12.11.2013

Carrie :: Beni sizler delirttiniz!.


Son sınıfı idrak ettiği okulunda, akranları tarafından sürekli dışlanarak dalga geçilen Carrie White (Chloë Grace Moretz), evde de, dindarlığını bağnazlığa yükseltirken resmen 'psikopatın allahı' haline gelmiş annesi (Julianne Moore) tarafından zulüm gören bir şirin kızımızdır..

Kendisine uygulanan tüm bu olumsuz etkenlerle daha da içine kapanan, sessiz ve çekingen tabiatlı Carrie, son 'darbe'yi de kendi bedeninden alacaktır..

Okulun soyunma odasında duş alırken 'dehşetle' farkına varır ki regl olmuştur..

Diğer kızlardan bu konuda yardım istemek, onun yapacağı en büyük hatalardan biri olur..


Bu olay sonrası -beklendiği üzre- okulun bir numaralı dalga objesi Carrie'dir artık..


Kızcağızın ilk kez karşılaştığı bu doğal ve fizyolojik hadise hakkında hiçbir bilgisi yoktur..

"Kör olasıca annesi ne güne duruyor vre." deyu, bana yüklenmeyin lütfen..

Zavallı kız, sadece cinselliği değil, kızlı-erkekli karma eğitimi bile büyük günahlardan sayan bir 'dinci faşist' -pardon- 'muhafazakâr demokrat' zihniyetin ABD temsilcisi olan o anasından bu konuya dair ne bi bilgi, ne de yardım alabilmiştir ki..

İyi haber: Mezuniyet balosuna günler kala gerçekleşen bu olumsuz gelişme, Carrie’nin içinde uyuyan bir büyük gücün uyanmasına vesile olur..


Meğer o ezilen kız, düşünce gücüyle nesneleri hareket ettirebilen ya da fiziksel özelliklerini değiştirebilen bir 'telekinetik' değil miymiş..

Bence artık dostları ve özellikle de düşmanları ayaklarını denk alsalar, kendileri için çok daha hayırlı olacaktır..

Lâkin, ben kime diyorum ki allasen!.

Ünlü yazar Stephen King’in ilk romanından ilk kez 1976 yılında Brian De Palma tarafından uyarlanarak beyaz perdeye kazandırılan bir film, Carrie..

Şimdi ona bulunduğumuz yerden baktığımızda- öyle pek de ahım şahım bir yapım olmasa da, efektlerinin dönemin şartlarına göre iyi kotarıldığını, gerekli olan atmosferini layıkıyla oluşturarak etkili olabildiğini söyleyebiliriz..


Yönetmen Kimberly Peirce bu kez, aynı filmi 'bazı teknik katkılarla' günümüze uyarlayarak, bunun dışında da -neredeyse- her sahneyi aynen, ama özellikle de efektleri abartarak çekmeyi yeğlemiş..

Mevcut 'mebzul' olanakları kullanan yönetmenin böylesine coşmasını anlıyorum belki ama, sonuçta bunun karakterlere ve filme katkısı pek de olumlu yansımamış ki..
Sonuçta, bizim mahcup ama 'kudretli' kızımız, bir nevi 'Supergirl' haline dönüşerek komikleşmiş sanki..

Buna karşın -genel anlamda- o kadar da başarısız bulmadığım bir yeniden çevrimle karşılaştım diyebilirim..


Bence, zamanında büyük takdirle karşılanmış, efsaneye dönüşmüş her filmin remake'inin başına gelmesi hemen hemen kesin olan bir durumla karşı karşıyayız burada da..
Bu otomatikman devreye giren bir yanılsama, hatta bir inkâr mekanizması aslında..

Burada olduğu gibi, ortaya konan bu 'yeni şey' eskisinin kalitesine yaklaşamıyorsa eğer, tepki daha da şiddetli olacaktır..
Çocukluğumuzun ya da gençliğimizin atmosferiyle, anılarıyla ayrı bir büyü, bir kutsiyet kazanmış herhangi bir 'değer'i korumaya alma çabasından başka bir şey değildir bu tepkimiz..

Bu filmden hemen sonra De Palma'nın Carrie'sini yeniden izlediğimde, bu 'tuhaf gerçek' o kadar yalın göründü ki özüme..


Nedense- yüzünü her gördüğümde bana hep 'haza bir Katolik kadın' resmi çizen Julianne Moore, oyunculuk gücünü de ayrıca konuşturduğu, 'erkekleri kan kokusu almış birer köpek gibi gören anne' rolüne cuk otururken, daha önceden tanıştığım ama Kick-Ass (2010) sonrası kendisini 'manevi kızım' ilan ettiğim Chloë Grace Moretz de ondan geride kalmıyor..

O değil de, öyküdeki 'Sue Snell' karakterine itirazım halâ devam ediyor: Carrie'ye yaptıklarından ne kadar pişman olursa olsun- onun yaşındaki, güzelliğiyle popülerliğinin zirvesinde dolaşan bir kız, üstelik lise mezuniyet balosu gibi hayatının en önemli gecesini tek başına evde geçirmeyi kabullenemez, üstelik daha da acayip davranarak, yakışıklı sevgilisini bir başka kızla paylaşamaz yahu!.

Son olarak 'ne kadar ilginç bilmiyorum ama' bir saptamayla huzurlarınızdan ayrılayım: Adet kanıyla başlayıp, domuz kanıyla sona eren bir filmdir bu ve ikisinin de muhatabı Carrie'dir maalesef..


  3 5


Carrie / Carrie: Günah Tohumu

Yönetmen: Kimberly Peirce
Senaryo: Lawrence D. Cohen, Roberto Aguirre-Sacasa, Stephen King (Roman)
Oyuncular: Chloë Grace Moretz, Julianne Moore, Gabriella Wilde, Portia Doubleday
Yapım: ABD, 2013, 100'




Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...