27.06.2013

Rüzgarlar :: Ağır Kanlılar


Siz onun tipine bakıp da aldanmayın- dış görünümünün aksine adeta bir centilmen kibarlığına ve barış güvercini yumuşaklığına sahip, ağırkanlı bir adamdır 'sesçi' Murat (Yusuf Nejat Buluz).

Eski adı İmroz olan Gökçeada'ya, ortam seslerini kaydetmeye gelen Murat, bu arada çektiği fotograflarla da bir sergi kotarmayı plânlıyor olsa gerek..
Elinde mikrofonu ada sokaklarında dolaşırken tanıştığı 'yaşlı' Madam Styliani (Rüçhan Çalışkur) ile giderek samimiyeti ilerleten kahramanımız, onun da sesini kaydetmeye başlar..

Sanki konuşmak için yıllarca bu adamı beklermiş gibi bir ruh hali gözlenen Rum kadın, kendi özel hayatının geçmişini anlatırken, adanın geçmişindeki trajik gerçekleri de ortaya koyacaktır..

Tek derdi, boşanmadan önce kocasının arabasını elinden almak olan 'rezil tabiatlı' karısıyla arası -haliyle- bozuk olan Murat, iki yıl sonra sergi açmak üzere yeniden adaya geldiğinde Madam'ın öldüğünü öğrenir..


'Allah bir kapıyı kapatırsa başka bir kapıyı açar' derler, sayın seyirciler..
Madam gitmiştir, karısı ise zaten artık yoktur; ama şimdi, Madam'ın Fransa'da yaşayan torunu Eleni (Mediha Didem Türemen) adaya gelmiştir..

Bu hoş bayanla Murat'ın birbirlerinden etkilendikleri bellidir; ama, adamın ağırkanlılığına eklenen fazlasıyla çekingen hali kızın canını sıkarken, biz seyircileri de neredeyse infiale sürükleyecektir..


Öte yandan, Murat ile ona nazaran bir hayli genç olan Eleni'nin benzerlikleri inanılmazdır..
Aynı romantik hassasiyet, aynı kırılganlık ve aynı ağır kanlılık..
Kadersiz kahramanımız -kâbus misali o kadından sonra- ruh eşini bulmuş gibidir..
Lâkin -kusura bakmayın ama- ben bu adama hiç mi hiç güvenemiyorum..

Öncelikle filmdeki bazı tuhaflıklara dikkat çekeyim: Profesyonel bir sesçinin yaşantısına odaklanan ve ses kayıtlarının başat rol oynadığı bir filmi -baştan sona- ses senkronizasyonu bozuk bir kopyadan izledim ki sanırım bu kötü bir şaka olmalı..


Bu arada, hep vurguladığım o ağırkanlılık -korkarım ki- karakterlerin kişilik özelliklerinden falan değil de, yönetmenin tercihinden kaynaklanmakta..
Yapma arkadaşım ya, "Minimalist sinemada bilumum hareketler yavaş olmalıdır" diye bi algılaman varsa eğer, unut bunu lütfen..

En önemli tuhaflık da sessizlikte susan, ama motosiklet gürültüsünün içinde sohbet etmeye çabalayan; aydınlıkta hareketsiz durup da zifiri karanlıkta -çeyiz sandığı karıştırmak da dahil- her türlü araştırma ihtiyacıyla faaliyete geçen 'acayip huylu' insanların varlığıydı..


O değil de, karanlık/ışıksız sahnelerde, diyafram ya da ASA ayarlarıyla oynanarak elde edilmiş o -çamur misali- grenli görüntüye kim karar verdi allasen!.

O da değil de, hadi Fransızca olanlar bizi ilgilendirmiyordu diyelim; ama, Rumca konuşmalara neden alt yazı konmaz ki?.
Yoksa filmin -olmayan- gizemi bununla mı sağlanmaya çalışıldı?.

Senarist ve yönetmen Selim Evci'nin bu ikinci uzun metrajını değerli kılan tek şey, İmroz'un kadim sahibi olan Rumları -her ne şekilde olursa olsun- adadan / aslında tüm ülkeden kovalamanın hesabı içindeki bir iğrenç zihniyeti hatırlatmasıydı..
Gerisi ise, sadece görüntü yönetiminin parladığı bazı sahnelerle süslü, tamamen anlamsız ve işlevsiz sekanslara sahip -maalesef- becerilememiş bir 'minimalist sinema' denemesi..





Yönetmen: Selim Evci
Senaryo: Selim Evci, Murat Yaykın
Oyuncular: Yusuf Nejat Buluz, Rüçhan Çalışkur, Mediha Didem Türemen
Yapım: 2012, Türkiye, 117'

  2 / 5




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...