24.08.2013

The Possession / Şeytan Tohumu


Korku filmi ustası Sam Raimi ve efsanevi Danimarkalı yönetmen Ole Bornedal, paranormal olaylara ilişkin, korkunç ve gerçek bir öyküye dayanan, çağdaş bir doğaüstü gerilim ve korku filmini sinemaseverlerin beğenisine sunuyor.

Çok eski zamanlardan kalma bir cin, 21. yüzyılda serbest kalıyor.
Film bir ailenin başından geçen 29 günlük olayları konu alıyor.
İkinci el eşyalarını satan birinden gizemli bir antik kutu alan aile, kutunun içinde çok uzun zamandır bir insan ruhunu ele geçirmek için bekleyen, doyumsuz bir cinin serbest kalmasına neden olur.

Brenek ailesi için korkunun dehlizlerine uzanan yolculuk, bir hafta sonu faturalarını ödemek için evdeki kullanmadığı eşyalarını bahçesinde satan birinden ahşap bir kutu almalarıyla başlar.

Eşinden yeni boşanan Clyde (Jeffrey Dean Morgan), eski eşi Stephanie’den (Kyra Sedgwick) ayrı hayata alışmaya çalışıyordur.
Ne var ki, küçük kızları Em’in (Natasha Calis), ilgisini çeken ve üstünde gizemli yazılar bulunan bir ahşap kutu almasında endişe edecek bir şey görmez.
Ancak kutuyu almasının hemen ardından tuhaf şeyler gerçekleşmeye başlar. Em kafayı kutuya takmaya başlar, o kadar ki, güzelim kutuyu her yere yanında götürmektedir. Davranışları gittikçe tuhaflaşır, hatta tehlikeli davranışlar sergiler. Ne var ki Clyde ne kadar uğraşsa da kutuyu Em’in elinden alamaz. Stephanie, kızlarının aklını yitirmesine neden olduğuna inanmaya başladığında bile başaramaz bunu.
Birbirini izleyen rahatsız edici ve açıklanamaz olayların etkisinden kurtulamayan aile, gerçekten yaşadıkları şeyi gün ışığına çıkarmak üzeredir: Dibbuk Kutusu’nu açmışlardır.
Yahudi geleneklerinde sözü geçen, yerinden edilmiş ve kutunun içine hapsedilmiş bir cin, şimdi içine girdiği insanı yiyip bitirmek istemektedir.

Tarih boyunca, insanoğlunun en büyük ve kalıcı korkularından biri, bedenini başka bir ruhun ele geçirmesi olmuştur. Cinler, periler, şeytanın ruhlarımızı ele geçirmeye çalıştığı hep söylenmiştir; ama bunların içinden bir tanesi özeldir. Yahudi geleneklerinde bahsi geçen bir tür Dibbuk, başıboş dolaşan, yaşayan bir insanın bedenine girip onu ele geçirerek hayatta kalan kötü ruh olarak tanımlanmaktadır. Dibbukların gücünü kontrol etmek amacıyla, marangozlar Dibbukları sürekli içine hapsetmek için özel sandıklar veya kutular yaptılar.

Hıristiyanlık dönemine dayandırılan Dibbuk hikayeleri vardır. Dikkat çeken bir gazete manşetine göre, 21. yüzyılda da ortaya çıkmışlardı. Los Angeles Times muhabiri Leslie Gornstein, 2004 yılında Ebay üzerinden insanı korkutan bir şey satmaya çalışan bir adamın haberini yaptı. Satmaya çalıştığı şey, iddiasına göre, gerçek bir Dibbuk Kutusuydu; kendisine sahip olan herkesi ele geçirmiş bir Dibbuk Kutusuydu. O kadar derin bir korku vardı ki içinde, çaresizlik içinde kutudan kurtulmaya çalışıyordu. Adamın anlattıkları kutunun kötü etkilerini doğruluyordu: Saç dökülmesi; bütün ev halkına musallat olan kabuslar; kimi kutu sahiplerinin canına mal olan beklenmedik hastalıklar; hayal görme; gaipten sesler duyma. Ve kutuya sahip olan herkes, kutunun kötü şans getirdiğini dile getirdi; kutuyu satmaya çalışan kişi de bunu “ortalığın cehenneme dönmesi” şeklinde yorumladı.





Dibbuk Hakkında Kısa Bilgi

Tüm dünyadan doğaüstü olaylara ilgi duyan kişiler kutuya ilgi gösterdi ve Jason Haxton isimli bir üniversite müzesi küratörü kısa sürede kutuyu satın aldı. Haxton, kutunun sahiplerine işkence ettiğine dair geçmiş bilgileri toplamaya, içindeki tuhaf yadigar ve nesneleri incelemeye başladı. Dibbuk efsanesini bilen, Yahudi hahamlar de ona yardımda bulundu. En sonunda, kutunun soykırımdan kurtulan, 103 yaşındaki bir kişiye ait olduğu bulundu. Savaştan sonra, mühürlenmiş kutuyu yanında Amerika’ya getirmiş ve anlaşılan o ki boşu boşuna ailesini kutuyu açmamaları için uyarmış.

Bununla birlikte, insanın iliğini donduran gerçek hikaye başkalarının da dikkatini çekti. Korku filmi türüne, beklenmedik sürpriz kullanmadaki ustalığıyla kendi mührünü vuran, ünlü sinemacı Sam Raimi de onlardan biriydi. Örümcek Adam serisi gişede başarı elde etmeye devam ederken, Raimi iyi, ilkel korku filmi ve sinemaseverleri bugün bile açıklanamayan gizemlerle yüz yüze getiren öykü sevdasına hep sadık kaldı. Dibbuk Kutusu gerçek olduğu ve insanların akıllarını yerinden oynattığı için, Raimi bu öyküde izleyicileri korku ve gerilimden koltuklarına bile yarım oturtacak, salondan çıktıktan sonra filmin etkisini uzun süre üstlerinden atamamalarını sağlayacak bütün unsurların bulunduğunu seziyordu.

Ghost House ve Lionsgate şirketleri yönetmen adayları arasından yeni bir bakış açısı sunacak bir isim istiyordu. Aradıklarını hiç beklenmedik bir yerde buldular: İnsanın iliğini donduran, gerilim dolu Gece Bekçisi’nden sonra Amerika sinemasına dönmeyi uzun süredir bekleyen, Danimarkalı ödüllü yönetmen Ole Bornedal.

Raimi, Bornedal’ın The Substitute filminden beri yönetmene ilgi duyuyordu. Danimarka yapımı bir korku-komedi filmi olan The Substitute, bir öğretmenin yerine vekil olarak gelen ve aslında başka bir gezegenden geldiği ortaya çıkan bir öğretmeni konu alıyor. “Ole’nin hayranıydık zaten; Şeytan Tohumu projesine yaklaşımını bizimle paylaşınca, kapıldık gittik,” diye anımsıyor Raimi.

Ele Geçirilen Aile

Uzun zamandır kutuya kapalı kalan Dibbuk serbest kalınca, küçük Em Brenek’in ruhunu ele geçirmeye çalışır; ancak önünde tek bir engel vardır: Em’in babası, Clyde. Clyde, eşinden boşanmış, yeniden bekar yaşamaya alışmakla uğraşan, işini ailesinin önüne koymaya alışkın bir babadır. Kızının kendi bedeninin içinde kaybolmaya, masumiyetinin kötülük tarafından ele geçirilmeye başladığını görünce, ailesinin kendisi için ne kadar önemli olduğunu fark etmeye başlar. Watchmen ve Teksas Ölüm Tarlası gibi filmlerin yanında Grey’s Anatomy ve Supernatural dizilerindeki rolleriyle tanınan Jeffrey Dean Morgan Em’in babası Clyde’ı canlandırıyor.

Clyde’ın yeni boşanmış eşi Stephanie rolünde de, The Closer dizisinde uzun süre başrol oynayan, bu rolüyle Primetime Emmy ve Altın Küre ödülleri kazanan Kyra Sedgwick var. Kyra da Stephanie’nin eski kocasıyla ilişkisini şaşırtıcı buluyor. Sonsuza dek ayrıldıklarını sanırken, ilkel bir güçle mücadele etmek zorunda kalıyorlar ve Em’in tuhaf davranışlarının nedenini Clyde’ın babalık görevini gereğince yerine getirmemesi olarak görmesini çok doğru buluyor.

Yapım ekibi, Şeytan Tohumu’nun başarısının, 11 yaşındaki Em’i insanın iliğini donduran sahnelerde başarıyla canlandıracak bir çocuk oyuncu bulmaya bağlı olduğunu biliyordu. Bunu başarabilecek birini bulmak amacıyla, Bornedal yoğun bir oyuncu seçme sürecinden geçti.

“Çok sayıda çocukla görüştüm ve onlara kötü bir ruh tarafından ele geçirilmiş gibi davranmalarını söyledim,” diye açıklıyor. “Böyle anlardan birinde Natasha Calis ağlamaya başladı. İçine gerçekten cin girmiş bir kızın sergileyebileceği, çok gerçek duyguları doğaçlama sahneliyordu. Katıldığım kalp burkucu seçmelerden biriydi. Herkes ağladı. Böyle bir şey göremedik daha önce. Küçük ve kötü bir kız değil sadece, içine cin girdiğini ve yaptığı şeyleri kontrol edemediğini bilmek büyük üzüntü veriyor insana.”

Cin Çıkartan Din Adamı

İnsanın bedenini ele geçiren kötü ruhlara dair uzun geçmiş boyunca, her dinde ve kültürde bu kötü ruhları çıkarmaya çalışan kişiler de olmuştur.

Acilen yardıma ihtiyaç duyan ve ne yapacağını bilemeyen Clyde Brenek, Tzadok’a başvurur. Tzadok, bir Dibbuk’un insana musallat olabileceği acımasız yolları bilen ve kendi cemaatinin büyük korku duymasına rağmen yardım etme cüreti gösteren bir Hasidik hahamın, çağa ayak uyduran manevi oğludur. Bu sıradışı rol için oyuncu bulmak için, yapım ekibi sıradışı bir yola başvurdu ve oyuncu olmayan birini seçti: Tüm dünyada İbranice ismi Matisyahu’yla tanınan, Hasidik rap ve reggae müzik yıldızı.

Sam Raimi’nin olası risklere rağmen Matisyahu’yu bu rolde oynatma fikrini desteklemesi çok zaman almadı. “İnsanı şaşırtması bakımından değerinin yanında, film için gerçekten doğru isim, bu tercihi destekledim,” diyor Raimi. “Ole bilge, yaşlı haham geleneğini bozup, daha çağdaş bir yaklaşım sergilemek istedi. Matisyahu da geleneksellikten uzak biri ama inancından şüphe duymuyorsunuz. Performansı o kadar özgün ve etkileyiciydi ki, zihnimde yeni bir şeytan çıkarıcı kavramı oluşturdu.”

Akıl Hastanesine Doğru

Filmin sonlarındaki ruh çıkarma sahnesi son derece ürkütücü bir mekanda çekildi: Artık kullanılmayan Riverview Akıl Hastanesi. Harap binaları British Columbia’daki Coquitam şehrinde hala ayakta duran, bir zamanlar paranoya, korku ve acımasız tedavilere ev sahipliği yapmış bir akıl hastanesi burası. 1913 yılında inşa edilen ve 70 yıl sonra kapatılan bu tesis, geriye kalan binalar insanın iliklerine işleyen bir ürperti uyandırmaktadır.

“Riverview Hastanesi de kendine has tuhaf olaylara sahne olmuş bir yer,” diye belirtiyor mekanlardan sorumlu Terry Mackay. Binaların içinde öteki dünya hissi uyandıran bir şeyler var; ve çok uzun zamandır boş olduğu için insan orada ruhlar geziniyormuş, başka bir şeyler varmış gibi hissediyor. Bu hastane, hepimizin filme bakışını güçlendirdi.”

Yapım ve çekim ekibi filmin setinde diken üstündeydi; kimileri son derece soğuk veya tuhaf bir şekilde korkutucu görünen odalara girmeyi reddetti. Ne var ki, senaristler için dünyada hiçbir şey özünde bu kadar korkutucu olan bir yerin yüksek gerilimli sahnelerine ev sahipliği yapmasını görmekten daha heyecan verici olamazdı. “Zaten perili olduğu söylenen bir yerde çekim yapmak, iki misli ürkütücüydü,” diye dile getiriyor White. “Korku ve tuhaflık çok katmanlıydı. Sahnedeki çığlıklar ve yanıp sönen ışıklar da devreye girince, itiraf etmeliyim ki, çekim gününün gecesi uyumakta bir hayli zorlandım.”

Dev Güveler

Dibbuk Kutusu’nun gerçek hayattaki sahibi, çok sayıda korkutucu olay anlattı; bunlardan biri de akrep ve hamamböceği dahil olmak üzere haşere işgaliydi. Ole Bornedal yapım ekibine katılınca, filmlerde daha nadir görülen bir böceğe odaklanmaya karar verdi: Hipnotik ve korkutucu güve. “Güveler çoğu böcekten daha tuhaf ve eskiler; onlarda sanki doğaüstü bir şey de var,” diye açıklıyor yönetmen. “Ürkütücü kanat çırpmaları, hiç beklenmedik bir anda teninize çarpmaları, ürperti veriyor.” Bu doğrultuda, Bornedal setteki herkesi şaşkına çevirecek bir karar verdi: En önemli sahnede gerçek güve kullanmak. “Oyuncuları, yüzüne ve bedenine yapışan gerçek güvelerle oynatmak, bu hissi yaşamalarını istemek; böyle bir şeyi canlandıramaz insan.”

Filmdeki büyük güve sahnesinde, Em’in babasının yeni evindeki odasını işgal etmek üzere 2000 böceğin bulunmasını gerektirdi. Güvelerin plan için hazır olması için sete larva olarak getirilmesi ve çekim yapılacak mekana kuluçka yapmaları gerekiyordu. Bütün bu süreci izlemek ekip için sıradışı başka bir deneyim oldu.

“Güvelerin tamamını bilgisayar ortamında yapabilirdik ama Ole gerçeklerini istedi. Gerçek güveleri kullanma kararından ötürü ona saygı duyuyorum. Güve sahnesi hepimizin gözünde filmi daha ürkütücü kıldı.” diyor Robert Tapert.

Dibbuk Zincirlerinden Kurtuldu

Gerçek Dibbuk Kutusunun lanetinden uzak durmak amacıyla, Ole Bornedal oyuncuları ve ekibi koruyacak, yeni bir kutu yaptırmaya karar verdi. Ebay’da satılığa çıkarılan gerçek kutu gibi, filmde kullanılan kutunun da hemen şüphe uyandırmayacak kadar sıradan ama Bornedal’ın sözleriyle “kötü ruhu simgeleyebilecek” kadar da gizemli olması gerekiyordu.

J. R. Young şunları dile getiriyor: “Bizim için asıl kutunun benzerini yapmaktansa, dış dünyaya asla çıkmamak üzere içeri tıkılan bir şeyin içinde saklandığına inanacağınız bir kutu yapmak daha önemliydi. Rachel O’Toole harika fikirler sundu, kuş iskeleti, saç tutamları ve tuhaf ahşap oymaları dahil olmak üzere içindekiler hakkında fikir sahibi olmak için de özgün öyküdekine baktık.”

Yapım ekibi kutunun içindeki cin içinse makyaj özel efektleri uzmanı Bill Terezakis’in kapısını çaldı. “Bir cinin yüzü nasıl olur? İblisin yüzü nasıldır?” diye soruyor Young. “Bill ve Ole bunu ete kemiğe büründürecek bir tasarım ortaya koydu. Kafalarındaki şey ne kadar gösterebileceğimizden ziyade, insanı şaşkına çevirmek için ne kadar az gösterebileceğimize dair sorulardı.”






YAPIM EKİBİ


Oyuncular: Jeffrey Dean Morgan (Clyde)

Kyra Sedgwick (Stephanie)

Madison Davenport (Hannah)

Natasha Calis (Em)

Grant Show (Brett)

Matisyahu (Tzadok)


Yönetmen: Ole Bornedal


Senarist: Juliet Snowden & Stiles White


Yapımcılar: Sam Raimi, Robert Tapert, J.R. Young


Görüntü yönetmeni: Dan Laustsen, D.F.F.


Yapım tasarımı: Rachel O’Toole


Kurgu: Eric L. Beason, A.C.E., Anders Villadsen


Kostüm tasarımı: Carla Hetland


Müzik: Anton Sanko




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...