1.09.2013

The Conjuring :: Ev Değil Kötü Ruhlar Cehennemi


Öncelikle, 1960 yılından beri faaliyetlerini sürdüren ve doğaüstü olaylar hususunda en meşhur araştırmacılar olarak bilinen Ed (Patrick Wilson) ve Lorraine Warren (Vera Farmiga) çiftini tanıyarak işe başlamak en doğrusu olacak..
Zira filmimiz, her yerde konferanslar falan vererek, metafizik meraklılarını bilgilendiren bu çiftin tanıklıklarına ve anlattıklarına dayanmaktadır..

Katolik kilisesi tarafından Ed, 'Şeytan İlmi' konusunda önemli bir Demonolog, Lorraine ise durugörü yeteneği güçlü bir tür medyum olarak tanınır, ruhlar alemine meraklı kitleler tarafından da sevilip sayılırdı..

Kendilerini, 'tencere-kapak' benzetmesinin mümtaz birer temsilcisi olarak görüp takdir ettiğim bu arkadaşlarımızın çözüme kavuşturduğu bir olayı anlatarak başlar film..

İki genç kıza, yeni taşındıkları evde buldukları bir taş bebek üzerinden musallat olmaya çalışan bir iblisin ettiklerinin bir hikâyesidir anlatılan..


Ancak 1971 yılında, ABD'nin Rhode Island eyaletinin kırsalında vuku bulan acayip dehşetli bir başka olay, kendilerine -en hafif tabirle- 'enteresan' denebilecek bu 'ruhsal ikili'nin de asla unutamayacakları meş'um bir deneyim olacaktır..
Ki filmimizin de asıl konusunu işte bu vaka oluşturur..

Yerleşim yerlerinden oldukça uzakta, asırlar önce inşa edilmiş bir çiftlik evinde ortaya çıkan bir takım kötü ruhlar tarafından dehşete sürüklenen Perron Ailesi ve onlara yardım etmek için çabalayan Warren Ailesi..

Bir adet oğlan bulma umudu ve inadıyla durmadan çalışarak, en sonunda kendilerini tam beş adet kız çocuğuyla baş başa bulan Carolyn (Lili Taylor) ve Roger Perron (Ron Livingston) çiftinin yeni taşındıkları evde karşılaşacakları kâbus, keşke 'beş evlatlı ebeveyn' konsepti kadar tolere edilebilir olsaydı..


TIR şoförü olan baba Roger'ın -uyanıklık ederek- ucuza kapattığı anlaşılan bu tarihi ev, eskiden beri içinde ve civarında yaşanmış bir takım uğursuz olayların etkisiyle, adeta kötü ruhlar cehennemine dönüşmüştür..

Önce ailenin -duruma hemen uyanan- köpeğine takarak, zavallı hayvanı öldüren adı batasıca bu hortlaklar, daha sonra da çocuklardan başlayarak, tüm aileye musallat olurlar..
Eh bu durumda tek çare Warren'gillerdir elbet..

Bir evde daha önce yaşamış, ama o zaman zarfında çok istedikleri bazı şeyleri gönlünce yaşayamadan ölmüş insanların ya da başlarına gelen çok feci bir takım belalarla acı çekerek öteki tarafa göçmüş ruhların, kendinden sonra aynı evde yaşamak gafletinde bulunan 'zavallılar'a musallat olma, onları kafayı yedirtecek kadar korkutma, canından bezdirme hadisesidir, 'hayaletli/ cinli/ iblisli ev' fenomeni..


En fenası da tasallutta bulunan o kötü ruhun, ev halkından birinin içine girerek bedenini ve ruhunu ele geçirmesidir ki işin bundan sonrasına Demonoloji ana bilim dalı bakmakta, en sonunda orası da vakayı, Vatikan Devleti İlahiyat Fakültesi'nin Uygulamalı Exorcism bölümüne havale ederek, aradan sıyrılmaktadır..

Korku evrenine, Saw (2004) ile muhteşem bir giriş yapan yönetmen James Wan, bundan sonraki hiçbir filminde bu başarısını tekrarlayamadı..

'Astral seyahat' mevzulu Insidious(2010)'la hafiften kıpırdanır gibi olan Wan Sineması, şu son atağıyla da iyi ile vasat arasındaki malum yerini korumaya devam ediyor..


Korku klişelerini, herhangi birini dahi es geçmeden kullanan film, 'Hayaletli ev' mağduriyetinden, içine iblis kaçırmaya; ölümcül lanete bulaşmaktan, hayalet avcılığına ve ayrıca Katolik kilisesinden izin belgeli şeytan çıkarma ayinine dek, korku sinemasının en 'can alıcı' alt türlerini bir araya getiriyor..

James Wan'ın, en ufak bir yaratıcılık, türe katkı sağlayacak herhangi bir orijinallik içermemesine karşın, tüm bu unsurları -usta oyuncuların da katkısıyla- iyi bir biçimde işleyerek seyirciye sunabilmesi, artık onun sinemasal bir ustalığa eriştiğinin de göstergesi oluyor..


"Kötü ruhlar ne zaman, hangi delikten nasıl çıkacak acaba?" beklentisi dışında, pek de merak edilecek bir ortam yaratamayan -ayrıca bunun için acelesi de olmayan- filmin zayıf tarafı, öyküsünde sürprizlere yer vermemesi idi..

Rahatlıkla tahmin edilebilecek olayların yavaş yavaş gelişmesi, seyirciye, bunların oluşmasını sabırla beklemekten başka bir alternatif bırakmıyor..
Neyse ki hortlakların gazabına uğrayan aileyle, hayalet avcılığı yapan ailenin kendi yaşantılarına dair sahnelerle gerçekleştirilen geçişler ve mekan değişiklikleri, bu monotonluğu gidermede başarılı oluyor..


Büyük ihtimâl, 'iyi korku filmi' eksikliğinin çekildiği bir döneme rastladığından olmalı; en fazla 'eli yüzü düzgün' özelliğe sahip bir yapım olarak niteleyebileceğimiz The Conjuring'in başarı seviyesinin -gördüğüm kadarıyla- abartıldığını düşünüyorum..

O değil de filmin, bariz bir Hıristiyanlık propagandasıyla, zaman zaman adeta Vatikan destekli bir 'kamu spotu'na dönüşmesi, hassaslığıyla maruf özümü oldukça rencide etmiştir, arz ederim..

Son olarak izninizle, gerçek bir yaşam öyküsüne dayandığı özellikle ve ısrarla belirtilen filmin yapımcılarının kulağına eğilerek, "Atma Tayyip din kardeşiyiz," demek istiyorum..
Ve onlardan gelecek itirazları da, "Keşke böyle şeyler gerçek olsa bebeğim; ama benim bu masallara karnım tok," diyerek savuşturmayı düşünüyorum..





The Conjuring / Korku Seansı

Yönetmen: James Wan
Senaryo: Chad Hayes, Carey Hayes
Oyuncular: Vera Farmiga, Patrick Wilson, Lili Taylor, Ron Livingston
Yapım: 2013, ABD, 112'

  3 / 5


Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...