACK RYAN PROJECT’tir. Şirket ayrıca Shawn Ryan’ın yazdığı WITHOUT REMORSE filminde ortak yapımcı olacaktır. Skydance, Haziran 2011’de ofislerini Paramount Pictures’ın arazisine taşımıştır.
Sıradaki filmler; çekimleri devam eden ve başrolünü Brad Pitt’in oynadığı Marc Forster’ın gerilim filmi WORLD WAR Z, ve Christopher McQuarrie’nin yönettiği, Tom Cruise’un oynadığı ONE SHOT’dır. Halen Tom O’Connor tarafından yazılan THE HITMAN’S BODYGUARD filminin geliştirme çalışmaları devam etmektedir.
Hep bir sinema sevdalısı  olan Ellison, Kuzey California’da büyümüş ve University of Southern California’nın prestijli School of Cinematic Arts okulunda eğitim almıştır. Öğrenciyken Ellison, havacılığa ve sinemaya duyduğu sevgiyi birleştirdiği Birinci Dünya Savaşı filmi FLYBOYS’un yapımcılığını üstlenmiş ve başrolünü oynamıştır. Kendisi aynı zamanda ticari çift motor ve helikopter dereceleri bulunan, 2000 saatin üzerinde uçuş deneyimli, başarılı bir pilottur. 2003 yılında 20 yaşındaki Ellison, Experimental Aircraft Association’ın (Deneysel Hava Taşıtı Derneği) Oshkosh, Wisconsin’da düzenlediği Airventure Show’unda, (Gökyüzü Maceraları Gösterisi) en genç hava gösteri pilotuydu. Bu gösteride “Stars of Tomorrow” (Geleceğin Yıldızları) performansını sergileyen altı pilottan biriydi. Ellison, Yönetim Kurulu üyesi olduğu ve bir kısım komite toplantılarına da katıldığı Conservation International derneğinde (insanlığın yararına doğayı korumak üzerine eylemleri olan bir dernek) aktif olarak görev almaktadır.
Dana Goldberg (Uygulayıcı Yapımcı) 2010 yılında Skydance Productions’a yapımlar müdürü olarak katılmıştır. Daha önce Village Roadshow Pictures’ta aynı görevi ifa ederken, şirketin yaptığı tüm filmlerde çalışmıştır. Bu filmlere OCEAN’S ELEVEN serisi, MATRIX üçlemesi, TRAINING DAY, GET SMART ve CHARLIE AND THE CHOCOLATE FACTORY’de dahildir. Aynı zamanda şirketin sayısız filminde uygulayıcı yapımcı olarak da görev almıştır. Bazıları; I AM LEGEND, THE BRAVE ONE Oscar ödüllü uzun metraj animasyon filmi HAPPY FEET’tir. 1998 senesinde Village Roadshow’da çalışmaya başlamadan önce, Goldberg Baltimore/Spring Creek Pictures şirketinde Yapımlar Genel Müdürlüğü göreviyle, Barry Levinson ve Paula Weinstein ile birlikte üç yıl geçirdi. Eğlence sektöründeki kariyerine, Hollywood Pictures şirketinde, asistan olarak başlamıştır. Goldberg, 2007 yıldan beri Academy of Motion Picture Arts and Sciences’ın üyesidir.
Paul Schwake (Uygulayıcı Yapımcı) Skydance şirketinin İcra Kurulu Başkan Yardımcısı ve Finans Direktörüdür. Paul şirkete 2009 yılında katıldı ve Paramount Pictures ile ortak finansman ve ortak yapım anlaşmalarının koruma altında kalmasında en büyük rolü oynadı. Paul, Skydance’ın 200 milyon dolarlık ortak girişim kredi servisini JP Morgan başta olmak üzere altı diğer banka tarafından güvence altına alınmasını sağladı.
Skydance’e katılmadan evvel Paul, yapımcı Bill Todman, Jr. ve taşınmaz mal bankacılığı milyarderi Edward Milstein ile ortaklık yaptı ve İcra Kurul Başkanlığı görevini ifa ettiği Level 1 Entertainment şirketini kurdu.  Level 1’da Paul, GRANDMA’S BOY ve Adam Sandler’in oynadığı STRANGE WILDERNESS filmlerinin yapımcılığını üstlendi. Ayrıca Oscar ödüllü sanatçılar Reese Witherspoon, Meryl Streep ve yönetmen Gavin Hood ile RENDITION adlı filmin prodüktörlüğünü yaptı. Bunlara ek olarak Paul, Level 1’in televizyon yapım aktivitelerini de yürüttü.
Level 1’e katılmadan önce Paul, yapımcılar Gary Barber ve Roger Birnbaum’a Spyglass Entertainment Group’un kurulumunda yardım etti Finans Direktörü olarak yedi yıl hizmet verdi. Görev süresince, Spyglass, THE SIXTH SENSE, BRUCE ALMIGHTY ve SEABISCUIT’in de aralarında bulunduğu, 20’den fazla filmi piyasaya sürdü.
Bundan önce Paul, Morgan Creek’te Finans Genel Müdürü olarak yedi sene çalıştı. Paul’un çalıştığı sürede, Morgan Creek, ROBIN HOOD: PRINCE OF THIEVES, ACE VENTURA, LAST OF THE MOHICANS ve TRUE ROMANCE dahil olmak üzere, 30’dan fazla filmin prodüktörlüğünü yaptı ve vizyona soktu.
Paul ayrıca, Price Waterhouse’da eğlence sektöründen müşterilerin kontrollerini yapan bir denetleme uzmanı olarak beş yıl, Walt Disney Studios’un muhasebe departmanında dört yıl çalışmıştır.
Stephen Windon (Görüntü Yönetmeni) Stephen’ın kariyeri Australian Broadcasting Corporation (ABC) isimli şirkette televizyon için çalışarak başladı. Kamera asistanı olarak göreve başlamıştı ama bütün birimlerde çalışa çalışa, bu prestijli televizyon kanalında görüntü yönetmenliğine kadar tırmandı.
30’dan fazla belgesel ve bir kaç mini-dizi çektikten sonra, uzun metrajlı filmlerde ve reklamlarda serbest çalışmak üzere ABC’den ayrıldı. Bu süreçte Russell Boyd’un görüntü yönetmenliği yaptığı birkaç filmde 2. Ekip Görüntü Yönetmeni olarak çalışma fırsatı buldu (CROCODILE DUNDEE 2, THE RESCUE, THE CHALLENGE).
Stephen’ın uluslararası kariyeri 1993 yılında, Kevin Reynolds’ın yönettiği ve Kevin Costner ile Jim Wilson’ın prodüktörlüğünü yaptığı, çalışacağı ilk Amerikan uzun metraj filmi RAPA-NUI’dan teklif aldığında başladı. Akabinde birkaç Avustralya uzun metrajında ve Amerikan televizyon filmi ve mini-dizilerinde çalışmanın ardından, Fox film için FIRESTORM ve THE PATRIOT’u çekmek üzere Amerika’ya geri döndü. Her iki filmin de yönetmeni Oscar ödüllü sinematograf Dean Semler’dı. (ACS/ASC)
1997 yılında Stephen’a Kevin Costner’ın yönettiği Warner Bros filmi THE POSTMAN’ı çekmesi için teklif geldi. Hemen ardından, aksiyon ustası Renny Harlin’in (CLIFFHANGER) yönettiği, bir başka büyük bütçeli Warner Bros filmi DEEP BLUE SEA geldi.
Sonrasında Stephen, Dreamworks SKG yapımı, başrollerini Jackie Chan ve Jennifer Love Hewit’in oynadığı TUXEDO filminde yönetmen Kevin Donovan ile çalıştı. Bu filmi takiben Dwight Little’ın yönettiği Columbia’nın ANACONDAS, Joel Silver’ın HOUSE OF WAX ve Universal’ın Neil Moritz tarafından yapımcılığı üstlenilen ve Justin Lin tarafından yönetilen FAST AND THE FURIOUS – TOKYO DRIFT filmlerinde görüntü yönetmenliği yaptı.
Steven Spielberg/Tom Hanks’in prodüktörlüğünü yaptığı TV destanı, “The Pacific” HBO televizyon kanalında 2010 yılında gösterime girdi. Büyük başarılar elde etmiş “Band of Brothers”ın devamı niteliğindeki “The Pacific,” 2. Dünya Savaşı sırasında Pasifik’teki 3 deniz subayının hikayesini anlatır. Hikaye, bu denizcilerin gerçek günlüklerinden alınmıştır. Yapımın tamamı Australya’nın Queensland ve Victoria bölgelerinde çekilmiştir.  Stephen 2010 yılında, yönetmen Justin Lin ile, 2011’in yaz aylarında vizyona giren, 150 milyon dolar bütçeli Universal Pictures şirketinin FAST AND FURIOUS serisinin FAST FIVE isimli bir başka bölümünde tekrar ortaklaşa çalışmıştır. Aksiyon filminin başrollerinde Vin Diesel, Dwayne ‘The Rock’ Johnson ve Paul Walker vardır. Filmin çekimleri Rio De Janiero, San Juan-Puerto Rico, ve birkaç Amerikan eyaletinde, altı aydan uzun süren bir zaman diliminde tamamnlanmıştır.
Uzun kariyeri süresinde Stephen, on adet Australian Cinematographers Society ödülü, iki Australian Film Institute Feature adaylığı ve bir Australian Film Critics Circle adaylığı elde etmiştir.
Yakın geçmişte, 2010 Emmy Ödüllerinde, TV Mini-Dizisinde En İyi Sinematografi dalında “The Pacific”le aday olmuş, ve Şubat 2011’de American Society of Cinematographers’dan, gene “The Pacific” dizisi için (9. Bölüm) bir ödül kazanmıştır.
Stephen, Australian Cinematographers Society’si tarafından resmen tanınmış ve onaylanmıştır, ayrıca International Cinematographers Guild’in bir üyesidir.
Andrew Menzies (Yapım Tasarımcısı) Londra, Australya ve İskoç’ya arasında büyümüştür. 8 yaşındayken o ve ikiz erkek kardeşi Simon, kahramanları John Wayne ile tanışma şerefine nail olmuşlardır. O dönem Wayne, Londra’nın çocukların oturduğu bölgesinde BRANNIGAN (1975) filmini çekmekteydi ve Andrew ile kardeşine öteki setleri gezdirecek kadar nazikti. İşte o noktada Andrew’un sinemaya duyduğu ilginin tohumları atılmıştı. Dekorların dışlarının tahta, içlerinin taş olmasına büyük bir hayret ve hayranlıkla bakakalmıştı. Sonra John Wayne bu iki çocuğu yemeklerin dağıtıldığı yere götürdü ve onlara hayatlarının ilk hamburgerini yedirdi!  Onlar için (ve İngiltere için) uzaylı yemeği gibi birşeydi o zamanlar hamburger ama gene de Andrew, o günden sonra eğlence dünyasının tam ona göre olduğundan emindi!
Üniversiteyi bitirdiğinde bir mimarlık şirketinde kısaca çalıştıktan sonra, Menzies kendini yollara vurdu. Avrupa’yı ve Asya’yı gezdi; Nepal, Thailand, Borneo ve Avustralya’nın, ücra köşeleri dahil olmak üzere seyahat etti, hatta son ikisinde çalışmak üzere iş bile buldu. Seyahatlerini takiben Andrew, prestijli Royal College of Art (RCA) okulunda Film Tasarımı üzerine yüksek lisans yapmak için, Londra’ya geri döndü.
Mezuniyetinden sonra aldığı ilk iş  teklifi Wilmington, North Carolina’dan geldi. Bu, RADIOLAND MURDERS isimli bir George Lucas filmiydi. Burdan Sanat Yönetmenliğine doğru yol almaya başladı. Bir dizi filmde arka arkaya çalışmaya başladı: Steven Spielberg'in AI: ARTIFICIAL INTELLIGENCE, Milos Forman'ın MAN ON THE MOON, Joe Johnston'ın OCTOBER SKY ve Tony Scott'ın ENEMY OF THE STATE filmleri, bunlardan bazılarıdır. Sanat Yönetmeni olarak yaptığı diğer işlerden kimileri de; Stephen Gaghan'ın SYRIANA, Steven Spielberg'in WAR OF THE WORLDS ve MUNICH ve James Cameron'ın AVATAR filmleridir.
Jim May (Kurgucu) JIM MAY son dönem Daniel Craig, Harrison Ford ve Olivia Wilde’ın oynadığı Jon Favreau’nun yönettiği COWBOYS & ALIENS filminde çalışmıştır. Bundan önce May, oyunucuları Bradley Cooper ve Liam Neeson olan, Joe Carnahan'ın yönettiği THE A TEAM filminin kurgusunu yapmıştır. May, dört filmde Stephen Sommers ile birlikte çalışmıştır; G.I. JOE: RETALIATION ve VAN HELSING’te kurgucu, THE MUMMY ve DEEP RISING’de hem kurgucu hem de görsel efekt editörü olarak çalışmıştır. Ayrıca yapımcı Jerry Bruckheimer ile de üç projede çalışmıştır: yardımcı kurgucu olarak KANGAROO JACK’te, ek kurgucu olarak Oscar ödüllü destansı filmi PEARL HARBOR’da ve görsel efekt dalında Oscar’a aday olan ARMAGEDDON’da görsel efekt editörü olarak.
Daha yakın geçmişte May, değişik janralardan türlü türlü uzun metrajların; gerilim filmi THE HORSEMEN, Andrew Adamson’ın THE CHRONICLES OF NARNIA: THE LION, THE WITCH AND THE WARDROBE,  korku filmleri THE TEXAS CHAINSAW MASSACRE: THE BEGINNING  ve THE HITCHER, ve ilave kurgucu olarak gelecekte geçen animasyon film BATTLE FOR TERRA dahil olmak üzere, montajını yapmıştır.
May’in çalıştığı diğer filmler (değişken kapasitelerde) şöyledir: Frank Oz’un fantazi filmi THE INDIAN IN THE CUPBOARD (Görsel Efekt Editörü olarak), Steven Spielberg’in Oscar ödüllü JURASSIC PARK filmi, James Cameron’un Oscar ödüllü TERMINATOR 2: JUDGMENT DAY filmi, John McTiernan’ın DIE HARD ve THE HUNT FOR RED OCTOBER filmleri. May ayrıca kısa film THE SAME’in (Film 2000 Toronto Film Festival’inde En İyi Kurgu Ödülü kazandı) ve 2000 Milan International Film Festival’inde En İyi Film ve En İyi Kurgu ödüllerini alan bağımsız uzun metraj COOKERS filminin de kurgusunu yaptı.
Denver, Colorado’lu May, Los Angeles’ta Loyola Marymount University’nin film okulunda eğitim aldı. Mezuniyetinin ardından, görsel efekt kurgusunun özel dünyasına girdi ve ILM, Sony Pictures Imageworks ve Boss Films gibi çok iyi bilinen VFX şirketlerinde çalışma imtiyazını elde etti.
Louise Mingenbach (Kostüm Tasarımı) THE HANGOVER, STARSKY & HUTCH ve SCHOOL FOR SCOUNDRELS filmleri ve 2007 televizyon filmi “The More Things Change…” nin yönetmen Todd Phillips ile beşinci kez DUE DATE filminde çalışmıştır.
Tasarımları son dönemde beyaz perdede destansı  aksiyon filmi X-MEN ORIGINS: WOLVERINE de yer almıştır. Son dönem projelere ilaveten; Farrelly kardeşlerin romantik komedisi THE HEARTBREAK KID ve Peter Berg’in, başrolünü Will Smith’in oynadığı HANCOCK filmleri sayılabilir.
Erken kariyer yıllarında, Mingenbach, yönetmen Bryan Singer ile beş filmde birlikte çalışmıştır; bu iş birliği 1995 yapımı gerilim THE USUAL SUSPECTS ile başlar ve Saturn Ödülü ve bir Costume Designers Guild Ödül adaylığı kazandıran X-MEN’le devam eder. Sonrasında X2, APT PUPIL ve SUPERMAN RETURNS filmleri gelir. İkili ayrıca “House M.D.” dizisinin pilotu için, 2004 yılında da beraber çalışmıştır.
Mingenbach’ın kostümlerini tasarladığı diğer filmler şunlardır: SPANGLISH, THE RUNDOWN, K-PAX, GOSSIP, PERMANENT MIDNIGHT, NIGHTWATCH, THE SPITFIRE GRILL ve ONE NIGHT STAND.




2 yorum:

Adsız dedi ki...

Aga naptın sen ya, bu kadar ayrıntılı film notumu olur. Filmin senaryosunu yazsan bu kadar sürmezdi. Direk end tuşuna basarak sayfada aşağı gelebildim. Özet lütfen!

numan dedi ki...

haklısın aga.. olmaz olsun böyle uzun yapım notu.. film şirketinden geldiği gibi yapıştırıyorum.. bazen de kızıyor keserek koyuyorum ama yine de kısalmıyor.. bundan, yani özgün olmayan yazı koymaktan ben de hoşlanmıyorum ama ne yapayım ki bi kaç ay önce aldım böyle bir karar sürdürüyorum işte.. bir müjde vereyim son olarak: bu film için özet isteğin bir kaç gün sonra gerçekleşecek.. hem de yorumumla birlikte :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...