23.09.2013

The Family / Malavita: Belalı Tanık


Kara komedi-aksiyon filmi Malavita: Belalı Tanık'ta, bir Mafya lideri ve ailesi çeteyi ihbar ettikten sonra Tanık Koruma Programı kapsamında Fransa'da sakin bir kasabaya yerleştirilir.

Ajan Stansfield'ın (Tommy Lee Jones) aileyi dizginlemek için gösterdiği tüm çabalara rağmen, Fred Blake (Robert De Niro), karısı Maggie (Michelle Pfeiffer) ve çocukları Belle (Dianna Agron) ve Warren (John D'Leo) eski alışkanlıklarından vazgeçemeyerek sorunlarını "aile içi" yollarla çözmeye devam eder.

Eski Mafya arkadaşları aileyi takip etmeye çalıştığında kaos başlar ve Luc Besson'un son derece eğlenceli bu filminde intikam, en nahoş şekilde alınır.

Canınızı seviyorsanız bu aileye bulaşmayın!

Malavita: Belalı Tanık'ta başrolleri Akademi Ödüllü Robert De Niro (Raging Bull, Silver Linings Playbook) ve Tommy Lee Jones (Lincoln, No Country for Old Men), Akademi Ödülü Adayı Michelle Pfeiffer (Scarface, The Fabulous Baker Boys), Dianna Agron ("Glee," I Am Number Four) ve John D'Leo (The Wrestler, Brooklyn's Finest) paylaşıyor.
Filmin yönetmeni Luc Besson (Taken, Transporter). Senaryo Luc Besson tarafından Tonino Benacquista'nın Malavita adlı romanından uyarlandı.


MANZONI YA DA BLAKE AİLESİYLE TANIŞIN


Luc Besson'un çok eğlenceli yeni filmi MALAVITA: BELALI TANIK'ta eski bir çete lideri eski arkadaşlarını ihbar ettikten sonra sivri dilli karısı, tipik Amerikalı kızı ve mafya özentisi oğluyla birlikte Normandy'de "suç ailesi" deyimine yeni bir anlam kattıkları pitoresk bir köye yerleşmek zorunda kalır. Sevilen Fransız yönetmen izleyicilerini, bir yandan hapisteki eski arkadaşları tarafından gönderilen kiralık katillerden kaçmaya çalışan, diğer yandan da bu küçük Fransız kasabasındaki yaşama ayak uydurmak için eski alışkanlıklarına başvurmak zorunda kalan Giovanni Manzoni (Robert De Niro) ve birbirine bağlı ailesiyle birlikte son derece komik bir yolculuğa çıkarıyor.

"Fred Blake olarak bilinen Giovanni önce Amerika'da, sonra da Paris ve Güney Fransa'da birçok defa her şeye sıfırdan başlamaya çalışıyor aslında" şeklinde konuşan Besson sözlerini şöyle sürdürüyor: "Ama gittiği yerlerin hiçbiri işe yaramıyor, çünkü o ve ailesi sorunlarla başa çıkma konusunda eski yöntemlerinden bir türlü vazgeçemiyor. Sonunda kendilerini hayal edebileceğiniz en küçük Fransız köyünde bulduklarında burada hiçbir şey olamayacağını düşünüyorlar. Ama yanılıyorlar. İşte olaylar da aslında tam bu noktada başlıyor."

"Aslında bu filmde komik olan daha çok Blake ailesiyle yeni komşuları arasındaki anlaşmazlıklar. Aileyle Normandy sakinleri arasında epeyce küçük çaplı çatışma yaşanıyor. Fransa kırsal kesiminde musluk tamircisine ihtiyacınız varsa yaklaşık iki yıl beklemek zorunda kalırsınız. Bu adamlar sanki dünyanın hakimidir. Üstüne bir de tatsızlık yaşarsanız dört yıl bekleyeceksiniz demektir. Bu küçük köyde de rahipten, bakkala ve musluk tamircisine kadar herkes zengin olduğunu düşündükleri Amerikalılardan az da olsa faydalanmaya çalışıyor. Ama kimle uğraştıklarını bilmiyorlar. Bunu Giovanni Manzoni ya da Fred Blake'e yapamazsınız. Onu kazıklamaya çalışırsanız muhtemelen sizi öldürecektir."

Çekimler sırasında Fransız ve Amerikalı karakterler bölgesel özellikleri son derece komik bir şekilde canlandırırken filmin yapımcıları çok eğlendi. Besson bu durumu şöyle açıklıyor: "Yaptığımız Amerikan veya Fransız kültürüyle dalga geçmek değil, yalnızca herkesle eğlenmeye çalıştık. Paris'ten uzaktaki bu tür küçük kasabalarda yaşayan insanları iyi bilirim. Ben de böyle bir yerde büyüdüm. Ayrıca New York ve Los Angeles'ta da yaşadım, o yüzden birçok Amerikalı da tanıyorum ve zaaflarını biliyorum. Tüm bu insanları küçük bir köye yerleştirip olacakları izlemek benim için heyecan verici ve eğlenceliydi."

Yapımcı Virginie Besson-Silla'ya göre, hikaye klasik tarzda yeni, son derece eğlenceli bir olay örgüsü sunuyor. "Yeni bir yaşam kurmak zorunda kalan insanları anlatan çok sayıda Mafya filmi gördük. Bu filmde, yaşamını saklanarak sürdürmek zorunda olan insanların neler yaşadığını keşfetmek istedim. Sonunda Fransa'da küçük bir köye yerleşen bu karakterler resmen sudan çıkmış balığa dönüyor. Fransız adetlerini nasıl karşıladıklarını ve ayak uydurma çabalarını izlemek gerçekten çok eğlenceliydi."

Besson, MALAVITA: BELALI TANIK'ı Tonino Benacquista'nın komedi-aksiyon romanı Malavita'dan uyarladı. Benacquista'nın hikayesi klasik soruyla başlıyordu: "Sürekli şiddetle yaşayan bir insan 'normal' bir hayat kurabilir ve sürdürebilir mi?" "Romanı yazarken gerçek Tanık Koruma Programını biraz araştırdım ama bu roman öncelikle, günlük yaşamdaki zor durumlarla başa çıkmak zorunda olan eski bir çete liderini anlatan bir komedi. Karakter yabancı bir ülkede, bilmediği bir ortamda yaşamak zorunda kalırsa daha ilginç tezatlar oluşabileceğini düşündüm. Aynı anda iki zorlu işle karşı karşıya kalıyor: Herkes gibi yaşamayı öğrenmek ve ülkenin kendisini sıklıkla şaşırtan geleneklerine ayak uydurmak."

Yazar tüm bunlara aile hayatının getirdiği sorumlulukları ve gerilimleri de ekliyor. "Tüm aile fertleri saklanarak, sürgünde ve suçluluk duygusuyla yaşamak zorunda kalıyor. Bu da hikayenin merkezine aileyi koyuyor ve bu normal bir aile olmasa bile, karakterler dünyadaki tüm ebeveyn ve çocukların yaşadığı sorunlarla karşılaşıyor. Manzoni'ler Normandy'ye geldiklerinde yöre halkından yabancı muamelesi gördükleri için birbirlerine bağlanmak zorunda kalıyor. Böyle olunca da, onlar için önemli şey birbirlerine duydukları sevgi haline geliyor."

Benacquista, uzun yıllardır yönetmenin çalışmalarına duyduğu saygıdan dolayı film haklarını Besson'a vermeyi tercih ettiğini söylüyor. Yazar, geçmişi şu sözlerle hatırlıyor: "1983'te küçük bir sinemada The Last Battle (Son Savaş) filmini izledikten sonra bizim kuşağın gerçek sinemacısını keşfetmiş gibi hissettiğimi çok net hatırlıyorum. Düşük bütçesine rağmen şiirsellik ve şiddeti mükemmel bir şekilde birleştirmişti. Sonraki yıllarda aksiyon filmlerini de izledikten sonra bu filmin bu adam olmadan yapılamayacağını düşündüm, Luc kendi tarzında gerçek bir usta, oyuncularla olan iletişimi çok iyi, aynı zamanda İngilizcesi de gayet akıcı."

Besson senaryoyu yazarken hikayede çok küçük değişiklikler yapmış: "Hikayeyi sinemaya uygun hale getirmek için bazı bölümlere ek diyaloglar koyarak aile fertleri arasında daha güçlü bağlar oluşturduk. Ama yapı ve karakterler açısından zaten her şey yerli yerindeydi."

Besson başlangıçta filmin yönetmenliği üstlenmeyi düşünmüyormuş, ancak senaryo olgunlaşmaya başlayıp, Robert De Niro, Tommy Lee Jones ve Michelle Pfeiffer gibi oyuncular filmde oynamayı kabul edince bu kararını sorgulamaya başlamış. Yönetmen, konuyla ilgili düşüncelerini şu sözlerle açıklıyor: "Aslında olası yönetmenlerin listesini oluşturmuştuk ama zaman geçip de bu mükemmel kadroyu kurunca filmi başkasına vermek istemedim. Robert [De Niro] koşullar olgunlaşana kadar hiçbir şey söylemedi ama sonra birden 'Luc, neden bu filmi sen çekmiyorsun?' deyiverdi. Böyle bir teklifi nasıl geri çevirebilirdim ki?"





Gangster filmlerine karşı esprili ve sevecen bir saygı duruşu niteliğinde olan MALAVITA: BELALI TANIK'ın türüne yaraşır bir film olmasında kuşkusuz bu tarz filmlerin usta ismi yürütücü yapımcısının rolü çok büyük. Akademi Ödüllü Martin Scorsese, ölümcül suçlular ve sevimli gangsterler galerisine oldukça doğal bir şekilde oturan karakterleri içeren bu filme onay verdi.

Scorsese'nin desteği Besson'u fazlasıyla sevindirdi. "Scorsese ve Coppola gibi yönetmenlerin çok büyük bir hayranıyım. "Ben The Godfather (Baba), Scarface (Yaralı Yüz) ve Goodfellas (Sıkı Dostlar) filmleriyle büyüdüm.Robert De Niro'yu oyuncu kadrosu için ilk düşündüğümüzde Martin Scorsese'ye bize katılmak isteyip istemeyeceğini sormaya karar verdik, çünkü bu bir şekilde onun filmlerine saygı duruşu olacaktı. Hatta filmde onun bahsi de geçiyor. Sonuçta senaryoyu gönderdik, okudu ve kahkahalar atarak "Sizinleyim, sizinleyim, sizinleyim!" dedi. Bu çok güzel ve aynı zamanda çok anlamlı bir haberdi. Martin'le birlikte çalışmak benim için bir onurdu."

Luc Besson, Malavita'yı okuduktan sonra Giovanni Manzoni (Fred Blake) rolü için aklına gelen ilk kişinin efsane aktör Robert De Niro olduğunu hatırlıyor. Ama bu fikrini Benacquista'ya söylemeden önce yazara bu rol için hangi aktörü düşündüğünü soruyor. "Her zaman De Niro'nun oynamasını hayal ettiğini söyledi" diyen Besson devam ediyor: "Robert'ı uzun yıllardır tanıyordum, o yüzden kitabı hemen gönderdik, o da çok eğlenceli buldu. Üzerinde çalıştığım senaryoyu da gönderdim ve bu işte yer almak istediğini söyledi."

Bu rolü oynamasını istediği aktörün müsait olmak bir yana filmi coşkuyla karşıladığını duymak Benacquista'yı çok heyecanlandırmış: "Çalışırken bir sahneyi hayal ettiğinizde bir gün o sahnenin De Niro gibi bir aktör tarafından canlandırılacağını düşünmüyorsunuz. Luc olmasaydı, bu hayalimin asla gerçekleşmeyeceğini biliyorum."

De Niro filmdeki mizah duygusundan ve orijinal bakış açısından çok etkilendiğini söylüyor: "Bana göre gangster filmleriyle ilgili alışılmamış bir konusu olan farklı bir denemeydi. Oynadığım karakter New York'ta bir suç çetesinin lideri ama sonra tüm çeteyi ihbar ediyor. Ailesiyle birlikte Tanık Koruma Programına girince Fransa'ya gönderiliyorlar, ancak daha önce yerleştirildikleri her yerde başları belaya girmiş. Şimdiyse kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeler, öyle ki burası Mars bile olabilir! Durum biraz gerçek dışı görünebilir ama karakter çok gerçek ve bağ kurulabiliyor."

Her zaman gerçeklikle ilgili küçük detaylara önem veren De Niro, Doğu Yakasındaki eski çete liderlerinin gerçekten de Fransa'da küçük bir köye gönderilip gönderilmediğini görmek için çekimler başlamadan önce Federal Tanık Koruma Programı veya WITSEC'te yaşamı araştırmış. "Özellikle de bir şekilde politikayla ilgiliyse bu durumun söz konusu olabileceğini öğrendim."

Ayrıca bir uzmana çetede yaşamla ilgili görüşlerini sormuş. "Hikayeyle gerçekten uğraşmaya başladığımızda, Fred'in dünyasıyla ilgili tam olarak doğru olmadığını hissettiğim bazı küçük detaylar oldu" şeklinde konuşan De Niro devam ediyor: "Bazı yerlerde düzenlemeler yapılması gerektiğini kabul eden ilk kişi Tonino oldu."

De Niro organize suçlar hakkında kapsamlı yazılar yazan bir yazar ve gazeteci arkadaşına telefon eder. Arkadaşı, De Niro ve Besson ile birkaç saat süren görüşmesi sırasında Fred'in önceki yaşamıyla ilgili çok değerli bir bilgi kaynağı olan gerçek veriler sunar.

Filmin önemli bir dönüm noktası Fred'in FBI denetçilerini şok eden ve hatta kendisini bile şaşırtan, tam olarak nasıl bir yaşam sürdüğüne ilişkin doğrudan bir kayıt teşkil edecek ve olur da yayınlanırsa korkunç sonuçları olabilecek biyografi yazma planı. "Sanırım yaşlandıkça sıradışı, iyi veya kötü bir şey yaptığınızı düşündüğünüzde hikayeyi bir de kendi tarafınızdan anlatmak istiyorsunuz" diyor De Niro. "Burada Fred'i motive eden de bu. Bu dünyadaki kendi rolünü ve neyi, neden yaptığını açıklamak istiyor. Aslında bir şekilde günah çıkarmaya çalışıyor. Biraz huzur bulabilmek için işlerin nasıl bu noktaya geldiğini belgelemek ve kararlarını haklı göstermek istiyor."

Fred yöre halkına İkinci Dünya Savaşı sırasında Normandy'deki müttefik çıkarmasına ilişkin bir kitap üzerinde çalıştığını söylemeye başlıyor. Bunun üzerine Amerikalı bir yazar olarak Goodfellas (Sıkı Dostlar) filminin gösteriminin yapıldığı yerel film kulübünde konuşma yapması teklif ediliyor, böylelikle Besson MALAVITA: BELALI TANIK'taki De Niro ve Scorsese varlığına gizli bir gönderme yapmayı da ihmal etmiyor.İzleyicinin bu filme gösterdiği büyük ilgi eski gangsterde kendisiyle ilgili birkaç hikaye anlatma isteği uyandırıyor. De Niro bu durumu şöyle açıklıyor: "Fred aynı zamanda ilgi çekmeyi seviyor. "Böylece sonunda, gizli dünyasındaki insanlardan olmasa da, daha büyük meşru bir dünyadan yaptıkları için onay almış oluyor."

Sette De Niro, enerji verici bulduğu bir özellik olan Besson'un meşhur hızlı çekim temposuna ayak uydurmak zorunda kalıyor. "Luc çok hızlı çalışıyor. Sete gelip de kameranın arkasına geçtiğinde her şeyi kafasında belirlemiş oluyor, yani sette her şey onun kontrolü altında. Tüm resim kafasında. Ben bu çalışma tarzını seviyorum, boş yere zaman kaybetmemiş oluyoruz. Spontanlık açısından da önemli."

Yönetmen başlangıçta Oscar ödüllü bir oyuncuyla çalışmaktan biraz korktuğunu söylüyor. "Sonuçta, Mean Streets (Arka Sokaklar) ve Taxi Driver (Taksi Şoförü) filmlerini izlediğimde henüz 15 yaşındaydım" diyor Besson. "Ama yine de kolları sıvayıp işe koyulmak zorundaydım. Onunla özel bir şey yapmayacaksanız kadroda De Niro'nun olmasının ne önemi var ki? Gerçekten çok sıkı çalıştık. Sürekli soru soruyor, telefon ediyordu ama bu benim için hiç sorun olmadı. Beni istediği zaman uyandırabilir."

Besson-Silla'ya göre kadroya De Niro gibi bir efsaneyi kattıktan sonra diğer roller için oyuncu bulmak çok kolay olmuş. "Luc, Maggie karakterini Michelle Pfeiffer'ın oynamasını istiyordu. Pfeiffer filmde rol almayı hemen kabul etti çünkü hikaye çok güzeldi, ayrıca Luc ve Robert ile birlikte çalışacaktı.

Aslında daha önce hem De Niro hem de Pfeiffer Stardust (Yıldız Tozu) ve New Year's Eve (Yılbaşı Gecesi) adlı filmlerde oynamış ama aynı sahnede birlikte görülmemişti. Yine de, De Niro, Pfeiffer ile birlikte çalışmanın çok rahat olduğunu söylüyor. "İyi bir ikili olduğumuzu düşünüyorum. Michelle müsait olduğu ve filmde oynamak istediği için çok mutluyum."

Pfeiffer, Besson ile görüşmeye geldiğinde, aklında karakterin nasıl daha derin ve zengin hale getirilebileceğine dair bir sürü fikir varmış. Yönetmen o günleri şöyle anlatıyor: "Michelle tamamen filme odaklanmıştı. Robert De Niro kalibresindeki bir aktörle çift olması ikisinin de içindeki cevheri ortaya çıkardı. Daha önce birlikte sahneleri yoktu, o yüzden ikisi de karşı tarafa kendisine güvenebileceğini göstermek istiyordu. Bu benim için mutluluk vericiydi, çünkü birbirlerine fazlasıyla saygı duyuyorlardı. İkisi de harika birer takım oyuncusu."

Pfeiffer sete gelirken De Niro ile çalışacağı için çok heyecanlı olduğunu ve bundan dolayı hayal kırıklığına uğramadığını söylüyor. "Sanki bir çeşit ikon gibi. İlah olarak gördüğüm belki beş aktör vardır, o da bunlardan biri. Çok mütevazı, sakin ve iyi bir takım arkadaşı, aynı zamanda gönlü zengin bir insan. Sette onunla ve Luc Besson ile birlikte olmak gerçekten çok keyifliydi."

Jonathan Demme'in 1988 yapımı Mafya komedisi Married to the Mob (Babanın Metresi) adlı filmde oynayan aktris gangsterin karısı rolünde oynamaktan çok zevk aldığını, ancak bu filmde onu asıl çekenin Manzoni-Blake ailesinin dinamiği olduğunu itiraf ediyor. "Sevdiğim bir türü alıp yeni bir yön verdiler. Film aslında karakterlerin birbirleriyle ve dış dünyayla olan iletişimi hakkında, bu da filme müthiş bir eğlence unsuru katıyor. En büyük düşmanları kendileri ve bundan korunmaları imkansız çünkü bir türlü yola gelemiyorlar. Bu gerçekten aile bağlarıyla ilgili ve ne olursa olsun her şeyin üstünde."

Pfeiffer'a göre Maggie ailenin temel taşı. "Aslında asabi bir karakter ama her zaman kolları sıvayıp ailesinin moralini yüksek tutmak için işleri yoluna koymaya çalışıyor. Bundan böyle bu şekilde yaşayacaklarını kabullense de hala bazı sorunları var ve öfkesini bir yerden çıkarmak zorunda. Yaşadıkları, özellikle de Fransa'da sürekli karşılaştıkları anti-Amerikancı düşünce bir şekilde gururunu incitiyor. Ayak uydurmaya, iyi olanı yapmaya ve içinde bulunduğu kültüre saygı duymaya çalışıyor ama aynı zamanda kendisine haksızlık yapıldığını düşünüyor."

Zaman zaman güç olsa da, Pfeiffer Besson'un hızlı programında çalışmaktan keyif aldığını söylüyor. "Bunu sevdim. Her zaman tetikte olmak zorundasınız. Ayrıca bu şekilde çalışmak filme gerçekten iyi bir enerji veriyor. Luc sürekli düşünüyor, bu da benim hoşuma gidiyor. Aslında çalışırken iş birliğinden yana, ama fikirlerimin gerçekten çok iyi düşünülmüş olması gerektiğini biliyorum çünkü işe yaramayacağını düşündüğü bir şey hakkında konuşarak vakit kaybetmiyor."

Tommy Lee Jones ve Luc Besson uzun yıllardır arkadaş, iki filmde yönetmen ve yapımcı olarak birlikte çalıştılar, bunlardan biri 2005 yapımı The Three Burials of Melquiades Estrada (Üç Defin), diğeriyse henüz vizyona girmeyen The Homesman. "Sakın Tommy ile uğraşmaya kalkmayın, sizi öldürebilir" diyerek gülüyor Besson. "O büyük, keskin gözleriyle her şeyi izlerken aynı zamanda söylediklerinizi dinler. Söylediğiniz şey doğruysa ve sizi anlıyorsa 'evet, tamam, sorun değil' der. Zaman kaybetmeyi sevmez, beceriklidir ve ben bu yanını çok seviyorum, dolayısıyla onunla şimdiye kadar hiç sorun yaşamadım. Yönettiği iki filmin yapımcılığını üstlendikten sonra muhteşem bir adam olduğunu biliyorum."

Jones bu filmde Besson'a duyduğu büyük saygıdan dolayı yer aldığını ama Fransa'da çekilmesinin de önemli bir etken olduğunu söylüyor. "Fransa'da harika zaman geçirdim. Daha önce yönettiğim bir filmin ses miksajı için Normandy'de çalışmıştım, orada olmak beni her zaman çok mutlu etti. Ayrıca daha önce De Niro ile çalışmamıştım ve bu da reddedemeyeceğim bir fırsattı. En başından beri tüm işlerine hayranlık duydum. Tüm bu süreç gayet keyifliydi. Her zaman iyi hazırlanmış bir şekilde gelirdi, hep orijinaldi ve gereksiz yere dikkatleri üzerine toplamaya çalışmıyordu."


LUC BESSON (Yönetmen)


Sinema kariyerine 1977 yılında Fransa ve ABD'de birkaç filmde yardımcı yönetmen pozisyonunda çalışarak başlayan Luc Besson, zamanla uluslararası ölçekte en bilinen birkaç Fransız yönetmen ve yapımcıdan biri haline geldi.

1983'te yönettiği ilk uzun metrajlı filmi The Last Battle ile Avoriaz Film Festivalinde beğeni kazandı.

İki yıl sonra Isabelle Adjani ve Christopher Lambert'in rol aldığı Subway adlı filmi yönetti. Üç Sezar Ödülü kazandı. Luc Besson'un görsel tarzı açıkça oluşmuştu.

Yönetmenliğini üstlendiği The Big Blue (Derinlik Sarhoşluğu) adlı filmle başarılarına bir yenisini daha ekledi. Cannes Film Festivaline güçlükle kabul edilse de, film 10 milyon kişi tarafından izlendi ve gerçek bir sosyal fenomen haline geldi.

Olumsuz eleştirilere rağmen, La Femme Nikita (Nikita) (1990) veLeon: the Professional (Sevginin Gücü) (1994) izleyiciler tarafından çok beğenildi ve Fransa'daki popülaritesini sağlamlaştırırken uluslararası alanda da tanınmasını sağladı.

2000 yılında 53. Cannes Film Festivalinin Jüri Başkanlığını yaparak, festival tarihinin en genç jüri başkanı oldu. Sonraki beş yılın büyük kısmında yapımcılık yaptı. On yıl önce kurulan EuropaCorp stüdyosu Avrupa film endüstrisinin en önemli stüdyolarından biri haline geldi.

Yakın zamanda Scarlett Johansson'un rol aldığı yeni filmi Lucy'nin yapım çalışmalarına başlayacak. Luc Besson yönetmenlik kariyeri boyunca Serge Gainsbourg ve Mylene Farmer gibi isimlerin klip yönetmenliğini ve uluslararası alanda bilinen markaların reklam yönetmenliğini de yaptı.

Yönettiği filmlerin yanında, Luc Besson yirminin üzerinde filmin de senaryosunu yazdı. Bu filmler arasında Taxi (Taksi) serisi ve bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde tüm Fransız filmleri içinde en başarılı gişe filmi olduğu iddia edilen Taken 2 (Takip: İstanbul) bulunuyor.


Yönetmen olarak filmografisi

2014 Lucy
2013 Malavita
2011 The Lady
2010 Arthur 3: The War of the Two Worlds
2010 The Extraordinary Adventures of Adele Blanc-Sec
2009 Arthur and the Revenge of Maltazard
2006 Arthur and the Invisibles
2005 Angel-A
1999 Joan of Arc
1997 The Fifth Element 1994 Leon: The Professional
1991 Atlantis
1990 La Femme Nikita
1988 The Big Blue
1985 Subway
1983 The Last Battle
1981 L'Avant-Dernier (kısa film)


MARTIN SCORSESE (Yürütücü Yapımcı)


Akademi Ödüllü bir yönetmen ve günümüzün en ünlü ve en güçlü film yapımcılarından biri. Çok sevilen ve ödül kazanan Mean Streets (Arka Sokaklar), Taxi Driver (Taksi Şoförü), Raging Bull (Kızgın Boğa), The last Temptation of Christ (Günaha Son Çağrı), Goodfellas (Sıkı Dostlar), Gangs of New York (New York Çeteleri), The Aviator (Göklerin Hakimi), The Departed (Köstebek )ve 2010 gişe rekortmeni Shutter Island (Zindan Adası) gibi filmlere imza attı.Scorsese ayrıca çok sayıda belgesel film de çekti:No Direction Home: Bob Dylan (Eve Dönüş Yok: Bob Dylan), Elia Kazan: A Letter to Elia (her iki Peabody Ödülü aldı), A Personal Journey with Martin Scorsese through American Movies, Il Mio Viaggio in Italia, yazar Fran Lebowitz'in hayatını anlattığı Public Speaking ve HBO için çektiği belgesel George Harrison: Living in the Material World (George Harrison: Fani Dünyaya Karşı).Brian Selznick'in çocuk kitabından 3D olarak uyarlanan Hugo adlı son filmi Akademi Ödülü ve Altın Küre adayı oldu ve yönetmene En İyi Yönetmen dalında Altın Küre ödülü kazandırdı. Scorsese şu anda pilot bölümünü yönettiği sevilen HBO dizisi "Boardwalk Empire" için Yürütücü Yapımcı olarak çalışıyor. Son filmi The Wolf of Wall Street 15 Kasım 2013'te vizyona girecek. Filmlerin saklanması, restorasyonu ve korunmasına yönelik kar amacı gütmeyen kuruluşlar olan The Film Foundation ve World Cinema Foundation (Dünya Sinema Vakfı) kurucusu ve başkanıdır.



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...