13.07.2013

Thérèse Desqueyroux :: Bir Muhafazakâr Cendere Mahkûmu


Çocukluklarını Fransa'nın güney-batısındaki kırsal bir bölgede idrak eden iki kız arkadaş, karakterleri çok farklı olsa da birlikte vakit geçirmekten büyük keyif almaktadırlar..

Thérèse, yüzü az gülen, genelde ya kitap okuyan ya da düşünen 'marjinal' bir kızken; kitap okumayı sıkıcı bulan Anne ise, insanlığın çoğunluğunu temsil eden güruhun has bir temsilcisi olarak, hayatın hemen yüzeyinde -bir koyun gibi- yaşamayı becererek mutlu olabilen biridir..

Epey bi zaman geçmiş; yıl 1926 olmuş ve artık kızlarımız da büyümüştür..

Aslında, ailelerin sahip oldukları toprakların birleştirilerek genişletilmesi amacıyla, onlar daha çocukken -ebeveynleri tarafından- karar verildiği üzre, Thérèse (Audrey Tautou) ile Anne'ın ağbisi Bernard Desqueyroux (Gilles Lellouche), 'dünya evi'ne girerek, dünyanın kaç bucak olduğunu anlayacaklardır..


Anne (Anaïs Demoustier) da boş durmaz, Yahudi oldukları için diğer aileler tarafından dışlanan komşulardan birinin yakışıklı oğluna sevdalanır..

'Muhafazakâr özellikli' dürüstlüğüne karşın, yüzeysellikte kız kardeşiyle yarışan, tek hobisi avlanmak -üstelik bir de- hastalık hastası olan Bernard ile -çevresinde göremediği ama kafasında yarattığı- bambaşka dünyaların 'özgür ruhlu' insanı Thérèse'in bu ilişkisinin pek yakında duvara toslayacağı o kadar bellidir ki..


Desqueyroux kardeşlerin ortak kaderi kötü yazılmış olmalı ki Anne'ın 'karşılıksız' sevgilisi de bir başka 'özgür ruh' çıkmıştır..
'Nobran' ağbisine değilse de -resmen yıkılan- bu kızcağıza üzülmemek elde değildir..

Ünlü Fransız yazar François Mauriac'ın -1962'de de filme çekilen- romanını yeniden sinemaya uyarlayan 'rahmetli' yönetmen Claude Miller, bu son filmini, sade bir kurguyla ve bir takım 'süsleme'lerden kaçınarak, gayet akıcı bir anlatımla kotarmayı bilmiş..
Öyle ki film bittiğinde ben, klasik bir romanı ilk sayfasından son sayfasına kadar bir solukta okuyarak, belli bi tatmine de ulaşmış bir ruh haliyle sinemadan ayrıldım..


Bu arada filmin, 'Bir Kadının Gözyaşı' gibi, metinle tamamen ilgisiz ve 'edilgen', ama ticari beklentisi yüksek bir Türkçe isimle sinemalarımıza konuk edilmesini yadırgadığımı söylemeliyim..

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa'da yükselen milliyetçilik ve ırkçılık hareketlenmelerine -derinliğine olmasa da- eleştirisini dile getiren filmde, sosyalist bir politikacının kızı olmasına rağmen Thérèse'in -kendi ailesini de saran- mevcut 'ataerkil' atmosferden her kadın gibi etkilendiğini görmek, pek de sürpriz olmuyor..


Canlandırdıkları karakterlerle, hikâyenin ana eksenini oluşturan Audrey Tautou ve Gilles Lellouche'un, 'sağlam' oyunculuklarla önemli katkı sunduğu film, sürprizler içermeyen, aşırılıklara kapalı ve bilindik bir mevzuyu, benzeri bir üslupla perdeye taşırken, 'sıkılmadan izlenebilir' bir kalite düzeyini de yakalıyor..

Muhafazakâr bir cenderenin -yani aile ve toplumun- içine doğmuş kadınların, giderek trajediye dönüşen dramını -hem bunun farkında olan hem de farkında olmayan- dişi bireyler üzerinden anlatan metin -her şeye rağmen- 'geleceğin kadını'ndan umudunu kesmemiş gibidir..
Mümkünse eğer, biz de kesmeyelim!.




Thérèse Desqueyroux / Bir Kadının Gözyaşı

Yönetmen: Claude Miller
Senaryo: François Mauriac, Claude Miller
Oyuncular: Audrey Tautou, Gilles Lellouche, Anaïs Demoustier
Yapım: 2012, Fransa, 110'

  3 / 5


1 yorum:

Adsız dedi ki...

yorum kimin?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...