8.03.2014

12 Years A Slave :: Zencisin Sen Köle Kal


12 Yıllık Esaret, bir adamın hayatta kalmak ve özgür olmak için yaşadığı inanılmaz ve gerçek hikâyeye odaklanıyor.

İç Savaş öncesi Amerika Birleşik Devletleri’nde ailesiyle birlikte özgür bir adam olarak yaşayan Solomon Northup (Chiwetel Ejiofor), köle olarak kaçırılır ve köle tüccarı Freeman’e (Paul Giamatti) satılır.

Özgürken müzisyenlik yapan Solomon’u önce William Ford (Benedict Cumberbatch), ardından da Edwin Epps (Michael Fassbender) satın alır..

Epps, zalim bir adam olmanın yanı sıra, beklenmeyecek bir nezakete de sahiptir.

Solomon sadece hayatta kalmak için değil, aynı zamanda onuru ve bir gün kavuşacağına inandığı özgürlüğü için de yaşamaya çalışmaktadır.

12 yıl süren unutulmaz esareti sonrası Solomon, Kanadalı kölelik karşıtı Samuel Bass’le (Brad Pitt) ve özgürlüğüyle yeniden tanışır.
Sonrasında ise tüm hayatı değişir.

Adeta, kölelik hakkında yazılmış bir ansiklopedi misali, o devirde olabilecek, yaşanabilecek her bi şeyin tek tek gösterildiği film -aslında- kölelik mefhumunun, onun hemen altında yatan bir unsurla ancak hayata geçirilebileceğini hatırlatır ve bunun da, ezelden beridir onları ezen zenginlerin, yoksul kesimden daha fazla nasıl yararlanabileceğini sorgulamanın bir sonucu olduğunu işaret eder..


Köle olmak için zenci olmanın şart olmadığını da görürüz; gariban bir beyazın, toprak sahibinin emri altında -köle gibi olmasa da- 'köpek' gibi çalıştırılabileceğini de..

Genel anlamda, özgürlüğü dahi elinden alınacak denli büyük bir haksızlığa uğrayan, ancak bu mağduriyetini kanıtlayacak her türlü olanaktan yoksun olarak, düştüğü içinden çıkılamaz durumdan -ne yaparsa yapsın- asla kendini kurtaramayacak bir insanın hallerini anlatıyor film..


Böylesine feci bir hale düşmek için öyle yeniden kölelik devrine dönmemize falan gerek yok yani..
Günümüzde de kolayca rastlıyoruz böylesine adaletsiz adaletin, haksız hukukun nice örneklerine..

Bu durumda neler yapmanın ya da neler yapmamanın pratiğini yaşar Solomon..

Onurunu ayaklar altına almadan hayatta kalmanın, hiç kolay olmasa da kendini kesinlikle öldürtecek isyanla zalime diklenmek yerine sabırla kabuğuna çekilmenin, başını öne eğerek dik durmanın, uyum sağlayarak fırsat kollamanın, bazen çok yakın, bazen de çok uzaktaymış gibi görünen o kaybedilmiş özgürlüğüne elbet bir gün kavuşacağına inanmanın pratiğidir bu..


Sevdiklerinin onu beklediği duygusu ise bu zorlu işin en önemli müteharrik gücüdür..

Elbette bambaşka tür ve üslupların karşılaştırması gibi olacak ama, devir aynı devir konu da kölelik olunca, bir Tarantino şaheseri olan Django Unchained'ı hatırlamamak olanaksız..

O ne kadar çarpıcı, renkli, hareketli, uçuk ve eğlenceli ise, 12 Years A Slave de aksine o denli iç karartıcı, mevcut şiddeti, istismara yaklaşan bir gerçekçilikle göstermeye meyilli, klasik üslupla bir hikaye anlatıcı..


Elbette bunun, senaryosuyla, yönetimiyle ve oyuncularıyla, gayet iyi kotarılmış bir iş olduğunu inkâr edecek değilim..
Ancak gelgelelim, En İyi Film ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar'larını alacak kadar da değil yani..


12 Years A Slave / 12 Yıllık Esaret

Yönetmen: Steve McQueen
Senaryo: John Ridley
Oyuncular: Chiwetel Ejiofor, Michael Fassbender, Benedict Cumberbatch, Lupita Nyong’o, Brad Pitt
Yapım: ABD, 2013, 134'

  3.5 5


1 yorum:

mor rimel dedi ki...

"En İyi Film" konusunda sana katılıyorum ama ben Lupita Nyongo'nun performansını çok iyi buldum

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...